İçeriğe atla
Mire Hukuk

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E. 1968/8, K. 1973/14, T. 22.12.1973

Künye

Mahkeme
Danıştay
Daire ya da kurul
İçtihatları Birleştirme Kurulu
Esas numarası
1968/8
Karar numarası
1973/14
Karar tarihi
22.12.1973
Resmî Gazete
14.06.1974 tarihli ve 14915 sayılı

Kararın tam metni

Kişisel veriler kurallarla çıkarılmıştır; köşeli ayraç içindeki işaretler çıkarılan bilginin yerini gösterir.

Re

T.C.

smı Gazete Kuruluş T a r i h i : (7 Teşrinievvel 1336)-7 Ekim 1920 Yönetim ve yazı işleri için Başbakanlık Neşriyat ve Müdevvenat Genel Müdürlüğüne başvurulur

14 H A Z İ R A N 1974

C U M A

Sayı: 14915 Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı Esas N o : 196ff/a Karar No : 1973/14

ÖZETİ: Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi veya intibak işleminin kanun­ suzluğunun tespitinden sonra idarece geri alın­ ması sonucu fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının kararda belirtilen istisnalar dışında ancak ilk kanunsuz ödemenin yapıl­ dığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde geri alınabileceği hakkında.

Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi işleminin kanunsuzluğunun tespitinden sonra geri alınması neticesi fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının geri alınıp alınamıyacağı hususunda Danıştay 5 inci Dairesinden birbirine uymayan aykırı ve çelişik karar­ lar çıkmış bulunduğundan bahisle [Ad Soyad] isimli davacı Danış­ tay Başkanlığına sunduğu dilekçe ile içtihadın birleştirilmesini istemiş­ tir.

B u istek Birinci Başkanlıkça da yerinde görülerek İçtihatları Bir­ leştirme Kuruluna havale edilmiş ve açılan dosya kanun sözcüsünün müta­ lâası almarak tekemmül ettirilmiş olduğundan Raportör Üyenin hazır­ ladığı rapor okunarak işin incelenmesine geçildi.

1964 - 363 sayılı dosyada, davacı [Ad Soyad], Ankara Sanat Enstitüsünde 500 üra ücretle çalıştırılmakta iken 1/4/1959 tarihinde 600 lira, 1/8/1962 tarihinde 700 lira ücrete yükseltildiği, emeklilik intibakı­ nın ise 2/11/1959 tarihinden itibaren 400 liraya, 2/11/1962 tarihinden itibaren de 450 liraya yükseltilmiş olmasına nazaran bunun 3 üst dere­ cesi olan 600 lirayı 2/11/1969, 700 lirayı da 2/11/1962 tarihinden itiba­ ren alabileceği gerekçesi ile tayin işlemleri geriye yürür şekilde dü­ zeltilmiş ve ücret farklarmm geri alınmasına karar verilmiştir. Davacı­ nın Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine açtığı dava sonucunda 5. Dairece verilen kararda «7244 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde hizmetli kadrolarda istihdam edilenlere verilecek ücretin emekliye esas ücret derecelerinin üç yukarı derece ücretini geçemiyeoeği hükme bağlan­ mış olmasına binaen davacının terfi tarihlerinin geriye götürülmesi yo­ lundaki idari kararda kanunsuzluk olmadığı» gerekçesiyle davanın bu kısmının reddine karar verilmiştir.

Davanın istirdada müteveccih kısmına gelince: «Her ne kadar idare hatalı işlemlerini düzeltme hakkını haiz bulunmakta ise de, idarî tasar­ rufun geriye alındığı tarihe kadar tevlit ettiği neticeleri tanımak idare hukuku esaslarından bulunduğu cihetle davacıya idarî tasarrufa müs­ teniden ödenmiş bulunan ücret farklarının geriye alınmasında isabet olmadığı» gerekçesiyle de davanın bu kısmı iptal ile sonuçlandırılmış­ tır, 1964 - 13Ö9 sayılı dosyada, [Ad Soyad] tarafından Millî Eği­ tim Bakanlığı aleyhine açılan dava, tarihler ve ücretler başka olmakla beraber konu aynı olması dolayısiyle yukarıda yazılı kararda olduğu gi­ bi kısmen ret, kısmen iptalle sonuçlandırılmıştır.

İçtihatların birleştirilmesi dileğinde bulunan [Ad Soyad]'la, Ah­ [Ad Soyad] isimli şahıslar tarafından Millî Eğitim Bakanlığı aleyhine açı­ lan 64 - 364, 64 - 809 sayılı dosyalarda, dava, tarihler ve ücret miktarları ayrı olmakla beraber konu esas itibariyle aynı olmasına rağmen, da­ vanın geri almaya müteveccih kısmı reddedilmiş ve ancak istirdada* müteveccih kısmı ise «Kanuna aykırı olarak yapılan terfi işlemine is­ tinaden davacıya fuzulen ödenmiş olan ücret farklarının istirdat olun­ masına dair işlemle de mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmadığı» ge­ rekçesiyle reddedilmiştir.

Açıklanan kararlar arasmda aykırılık bulunduğundan içtihadın bir­ leştirilmesinin gerekli olduğuna karar verilerek Raportör Üyenin açık­ lamaları ve Başkanunsözcüsü vekilinin «Aykırı içtihatların doğmasına sebep olan konu Türk Hukuku ile ilgili çevrelerin ve hukukçuların, özellikle mahkemelerin son zamanlarda çözümlemeye çalıştığı önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.

Danıştay'da içtihadın birleştirilmesi dosyası huzurunuza geldiği gibi Yargıtay'ca da bu konuda geniş kapsamlı bir içtihadı birleştirme kararı verildiği Yüce Kurulun malumudur, Sorunun kurulda incelenmesinde i k i yol tutulması mümkündür:

Birinci çözüm tarzı konuyu dağıtmadan ele almak ve idarî işlemlerin geri alınması sorununa değinmeden sadece geri alınmış bir idarî işleme dayanılarak ödenmiş bulunan paranın geri alınıp ahnamıyacağını karara bağlamaktır.

Yanılmıyorsam dosyanın raportörlüğünü yapan sayın arkadaşımın görüşü de böyledir.

İkinci yol konuyu daha geniş kapsamlı ele almak ve önce idarî işlemlerin geri alınma şartlarını incelemek, ondan sonra geri alınması mümkün olan işlemlere dayalı paraların geri alınıp alınmıyacağı so­ rununu incelemek olacaktır.

Biz Yüce Kurulca ikinci yolun izlenmesini öneriyoruz: Gerekçemizi şöyle özetlemek mümkündür: Doktrinde de belirtildiği gibi Türk H u ­ kuk düzenine özgü olan içtihatları birleştirme usulü Yüksek Mahkeme­ lere hukuku geliştirme ve ilerletmek fırsatmı veren önemli bir araçtır.

Danıştay'ımızın bu hukuk yaratma olanağından yeterince yararlanmadığı kanısı doktrince bir eleştiri olarak ileri sürülmektedir. İdarî kararların geri alınması sorunu ise Danıştay'ca bir sonuca bağlanmış değildir.

Dairelerin değişik kararlan vardır.

öte yandan huzurunuza gelmiş bu uyuşmazlığın çözümü, idarî iş­ lemlerin geri alınması şartlarının bir esasa bağlanmasını zorunlu kıl­ maktadır. Şöyle k i bir idarî işlem geri alınamazsa ona müstenit öden­ miş paranın geri istenmesi de söz konusu olmamak gerekir. İşlem geri alınabilecek işlemse o zaman bu işleme dayanılarak ödenmiş paranın geri alınmasının mümkün olup olamıyacağı ayrıca araştırılıp karara bağ­ lanması gereken bir konudur.

— 2 Bugüne kadar bu konulara ait Danıştay'dan verilmiş kararları göz­ den geçirmede yarar vardır.

Konumuzla ilgili en eski karar 4/7/1939 gün ve 39/203 sayılı karardır.

B u kararın, memur maaaşlarından bir mahkeme kararı olmadıkça ke­ sinti ve mahsup yapılamıyacağı, idarece bu yolda yapılacak işlemin idarî bir muamele olması nedeni ile bu konuda çıkacak uyuşmazlıkların Da­ nıştay'da görülmesi gerekeceği şeklinde özetlenmesi mümkündür.

B u konuya ilişkin ikinci karar 26/9/1952 gün ve 52/244 sayılı içti­ hadı birleştirme kararıdır B u içtihat kararında birleştirilen 5 inci Dairenin 22/9/1950 gün ve 50/2099 sayılı kararmın davacısı ve o zamanki Gemlik Ceza Yargıcı dava dilekçesinde yanlışlığı iddia olunan terfilerinin bir kararnameye müstenit olduğu, bu kararnameler ortada dururken kendisinden maaş farkı isten­ mesinin mümkün olamıyacagını iddia etmesine rağmen daire kararında bu hususa değinmeden «ıslâh muamelesinde kanunsuzluk» bulunmadı­ ğına karar verilmiş.

Kararın ikinci kısmında da «Usul hilafı sarfiyatın ahizinden istir­ dadı, Sayıştay'ın sorumlu saymana zimmet hükmüne ve onun da usuli dairesinde parayı alanlara hükmen rucû etmesinde bağlı» görerek re'sen yapılan istirdat işleminin iptaline karar verilmiştir. Böylece kararın konusu idarî işlemlerin gen alınmaması olduğu açıkça görülmektedir.

Yukarıya aldığımız özetten anlaşılacağı gibi yetkili makamca dava­ cının terfisi konusunda bir geri alma işlemi yapılmadan Danıştay böyle bir gen alma varmışcasına karar vermiştir.

Aynı içtihadı birleştirme kararında sözü edilen Dava Daireleri ka­ rarında ise 4 yıl once yapılan bir terfi işleminin yanlışlığını iddia etme­ nin idari işlemlerdeki istikrar prensibine aykırı düşeceği sonucuna va­ rılmıştır.

B u karara yazılan azınlık görüşünde kanunsuz muamelelerin her zaman geri alınabileceği ilkesinin ilmen ve içtihaden kabul olunduğun­ dan bahisle idarenin istirdat işleminde kanunsuzluk bulunmadığı ileri sürülmüştür.

Yukarıda değinilen içtihadı birleştirme kararında kullanılan terim­ ler dikkatle gözden geçirilirse görülür k i burada söz konusu olan «islâh» idarî kararın geri alınmasıdır.

Yukarıda da değinildiği gibi aykırı kararlardan 5 inci Daire kararın­ da zaten istirdada ait kısım iptal olunmuştur.

Şu halde memurların terfi konusuyla sınırlı da olsa idarî işlemlerin geri alınmasına ilişkin bir karar mevcuttur.

Aynı konuda Yargıtay'm görüşü ise Yüce Kurulun malumudur.

Araştırılması gereken konu içtihatların son durumu, özellikle Yar­ gıtay'ın bu konudaki içtihadı birleştirme kararı karşısında memurların terfileri de dahil olmak üzere idari işlemlerin geri almması konusunun yeniden bir karara bağlanması gerekip gerekmıyeceği sorunudur.

Yukarıda değinilen içtihat karan sadece memurların terfi işlemle­ rine ilişkindir. Halbuki idare hukukunda idarî karar denen ve geri alınması söz konusu olan kararlar, bilindiği gibi sayılamıyacak kadar çeşitlidir. B u nedenle konunun geniş kapsamlı bir karara bağlanması faydalı olacaktır. Çünkü bu konuda Danıştay'ın çeşitli dairelerinden ve­ rilmiş değişik kararlar vardır. Konunun genel bir ilke içerisinde toplan­ ması faydalı olacaktır.

Bundan başka Yargıtay bu konuyu karara bağlamıştır. Biz Danış­ tay olarak konuyu kesin bir karara bağlamazsak idarenin Yargıtay iç­ tihadına göre işlem yapmasına yol açmış olabilinz. E n azından idarenin, mevcut ıkı karardan hangisine uyulacağı sorunu ortada bırakılmış olur.

B u konuda karar vermekle idareye ışık tutulacak, çeşitli kararlar ara­ sında yolunu şaşırmasına sebep olmaktan kurtulmuş olacağız.

Öte yandan Yargıtay Fransız mahkemeleri içtihatlarının aynen Tür­ kiye'de uygulanması ilkesini benimsemiştir. Biz aşağıda arz edileceği gibi Yurdumuzun gerçeklerine de uyacak bir içtihadın kabulüne taraf­ tarız.

Sorun bu şekli ile alındığında önce idarî kararların geri alınması ve bu işlemlerden doğan tum davaların hangi yargıda çözümleneceği me­ selesi incelenmelidir.

Arkasından idarî işlemlerin geri alınma koşulları saptanmalı, daha sonra da geri alınabilen bir idarî işleme dayalı olarak yapılan işlemlerin geçerliliği, bu arada bu işleme müstenit paraların geri alınıp almamıyacağı sorunu karara bağlanmalıdır.

A - Görevli yargı yeri sorunu: Uyuşmazlık ve davaların hangi yargı yerinde çözümleneceği, bu konuda kanunlarda açık bir hüküm bulun­ mayan hallerde ki çok kere böyledir, idarî ve adlî yargı ayrımının da yandığı genel ilkelere göre çözümlenir. Çözümlemekle meşgul oldu­ ğumuz bu olaya ilişkin kanunlarda göreve ilişkin bir hüküm bulunma­ dığı kanısındayız. Şu halde sorunu adli-idarî yargı ayrımının genel ölçülerine göre çözümlemek gerekecektir.

Anayasamızın 140. maddesine göre Danıştay, idarî uyuşmazlıklan ve davaları görmek ve çözümlemekle görevlidir.

521 sayılı Danıştay Kanu­ nunun 29 uncu maddesinde de aynı ifadelerle idarî uyuşmazlıkların Da­ nıştay'da karara bağlanacağı belirtilmiş bulunuyor.

Şu halde söz konusu davaların çözümünde yetkili yargı yerinin ta­ yininde açıklığa kavuşturulması gereken husus, idarî işlemlerin geri alın­ masının bir idari işlem olup olmadığıdır.

öyle sanıyorum k i idarî işlemin geri alınmasının da bir idarî iş­ lem olduğunda yüce kurul üyeleri arasında bir duraksama yoktur. Aykın düşünce bu geri alma işlemine dayalı olarak ödenmiş paralann geri istenmesinden çıkan uyuşmazlıkların çözümünde ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay'ın aynı konuda vermiş bulunduğu 27/1/1973 gün ve 1973/2 sayılı içtihadı birleştirme kararında da açıkça belirtildiği gibi olaya ida­ re hukuku kurallarının uygulanacağı, iddia edilen sebepsiz zenginleşme­ nin sebebi idare hukuku kurallarının uygulanmasından doğmuşsa, başka bir ifade ile bir kamu hukuku ilişkisinden doğmuşsa sorunun idare hu­ kuku kurallarına göre inceleneceği ve ortada sebepsiz zenginleşme olup olmadığına buna göre karar verileceği esası benimsenmiştir.

Böyle bir araştırma ise bu konuda uzmanlaşmış idarî yargıda ya­ pılmalıdır. Öyle sanıyoruz ki bir idarî işlemin geçerliği, doğurduğu so­ nuçlar ve geri alınma koşulları, münhasıran idarî yargının görevine giren tipik örneklerdir.

Doktrin incelendiğinde bunun böyle olduğu görüldüğü gibi mah­ keme içtihatları da aynı doğrultudadır.

a - Yukarıda değinilen 1939 tarihli içtihadı birleştirme kararında « Devlet alacağına mahsuben kesintide bulunmasının idari bir muame­ le olduğu ve Devletin nüfuzuna müstenid bulunduğu zahirdi, idarî muamele ve kararlar aleyhine ise Devlet Şûrasına başvurma hakkı ka­ nunla tanınmış olduğundan sırf Devlet nüfuzuna dayanılarak maaşlar­ dan yapılmak istenen takaslar aleyhine açılacak davaların Devlet Şûra­ sının yetkisi dahilinde olduğu» belirtilmiştir.

İstesek de istemesek de esinlenmek zorunda olduğumuz Fransız iç­ tihatlarına gelince; Uyuşmazlık Mahkemesi 25 Mart 1957 günlü kararın­ da « . . . kamuya ait bir hastane ile onun yaptığı kamu hizmetine katüan he­ k i m arasındaki ilişkinin kamu hukukundan doğan bir ilişki olduğu, da­ vacı özel kurumla hastanenin personeli arasında ortaya çıkan olaylar kamu hizmetinin yürütülmesi vesilesiyle doğmuş bulunduğundan uyuş­ mazlığın kamu hukuku kurallarına göre çözümlenmesi, bu nedenle de böyle bir uyuşmazlığa bakma yetkisinin sadece idarî yargıya ait ola­ cağı» gerekçesiyle bölge idare mahkemesinin görevsizlik kararını kaldır­ mıştır.

Fransız Danıştay'ıda yerleşmiş içtihadı ile aynı görüştedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle biz bu çeşit uyuşmazlıkların sadece Danıştay'da görüleceğini düşünmekteyiz.

B - İdarî kararlarm geri alınması sorunu; yukardaki açıklama­ larımız da bu sorunun bir çözüme bağlanmasının zorunlu olduğuna de­ ğinmiştik.

Yargıtay kararında belirtilen istisnalar ve olayda açık kanunsuzluk hali hanç, kanunsuz işlemlerin geri alınmasının idarî dava açma süre­ si ile sınırlı olacağı şeklinde bir karar verilmesinin isabetine inanıyoruz.

Çünkü usul ve yargılama hukukunun ihmali asla kabul edilemiyecek kurallarından biri de tarafların eşit olanaklardan yararlanmasıdır.

B i r idarî karar aleyhine idarî dava süresi içinde ilgililer dava aç­ mazsa işlem kesinleşir ve ilgili bu kanunsuz işlemin sonuçlarına katla­ nır ve katlanmak zorundadır. Şu halde idare de dava süresi sonunda kanunsuz olduğu ileri sürülen işleminin sonucuna katlanmalıdır. Kaldı ki idare böyle hallerde gene de imtiyazlı durumdadır.

Onun aldığı kanunsuz kararın alınmasında en küçük bir katkısı bu­ lunmayan idare olunan, süresinde dava açmazsa bu kararın sonuçlarına katlanıyor. Halbuki idare kendi ihmali, bilgi azlığı sonucu bu kararı aldığına göre dava süresi geçtikten sonra bunun sonuçlarma öncelikle katlanmalıdır.

Bundan başka idare hukukunun diğer önemli bir ilkesi de İdari iş­ lemlerdeki doğruluk karinesidir.

B u ilke İdarenin tek taraflı kararlarına vatandaşın uyma zorun­ luluğunu doğurur.

B u ilkenin tabii sonucu olarak idarî işlemlerde devamlılık, istik­ rar esasdır. B u esas o derece önemli sayılmıştır k i idarede kararsızlıktansa kanunsuz işlemlere bir süre sonra kanuniyet tanımak ehveni şer sayılmış, gene bu ilkenin sonucu istikramı temini için idarî işlemler aleyhine açılacak davalar için hususi hukuktan çok daha kısa dava sü- - 3 - resi tanınmış, bazan bu süre 10 günlük gibi çok kısa bir müddete ka­ dar indirilmiştir. Ayrıca yürütmenin durdurulması kararı verilmekdikçe dava açılması kararın uygulanmasına engel sayılmamıştır. B i r idarî işlemin her «aman geri almması ihtimali tehdidi altında bırakılmasın­ dan doğacak itimat buhranına Yüce Mahkemenin son vermesinin ülke yararına ve hukukun genel ilkeleri doğrultusunda olacağı kanısındayız.

C — Yukarda açıkladığımız ve önerdiğimiz hal tarzı kabul olun­ maz, başka bir anlatımla kanunsuz işlemlerin her zaman seri alırmpsı kabul edilecek olursa, b u işlemlere dayalı olarak ödenmiş paraların geri alınmasının mümkün olup olamıyacağı sorununu ayrıca incelemek gerekecektir.

İdarî işlemlerde doğruluk karinesi bulunduğundan, aksi yetkili merci veya makamlarca saptandığı tarihe kadar doğru kabul edilen bir işlemin doğurduğu sonuçların da doğru olması gerekmektedir. B u kura­ lın aksini düşünmek idarede ve toplum yaşantısında kargaşayı ve anar­ şiyi davet demektir.

Durumu bir örnekle açıklamak gerekirse:

B i r İle atanan valinin atanma işleminin yanlış olduğunun anlaşılması üzerine bu işlemin ge­ r i alındığını kabul edelim. B u durumda bu valinin yaptığı bütün iş­ lemlerin geçersiz sayılması gerekecektir. İta amiri olarak harcadığı pa­ ralar, yaptığı atamalar, verdiği idarî ve yargısal kararlar tüm geçersiz olacak. Bütün bu kararların geçersiz olacağını nasıl kabul edemezsek aynı şekilde valinin aldığı aylığın geri alınmasını da kabul edemeyiz.

Çünkü hususî hukukta kullanılan deyimle ortada sebepsiz zenginleşme söz konusu olmadığından bu paranın geri alınması da kanımızca müm­ kün değildir. Yalnız burada bir idarî işlemin hukuki sonucu olan öde­ melerle maddî hataları ayırmak gerekmektedir. B i r aylığın, bir alacağm hesaplanmasında yapılan hatalar genel zaman aşımı içersinde geri istenir ve alınır. Çünkü bunlar bir idari işlemin sonucu değildir.

D — Geri alınması mümkün olanların takip ve tahsil usulüne ge­ lince : Geri alınan idarî işlemlere • dayalı ödemelerden doğan kamu ala­ cağının idarî bir kararla saptanması, bu kararın ilgiliye tebliğ edilmesi ve uygulamaya geçmeden dava süresinin beklenmesi gerekir. Dava açı­ lırsa davanın sonucuna göre işlem yapılması, süresinde dava açılmaz­ sa 6183 sayılı kamu alacaklarının tahsili hakkındaki kanun hükümlerine göre takip ve tahsilde bulunulması gerekeceği kanısındayız.

ÖZET:

a) İdarî işlemlerin geri alınmasına ve buna dayalı işlemlerden do­ ğan davaların idari yargıda görülmesi;

b) Yokluk, butlan, açık kanunsuzluk ve ilgilinin hile veya yalan beyanına dayananlar ayrık olmak üzere, diğer kanunsuz idarî işlemlere dayanılarak ödenmiş paraların, paranın ilk ödendiği tarihten itibaren ida­ rî dava açma süresi içerisinde geri istenebileceği;

c) Yukarıda D bendinde açıklanan esaslara göre takip ve tahsil işlemlerinin yürütülmesinin uygun olacağı düşünülmektedir» şeklindeki düşüncesi dinlendikten sonra gereği düşünüldü:

1 — Gerek Türk, gerekse yabancı idare hukuku yazarlarına ve yargı kararlarına göre bir idarî işlemin geri alınması onun yapıldığı tarih­ ten itibaren hukukî hayattan çıkarılması, silinmesi neticesini doğu­ ran ikinci bir idarî işlemdir. Geri alma tasarrufu ile ilk işlem ortadan kalkar ve bu ortadan kalkış geriye yürür sonuçlu olup işlemin ilk ya­ pıldığı tarihe kadar uzar ve işlemin bu arada doğurduğu hukukî so­ nuçları da etkiler. Geri alma ile yargısal iptal amaç ve sonuç bakımın­ dan birbirine çok benzerler. Konumuz da; geri alma ile etkilenen hukukî sonuçlardan b i r i olan aylık farklarının istirdadı keyfiyetidir.

Nitekim idare, bu hususu da geri alma kararının ikinci bir bölümü olarak te­ lâkki etmiş ve kanunsuz tasarrufa istinaden ödenen aylık farklarının istir­ dadına karar vermiştir. İstirdat kararı, geri alma ile etkilenen ve ortadan kalkması dolayısiyle dayanaksız kalan aylık farklarının da geri alınma­ sını kapsayan geri alma kararının devamı, başka bir deyimle sonucudur.

Geri alma kararının idarî bir karar olduğunda kurulumuzda hiç brr tereddüt olmamıştır. Çünkü bu kararda idari kararlarda bulunması ge reken niteliklerin hepsi mevcuttur.

Bunun sonucu ve devamlı olan is­ tirdat tasarrufunun da idarenin amme gücüne dayanarak verdiği idarî bir karar olduğundan şüphe edilemez.

Anayasanın 140 mcı maddesine göre Danıştay idarî uyuşmazlıkları ve davaları çözümlemekle görevlendirilmiş ve 521 sayılı Danıştay Ka­ nunun 29 uncu maddesinde de idarî uyuşmazlıkların Danıştay'da ka­ rara bağlanacağı belirtilmiş bulunmaktadır. B u durumda gerek işlemin geri alınması ve gerekse paranın istirdadı konusunda verilen idarî ka­ rarlara yapılan itirazların çözüm yerinin Danıştay olduğunda şüpheye yer yoktur:

Görüşme sırasında 939-203, 939- 155 sayılı Tevhidi İçtihat Kara­ rının halen yürürlükde olduğu, bu tevhidi içtihat kararma göre memur aylıklarından tevkifat icrasının kanunlarda hususi bir hüküm olmayan ahvalde katileşen kazaî bir kararla kabil olacağının hükme bağlanmış bulunduğu bu karar değiştirilmekdikçe idarenin istirdada başvuramıyacağı iddia edilmiş isede; sözü edilen tevhidi içtihat karariyle, idarenin memur aylıklarında yaptığı bir mahsup dolayısiyle açılan davalarda b u konuda Danıştay'ın veya adliye mahkemelerinin hangisinin görevli ol­ dukları hususunda Danıştay'da birbirine aykırı kararlar çıkmış olduğun­ dan içtihadın görev noktasından birleştirilmesi nedeniyle açılmış bir dosya üzerine mahsup kararının idarî bir karar olduğu ve bunlara karşı yapılan itirazlarm Danıştay'ın görevine dahil bulunduğu içtihadın bir­ leştirilmesi yoliyle karara bağlanmış olduğundan, bu içtihat kararının tebdiline mahal yoktur. Bilâkis karar kapsamı bu hususta yapılan tasarrufların idari olduğu ve Danıştay'da dava konusu edilebileceği noktasındaki görüşü teyit etmektedir.

B u hususta varılan sonucu özetlemek gerekirse, idare bir adliye mahkemesi kararı olmadan istirdat kararı verebilir; geri alma ve bu­ nun sonucu olan istirdat kararlarına yapılacak itirazların tetkiki Da­ nıştay'ın görevi dahilindedir.

2 — Geri alma ve sonuçları konusunu en çok inceleyen Fransız Da­ nıştay'ında 1922 tarihine kadar hiç bir süre düşünülmeksizin sakat ta­ sarrufların her zaman geri alınabileceği karara bağlanmış iken, b u ta­ rihte verilen Dame Cachet karariyle süre üzerinde durulmuş ve geri alınacak kararın hak doğuran sakat bir karar olması nedeniyle ancak dava açma süresi içinde ve dava açılmışsa karar verilinceye kadar geri alınabileceği kabul edilmiş ve b u görüş bazı istisnalar dışında bu güne kadar devam edegelmiştir. Gerek Türk gerek yabancı doktirinde gerekse yargı kararlarında geri alma işleminin, idarî işlemlerin geriye yürümez­ liği prensibine istisna getirdiği, bu prensibin kazanılmış haklarla mües­ ses durumları korumak ve hukuki münasebetlerde istikrar sağlamak ihtiyaç ve zaruretinden doğduğu, ancak hukuka uygunluğu yerine getir­ menin de bir hukuk kuralı olduğuna göre sakat tasarrufların geri alı­ narak hukuka uygunluğu sağlamanın da bir zorunluluk olduğundan bahsedilmiş, aynı zamanda toplumda istikrar ve güvenlik sağlamanın da hukukun amacı olduğu açıklanmıştır. Bütün bu prensipler göz önüne alınarak istikrar prensibinin ağırlık kazanması sonucu dava açma süresi ve zaman aşımı müessesesi ortaya çıkmış bulunmaktadır. İptal davası açmak için şahıslara belirli bir süre verilip bu sürenin geçmesi halinde idarî tasarruf sakat olsa dahi yapay bir sıhhat kazanır duruma girdiğine göre, yine sakat bir idarî tasarrufun geri alınması için iptal davası açma süresine denk bir sürenin tanınması fikri Fransa'da gerek doktirinde gerek Fransız Danıştay'ında genellikle kabul edilmiştir.

Danıştayımızca 1952 yılında kabul edilen 952-151, 952 - 244 sayılı tev­ hidi içtihat kararında, kanunsuz yapılan bir terfiin memur lehine mükte­ sep bir hak doğurmayacağı aşikâr olmakla beraber, bu işlemin bir çok tesir ve neticeler tevlit ettiği ve idarece kanunsuz bir terfi işleminin her zaman geri alınabileceğini kabul etmenin istikrar esasiyle bağdaştırılmasının mümkün olamıyacağı, memur hakkında kanuna uygun müteaddit terfiler cereyan ettiği takdirde idare tarafından kanunsuz terfiin geri alın­ masının tecviz edilemiyeceği açıklanmış ve dairelerimiz b u kararın, ışığı altında, olayların nitelik ve özelliklerine göre istikrar prensibini tatbik edegelmiş bulunmaktadırlar.

Kurulumuzda yapılan konuşmalarda; istikrar, kanunilik ve kamu ya­ rarı kuralları yanında iyi niyet kuralı üzerinde de önemle durulmuştur.

İdarenin sakat ve dolayısiyle hukuka aykırı terfi veya intibak işlemine idare edilenin gerçek dışı beyanı veya hilesi sebep olmuşsa veyahut geri alman idarî tasarruf yok denilebilecek bir illetle malülse yahut bir terfi veya intibakta idare edilenin kolayca anlıyabileceği kadar açık bir hata mevcutsa ve idareyi haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye imkân yoktur. Binaenaleyh bu kararlara dayanılarak yapılan ka­ nunsuz ödemeler için süre düşünülemez ve her zaman istirdat olunabilir.

Ancak, bunun dışında kalan hatalı ödemeler için memurun iyi niyeti istikrar ve kanuniyet kadar önemli bir kural olduğundan yukarda yazılı istisnalar dışında kalan hatalı ödemeler 90 gün içinde istirdat edilebilir ve 90 günlük sürenin başlangıcı da hatalı ödemenin i l k yapıldığı tarihtir.

SONUÇ :

1 — İdarenin, hatalı terfi veya intibak işlemine dayanarak ödediği meblâğın istirdadına, bir mahkeme kararma lüzum olmadan karar verebi­ leceğine ve bu karara karşı açılacak davaların çözümünün Danıştay'ın gö­ revi içinde olduğuna 21/12/1973 gününde yapılan müzakerede oyçokluğuy­ la, 2 — İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayana­ rak ödediği meblağı her zaman geri alabileceğine 22/12/1973 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle, - 4 - 3 — Yukarıda belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin istirdadının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde kabil olduğuna ve 90 günlük süre geçtikten sonra istirdat edilemiyeceğine 22/12/1973 günü yapılan müzakerede esasta ve gerekçede oyçok­ luğuyla karar verildi.

Yalnız 21/12/1973 günlü görüşmede bulunanlar ( + ) yalnız 22/12/1973 günlü görüşmelerde bulunanlar ise (+ +) şekilde işaretlenmiştir.)

KARŞI OY

X — İdarî bir işlemin Kanuna aykırılığı nedeniyle geri alınması üzerine, bu işlemin tesis ve geri alınma tarihleri arasında, Kanuna aykırı olarak fazla ödenen paraların memurların maaşlarından re'sen takas ve is­ tirdadı dolayısiyle çıkan anlaşmazlıklar K. 39/203 sayılı İçtihadı Birleş­ tirme Kararı gereğince Danıştay'ca incelenmektedir.

4/7/1939 gün ve E . 39/155, K. 39/203 sayılı İçtihadı Birleştirme Kara­ rında; «Memur maaşlarından tevkifat icrası, kanunlarda hususî bir hü­ küm olmayan ahvalde kat'ileşen kazaî bir kararla kabildir. B u yolda bir mesnet yok iken maliye idarelerinin maaşlardan devlet alacağına mahsu­ ben katiyatta bulunmaları da idarî bir muamele olduğu ve devletin nü­ fusuna müstenit bulunduğu zahirdir. İdarî muamele ve kararlar aleyhi­ ne Devlet Şûrası'na müracaat hakkı kanunla tanınmış olduğundan sırf devlet nüfuzuna istinatla maaşlardan yapılmak istenen takaslar aleyhine açılacak davaların Devlet Şûrası'nın selâhiyeti dahilinde olduğuna» denil­ mektedir. B u İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince fazla ödenen para­ nın, memur aylıklarından re'sen istirdat edilmesi ancak i k i halde caiz görülmektedir. Bunlardan biri -T. C. Emekli Sandığı, Harcırah ve Amme Alacakları kanunlarında veya diğer kanunlarda olduğu gibi, kanunlarda istirdat hakkında açık bir sarahat olması, diğeri de kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmasıdır. Sözü edilen i k i hal dışında, devlet nüfusuna dayanı­ larak memur aylıklarından re'sen istirdat ve takas şeklinde idarece yapı­ lan müdahaleler yıllarca Danıştay'ca önlenmiştir, içtihadı Birleştirme Kararının ve onu çıkaranların anlayış ve amaçlarının, i k i hal dışında, ida­ renin memur aylıklarından re'sen istirdat yapılamıyacağı yolunda bu­ lunduğu, Danıştay Dava Daireleri ve idarenin yıllarca süren uygulamaları­ nın bu şekilde cereyan etmesi ve literatürün de bu anlayışa göre yerleş­ mesi (Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt III sahife 1464; İsmet Giritli, Pertev Bilgen, İdare Hukuku sahife 91) ile sabit­ ti : Danıştay çeşitli tarihlerde bu anlayışa sadık kalmış ve kararlarında bu anlayışı zedelemiyecek şekilde, çeşitli gerekçelere yer vermiştir. Gerekçe­ lerde kanuna aykırı olarak fazla ödenen paraların, ya Sayıştay'ın muhasi­ be zimmet hükmetmesi ve muhasibin de adalet mahkemelerinde memura rücü etmesi suretiyle geri alınabileceği veya idarî işlemlerin iptaline ka­ dar hükümlerinin tanınması gerektiği veya idarenin memur maaşlarına istirdat ve takas yoluyla müdahale edemiyeceği ve bu husustaki kararla­ rının icrai bir karar olmadığı belirtilmiştir. İki hal dışında idarenin me­ mur maaşlarını re'sen istirdat ve takas suretiyle yaptığı müdahaleler asla isabetli görülmemiştir. K. 39/203 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı değiş­ tirilmedikçe, kanunlarda sarahat olmayan hallerde veya takas ve istirdat hakkında adlî yargıdan bir karar alınmadıkça veya memurun rıza ve mu­ vafakati bulunmadıkça memur maaşlarından bir kesinti yapılamaz.

Diğer yandan istirdat karar ve işlemi objektif hukuki durumlar ihdas etmemesi, muhatabın belli bir kişi olması ve belli kimseleri istihdaf etmesi bakımından düzenleyici bir işlem değildir.

İstirdat işlemi bir şart tasarrufu değildir. Şart tasarrufta hukuk aleminde ön­ ceden tespit edilmiş bir hukukî statünün bulunması ve memurun da bu statüye ithal veya bu statüden çıkarılması gerekir. İstirdat işlemi, memurun kanuna aykırı olarak aldığı para miktarına göre onun borç­ landırılmasını ve bu borcun re'sen ondan tahsilini amaçlar. B u haliyle sübjektif bir tasarruf olabilir. Gerçekten önceden mevcut olmayan ve belli bir kişiye has hukuki durumlar tesis eden tasarruflara hukuk aleminde sübjektif tasarruf-lar denilmektedir. Kanunlarla belli kişile­ rin özel durumlarına göre, borçlandırılmaları, kanunun tanıdığı bir yetkiye dayanıyorsa, bu takdirde idarece yapılan .işlemler sübjektif tasarruf niteliğindedir. Ancak bir tasarrufun sübjektif tasarruf olması için de, o tasarruf veya işlemin hukukî bir sonuç doğurması yeni hak ve vecibeler tesis etmesi lâzımdır. B i r işlem hukukî sonuç doğurmuyorsa, o işlem idarenin iç bünyesini ilgilendirir.

İcrai karar niteliğinde bir işlem olamaz. Üçüncü şahısların hukukî durumlarını etkileyemez. Üçün­ cü şahısların re'sen borçlandırmaya ve re'sen tahsile muvafakatlanm zorunlu kılan kanunlarımızda bir hüküm yoktur. Gerçekten T. C. Anayasa'smın 6 ncı maddesinde, yürütme görevinin kanunlar çerçevesinde yerine getirileceği yazılıdır. Anayasa'nın 6 ncı maddesine ait Anayasa Komisyonu Raporuyla bu maddenin Temsilciler Meclisinde yapılan görüşmelerinde, Anayasa Komisyonu sözcüsü tarafından; yürütmenin sadece kanunların uygulanması demek olduğu, Fransa'da olduğu gibi kanun olmadan dahi icraya bazı yetkilerin tanınmadığı, yürütme orga­ nının kaynağını kanundan almayan tasarrufta bulunamıyacağı, bütün kanunların mer'iyetten kalktığının kabulü halinde, idarenin veya icra-, nın vatandaşlar için riayete mecbur oldukları kararlar almak imkânı­ nın kendiliğinden ortadan kalkacağı, bu nedenle de yürütmenin yetki olarak değil görev olarak isimlendirildiği ifade edilmişitr Atama, yükselme ve intibak işlemlerinin kanuna aykırılığı nedeniyle, geri alın­ ması üzerine, memura fazla ödenen paraların idarece re'sen istirdat edileceğine dair bir kanun hükmü ise mevzuatımızda yer almamıştır.

T. C. Anayasa'sının 6 ncı maddesi de, kanunlarda sarahat olmayan ve yetki verilmemiş bulunan hallerde, memur maaşları hakkında icrai ka­ rar alınmasına ve bunların idarece re'sen icrasına cevaz verilmemiş bulunmaktadır.

Ferdin mülkiyet hakkı ve Patri muvamna müdahele ancak kanunlarda sarahat olmasıyla kabildir.

öte yandan genel olarak borç ya bir kanun veya akitten doğar.

Aylıklarından kesinti yapılmasına memurun rıza ve muvafakati olma­ dıkça akitten söz edilemez. Kanundan doğan borçlar da ya haksız İkti­ sap veya haksız fiil şeklinde tecelli edebilir. Yapılan bir atama, yükselme ve intibak işleminin geri alınması yolundaki işleme karşı açılan davanın Danıştay'ca reddi halinde, ilk atama, yükselme ve intibak işleminin kanuna aykırılığı hükmen tespit edilmiş olur. Böylece kanuna aykırı olarak yapılan atama, yükselme ve intibak işlemleri üzerine yapılan fazla ödemelerin de haksızlığı sabit olur. B u ödemeler idarenin Patrimuvanında bir azalma ve memurun patrimuvanında da bir fazlalık mey­ dana getirdiğinden bu iktisabın haksız iktisap olduğu meydana çıkar.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunim 1 inci maddesinde; « İdarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğan » alacakları hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında'ki Kanunun uygulanmıyacağı yazılıdır.

B u Kanuna ait Geçici Komisyon raporunun 1 inci madde ile ilgili kısmında; « . . . Yukarıda da işaret edildiği veçhile bu nevi amme alacaklarının aynı zamanda hak­ sız fiil ve haksız iktisaptan mütevellit olmaması icabedeceğinden ve tatbikatta ekseriya vaki olduğu veçhile memurların fazlai mehuzatından mütevellit tahakkuk ettirilen borçları haksız iktisap mahiyetinde olduğundan, bittabi bunlar hakkında işbu kanun hükümleri tatbik edilemiyeceği gibi borçlu addedilenlerin yazılı muvafakati mevcut olma­ dıkça mahsup ve tevkif muamelesi de yapılamıyacak ve fazlai mehuzatın takip ve tahsil ancak umumî adalet mahkemelerinden karar istih­ saline vabeste bulunacaktır.» denilmekle de kanuna aykırı olarak alı­ nan paraların aylıklarından re'sen istirdadına, Amme Alacaklıları Kanu­ nu ile de cevaz verilmediği ve bu alacakların adalet mahkemelerinde takibedileceği anlaşılmaktadır.

B u nedenlerle kanunlarda sarahat olmayan hallerde idarece memur aylıklarından re'sen istirdat yapılamaz. İstirdadın mümkün olup olma­ dığı veya memur tarafından alınan bu paraların iadesi gerekip gerek­ mediği yolundaki anlaşmazlıkların çözüm yeri adalet mahkemeleri ol­ duğu cihetle çoğunluk kararma karşıyım.

KARŞI O Y

X X — İçtihatları Birleştirme konusu, yanlış olarak yapılmış olan bir terfi veya intibak işleminin yasalara uymadığının saptanmasından sonra, bu nedenle ödenmiş olan maaş ve ücret farklarının geri alınıp alınamıyacağına ilişkindir.

Konuya girerken bir hususun hemen belirtilmesinde zorunluk var­ dır. Anayasamızın 6 ncı maddesinde açıklandığı şekilde, yasama ve yargı yetkilerinden farklı olarak yürütme organına, ancak kanunlar çerçevesin­ de görevler verilmiştir. Anayasa Komisyonu raporunda değinildiği gibi «....yürütme sadece kanunların uygulanması demektir. Kanun olmayan yerde Türk hukukuna göre yürütme de yoktur. Yürütme organı, kaynagıru kanundan almayan bir tasarrufta bulunamaz» (Temsilciler Meclisi T u tan Dergisi, C U t : 2 - S. Sayısı: 35).

Doktrinde de idareye, re'sen hareket serbestliği, umumî ve mutlak bir yetki tanınmaz. Onun kanunlarda açıklanan belirli ve sınırlı yetkileri kullanabileceği söylenir. (Örneğin; Prof Lutfi Duran-İdare Hukuku Me­ seleleri - 1964 Sayfa: 150).

Olayda, devletle memur arasında bir alacak-borç münasebeti var­ dır.

Devletin alacağı genellikle kamu alacağı ve adi alacak olmak üzere bir ayrıma tabi tutulmaktadır. K a m u alacakları; vergi resim, harç, para cezaları gibi Devletin egemenliğine dayanan ve kamu hizmetlerinin karşı­ lığını teşkil eden alacaklardır. İdare bu alacakları için imtiyazlıdır; kendi­ liğinden hareket eder; kamu hukuku hükümlerine göre icraî kararlar alır.

Adî alacaklarında idarenin diğer fertlerden farkı yoktur.

Gerçekten, hüküm alınmaya hacet kalmadan idarenin re'sen alaca­ ğını istirdadı, ancak yasaların buna açıkça cevaz vermesi halinde müm- — 5 kündur; 6245 sayılı Harcirah Kanununun 59 uncu Memur Meskenleri in­ şası Hakkındaki 4626 sayılı Kanunun 5 inci ve 5434 sayılı Türkiye Cum­ huriyeti Emekli Sandığı Kanununun 121 inci maddelerinde görüldüğü gibi.

Kamu alacaklarının neler olduğu ise 21/7/1953 günlü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 1 inci maddesi ile saptanmış bulunmaktadır. Yasa hükmü açıkça, idarelerin «akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan» doğan alacaklarını kamu alacakları dışında tut­ maktadır.

İdarenin, şahıslar ve bunların patrimuanı üzerindeki tasarrufları kı­ sıtlı ve tamamen yasalarla sınırlıdır. Memurlar için de bu böyledir. Pro­ fesör S. Sami Onar, «.... idarenin, memurun gerek şahsı ve gerekse patri­ muanı üzerinde idarî yollardan ve re'sen hareket suretiyle bir muamelede bulunmağa selâhiyeti yoktur» der (idare Hukukunun Umumî Esasları - Cilt: II Sayfa: 1205). Aynı Profesör, «Memurun patrimuanma başka bir yolda kanunî bir sarahat olmadıkça bir sorumluluk, ödeme borcu yukletilemez» (Aynı eser-Cilt: III - Sayfa: 1709) demektedir.

Terfi, intibak veya başka bir şekilde memura maaş veya ücret ola­ rak yapılan ödeme, memurun patrimuanma intikal eder. "idarenin hata veya diğer bir nedenle kendiliğinden istirdada kalkışmasına hukuken ce­ vaz verilemez. Doktrinde ve Danıştay içtihatlarında bu görüş benimsenegelmiştir. Prof. S. Sami Onar memurların malî haklarından söz ederken «....bu menfaatlar işleyip tahakkuk ettikten sonra istihkak kesbeden me­ mur veya ailesinin sübjektif birer hakkı, adî birer alacak haline gelir.»

demek gereğini duymuştur. (Aynı eser-cilt: II - Sayfa: 1224). Profesör İsmet Girit'li'ye gore de : «Memur ve ölümünden sonra ailesinin bazı fertlerine temin- edilen menfaatlar umumî bir hukukî duruma dayandığı için kanun koyucu tarafından daima değiştirilebilir. Fakat bu menfaatlar işleyip tahakkuk ettikten sonra istihkak kesbeden memur veya ailesinin sübjektif birer hakkı, adî bir alacak haline gelir» (Amme İdaresi Teşkilâtı ve Personeli - 1963 - Dr. ismet Giritli - Sayfa : 190).

Aslında konu, içtihatları birleştirme yoluyla Danıştay'ca 1939 yılında çözümlenmiş bulunmaktadır. 4 Temmuz 1939 günlü, E. 39/155, K. 39/203 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında açıkça «Memur maaşlarından tevkifat icrası, kanunlarda hususî bir hukum olmayan ahvalde, katileşen kazaî bir kararla kabildir» denmiştir.

Halen ayakta olan bu düzenleme karşısında açık bir yasa hükmü bulunmadığı takdirde memur maaşından kesinti yapılabilmesi; bir yargı kararının, idare lehine alacağın varlığını kanıtlayan bir ilâmın bulunması halinde kabildir.

İdare; idarî yargı yerinde memura karşı dava açamıyacağından adlî yargıdan ilâm alması zorunluğu bu evrede kendiliğinden ortaya çıkmak­ tadır. Ve memurlarla idare arasındaki bu gibi ihtilâflara eskiden beri adlî yargı yerinde bakılmakta olduğu içindir ki Yargıtay; idarece memurlara ödenmiş fazla paraların tabi olduğu dava süresi yönünden içtihatları ara­ sında ayrılıklar doğması üzerine 27/1/1973 gunlu, 1972/6- 1973/2 sayılı iç­ tihadı Birleştirme Kararı ile soruna bir çözüm getirmiştir.

Kaldı ki, Danıştay'ın kendi bünyesi içinde önerildiği şekilde içtiha­ dın birleştirilmesi yoluna gitmemesi için hukukî bir zorunluk da bulun­ maktadır.. Sorunu çözümleyen 1939 içtihatları birleştirme kararı varken 521 sayılı Danıştay Kanununun 45 inci maddesinde yazılı şekilde ancak bu içtihadın kaldırılması veya değiştirilmesi olanağından söz edilebilir.

Henüz 1924 Anayasası'nın yürürlükte olduğu 1939 yılında idarenin, memurdaki alacağı, için, genel nitelikte bir hukuk kuralı olan takastan yararlanamıyacağı içtihat edilmişken, fertlerin hak ve hürriyetlerini ge­ niş bir şekilde güvence altına alan ve hukuk devleti kuralına bağlı bir düzen getiren 1961 Anayasası karşısında, görevi yasalarla sınırlı idareye, sebepsiz zenginleşme niteliğinde bir alacağı için kendiliğinden hareketle memur maaşından kesinti yapmasına cevaz verilemez.

Bu alacağın bir an için kamu alacağı niteliğinde olduğu kabul edil­ mesi halinde bile, dava konusu uyuşmazlıklarda görüldüğü gibi idare, memurun maaşına hemen el atarak kesinti yapamaz. Çünkü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun; kamu alacaklarını takibe yetkili tahsil dairesini, bu alacakların ödeme zamanını, yerini, öde­ me şeklini, erteleme - geri bırakma hallerini, nihayet cebren tahsil şekille­ rini ve buna yapılacak itirazları bir sistem içinde düzenlemiştir. (6183 sa­ yılı Kanun madde: 5, 37 ve devam). Çoğunlukça benimsenen kararda, ida­ renin takibeceği hukukî prosedür de saptanmadığından, uygulamada ida­ re tereddütlere düşecek veya içtihatları birleştirme kararım hatalı bir yo­ ruma tabi tutarak, niteliği açıklığa kavuşturulmamış bir alacağı için kendisini hiç bir usule bağlı saymaksızın doğrudan doğruya memurun maaşından kesinti yapmakta haklı görebilecektir.

Bütün bu nedenlerle çoğunluk kararma katılmıyoruz.

KARŞI OY

X X X — ister kamuya, ister özel kişilere ait olsun bütün alacakla­ rın tahsil usulü, kanunlarla belirtilmiştir. Kanımca tahsil usulü kanunla belirtilmiyen hiç bir alacak olamaz çünkü: Alacak dolayısıyle yurttaşın en kutsi ve temel haklarından olan mülkiyet, mülkiyetten gayrî aynî hak­ lar, alacak ve diğer nispî ve şahsî haklarına müdahale edilecektir.

Bu müdahale (tahsil) usulleri, esas itibariyle, icra ve İflâs ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Kanunlarında gösterilmekle beraber alacağın alacakla takas ve mahsubu gibi istisnaî tahsil usulleri hakkında diğer bazı mevzuatta da özel hükümler vardır. Memur ve müstahdemlerle benzerle­ rinin bazı borçlarından dolayı maaş (aylık) ve ücretlerinden kesinti yapı­ labileceğine dair 4626 sayılı Memur Konutları Hakkındaki Kanunun 5 inci, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 121 inci, 6245 sayılı Harcırah Kanununun 59 uncu maddelerindeki hükümler de söylediğimiz istisnai ve özel hükümlere örnek olarak gösterilebilir.

Böyle bir özel hüküm olmadıkça memur ve müstahdemlerin maaş ve ücretlerinden doğrudan kesinti yapılması, Anayasanın temel hükümle­ rine aykırı olmakla kalmaz. Aym zamanda ne ölçüde kesinti yapılacağı­ nın idarenin takdirine bırakılmasının açık ve çeşitli mahzurlarından baş­ ka, çalışmaya devam edenle etmiyen veya çalıştığı yeri değiştirenler ara­ sında da eşitsizlikler ve ayrıcalıklar yaratılmış olur.

4/7/1939 gun ve 155/203 sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararın­ da da «memur maaşlarından tevkifat icrası kanunlarda hususi bir hüküm olmıyan ahvalde, katileşen kazaî bir kararla kabildir» denildiği gibi Amme Alacaklarının tahsili usulü kanununun bugünkü birinci maddesini düzenliyen T. B. M . M. geçici komisyonunun raporunda da: «Tatbikatta ekseriye vaki olduğu veçhile memurların fazlaî mehuzatından mütevellit tahakkuk ettirilen borçları haksız iktisap mahiyetinde olduğundan, bitta­ bi bunlar hakkında işbu kanun hükümleri tatbik edilemiyeceği gibi borç­ lu addedilenlerin yazılı muvafakati olmadıkça mahsup ve tevkif muame­ lesi de yapılamıyacak bu fazlaî mehuzatın takip ve tahsili ancak umumî adalet mahkemelerinden karar istihsaline vabeste bulunacaktır.» denil­ mektedir.

Bu hususta idare hukuku yazarları da hemen hemen müttefikan re'­ sen hareket yolu ile aylıklardan kesinti yapılamıyacağını belirtmektedir­ ler.

Ezcümle; Ord. Prof. Sıddık Sami Onar İdarî Hukukunun Umumî Esasları adlı kitabının üçüncü baskı 1464 üncü sahifesinde» memurların zimmetindeki Devlet alacaklarının da maaşlarından kesilmek suretiyle re'sen hareket yolu ile tahsiline imkân yoktur» dediği gibi 1672 nci sahifede «idarenin amme alacağı mahiyetinde olmıyan ve binaenaleyh idarî usullerle tahsil edemiyeceği bir alacağı adlî icra yoluna müracaat etme­ den re'sen tahsil etmesi fiili yol (Voie'de fait) sayılır» demektedir....

Burada «Amme alacağı» konusuna bir daha dokunmak gereki­ yor; 6183 sayılı Kanun amme alacaklarının neler olduğunu saymış, Bunların tahsilini, 118 maddelik muhtevası ile belirli usul, şekil ve esaslara bağlamış. «Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümlerinin de mahfuz» olduğunu belirt­ miş Bu kanunun birinci maddesini yeni baştan düzenliyen geçici komisyonda» memurların fazlaî mehuzatından mütevellit tahakkuk et­ tirilen borçları hakkında, bu kanunun tatbik edilemıyeceğini açıkça söylemiş olmasına rağmen, Devletin bu çeşit alacağının amme alacağı olduğu, bunlar hakkında da mezkûr kanun hükümlerinin uygulanabi­ leceği yolundaki görüşün isabetine inanamadığım gibi vergi, resim, harç gibi aslî ve mahiyeti ihtilafsız amme alacaklarının bile tahsili be­ lirli şekil ve usullere tabi tutulurken memurlara yanlış terfi dolayı­ sıyle fazla verilen paranın hiç bir usul ve esasa tabi olmadan re'sen hareket yolu ile aylıklarından kesilebileceğini asla kabul edemiyorum Buraya kadar yazdıklarım tahakkuk etmiş, tahsili kabil hale gel­ miş alacaklar hakkındadır. Halbuki: İçtihadın birleştirilmesine konu olan kararlardaki hadiselerde ise idarenin henüz tahakkuk etmiş, tah­ sili kabil hale gelmiş bir alacağı da yoktur... Mezkûr olaylarda sehven yükseltilen personelin yükseltildiği derecede uzun süre hizmet yapıp aylığını almasından sonra yanlışlığın farkına varılarak yükseltilme iş­ leminin düzeltilmesi soz konusudurki bu düzeltme işleminin bir geri alma işlemi sayılması da kuşkuludur. Çünkü idare hukuku alanındaki bir çok müellif yalnız sübjektif tasarrufların geri alınabileceğini, şart tasarrufların ise geri' alınamayıp ancak kaldırılabileceğini (kaldırma yolu- ile düzeltilebileceğini) belirtmektedirler.

Örneğin Sayın Ord.

Prof. Sıddık Sami Onar yukarıda adı geçen kitabının 568 inci sahife­ sinde aynen: «İdare, bir şart-tasarrufu hiç vaki olmamış bir tarzda geri alıp eski hali aynen ve tamamen iade edemiyeceği gibi böyle eski halin aynen ve tamamen iadesine hukuken ve maddeten de imkân yoktur» demektedir.

- 6 - Yanlış terfi işleminin sonradan düzeltilmesi geri alma işlemi sa­ yılsa bile; yanlışlıkla terfi ettirilerek bir üst derecede bir süre çalışıp bu üst derecenin aylıklarını alan personelin geri alma işlemi sebebiyle aylık farklarının kendisinden istirdatı ne derecede hukuka ve hakkani­ yete uyar; bunun da tartışması yapılabilir. Dolayısıyla henüz idarenin tahsili kabil bir alacağı olmadığı halde aylıklardan kesinti yapılmasına geçilmesi söz konusudur.

Ayrıca: idarenin önceki yanlış terfi işleminin sonradan düzeltil­ mesi bir geri alma işlemi sayılsa dahi ve bu geri alma işlemi ile ön­ ceki işlemin, yapıldığı andan itibaren ortadan kalktığı; dolayısıyle ay­ lık farklarının dayanıksız kaldığı, sebepsiz, haksız verildiği kalbul edilse bile sebepsiz ve haksız iktisapların hepsi istirdat edilemez.

Borçlar

Kanununun 63 üncü maddesine göre «haksız olarak bir seyi istifa ed^n kimse, onun istirdatı zamanında elinden çıkmış olduğunu isbat ettiği miktar nispetinde red ve iade ile mükellef değildir». Yani sebepsiz ve haksız da olsa iyi niyetle zenginleşen kişi aldığını geri verdikten sonra, ivazsız kazandırmanın hiç olmaması halinde içinde bulunacağı durum­ dan daha kötü bir duruma düşmemelidir... Burada hatıra gelebilecek bir hususu belirtmekte fayda vardır. Tabiidir k i . Borçlar Kanunu ve diğer hususî hukuk hükümlerinin uygulanması ve bunlarla ilgili ihti­ lâfların halli Danıştay'ın görevi dışındadır.

B u noktaya gelmişken görev hususundaki görüşümü de ekliyeceğim:

Terfi ve intibak işlemleri gibi bunların düzeltilmesi, geri alınması ve kaldırılması işlemlerinin de idarî işlemler olduğundan ve bu işlem­ lerden doğan uyuşmazlıklara Danıştay'ın bakacağından şüphe edile­ mez.

Yanlış işlem sebebiyle ödenip geri alma işlemine binaen paranın istirdatı işlem ve eyleminin de idarî olduğunu, bunlardan doğan uyuş­ mazlıklarında Danıştay'ın görevine girdiğini bende kabul ediyorum.

Ancak; ihtilâf; yukarıda belirttiğimiz gibi, idareye re'sen aylık­ lardan kesinti yapma olanak ve yetkisini veren özel bir kanunun uy­ gulanmasından doğuyorsa; yani idare istirdat (paranın geri alınması) işlem ve eylemini özel kanuna binaen yapmışsa, böyle bir özel kanun uygulanmasına ait işlem tam bir lâzimülicra idarî işlem olduğundan, bundan doğan uyuşmazlık Danıştay'ca esastan karara bağlanacaktır.

Fakat idarenin, istirdat (paranın geri alınması) işlem ve eylemi özel bir kanuna dayanmıyorsa, bu çeşit işlemler lâzimülicra olmadığı gibi, icra eylemi de idarî bir eylem ve ameliye olmayıp fiilî bir yol (hal) (Voie de fait) dur. B u çeşit işlem ve eyleme karşı açılan davada Da­ nıştay'ın işlemin icrası gerekli olmadığını, eylem ve ameliyenin fiilî bir yol (Voie de fait) olduğunu belirtmekle yetinip davayı bu gerek­ çelerle iptidaen reddetmesi gerekir. (Özel ve açık bir kanun hükmüne dayanmadan aylıklardan kesilen paralardan dolayı tam kaza ve tazmi­ nat davası açılırsa bu davanın kabulü ve idarenin mahkûm edilmesi gerekir)

SONUÇ :Kural olarak: İdarenin geri alma işlemine binaen istir­ dat etmek istediği para için, Adlî Kazaya başvurması; adlî kazarım, davayı rüyet ederken; istirdat isteğinin dayanağım teşkil eden geri alma işlemi ve diğer ilgili idarî tasarrufun, hukuken mevcut ve mute­ ber olup olmadığı, manası ve şümulünün tayini hususunda taraflar arasında bir ihtilâf çıktığında bunun yorum davası yolu ile Danıştay'ca halli için (bir kararla tespit edilmesi için), adliye mahkemesinin mesele-i müstehire kararı vermesi, Danıştay'dan gelecek yorum ve tespit kararma göre istirdat davasını intaç etmesi gerekir.

B u görüş ve nedenlerle çoğunluk kararına karşıyım.

KARŞI O Y

X X X X — Yanlış bir terfi veya intibak işleminin yasaya aykırı­ lığını bilmek durumunda olmayan, hüsnüniyet sahibi, cüzî aylığının tümünü esasen zarurî geçimi için harcamış memurlar aleyhine istir­ dada girişme; onları, sebebi olmadıkları olay nedeniyle hiç bekleme­ dikleri ve taşımaları ağır bir yük altında bırakacağından, hukukun ge­ nel kuralları, hak ve nasafet ilkesiyle bağdaşmaz.

Karara bu yönden karşıyız.

KARŞI O Y

X X X X X — Çoğunluk görüşüne, «yasaya aykırı intibak düzeltil­ mesi sonucu ödenmiş aylık fazlalarının istirdadma geçilebilir» kısmı hariç, hiç bir yönde katılmıyorum:

I — Yasaya aykırı intibakın düzeltilmesi sonucu ilgili kamu ida­ resince memura, «fazla ödeneni geri ver» yolunda yapılan tebliğ, İdare Hukukunda «mise en demeure» adı altmda yer alan müessesenin teine girer (R. Odent. Contentieux Administratif, 1966. S 666-6R7) ve ödemeve davet, olmaktan öteye emir niteliğini taşıyan, icral. zarar yapıcı (faisantgrief) işlem halinde İptal davasına konu tenkil edebilir. (Prof.

Laubadére, Droit Administratif, 1967, I, S. 474).

II — içtihadın birleştirilmesine karar verilirken sadece yasaya aykırı intibakın düzeltilmesi sonucu geri istenen para konusuyla yetinilmiyerek tüm parasal konuları kapsayan genel kural konulması, parasal konuların kazanılmış hak (droit acquis) ortaya koyanlarıyla koymayanlarını birbirine karıştırmaya sebep olacağından, ileride Panıştay'ımızın her olayın özelliğine göre hak ve nısfetle hükme varman sını önleyeceğinden, tecviz edilemez. Yüksek Mahkemenin kuru kalıp­ lar içinde kalarak, amprizmi kenara atarak, dogmatizme sıkı sıkıya bağlanmasının adaleti zedeleyeceği şüphesizdir.

Paraya ilişkin işlemler, ihdas edici (attributif) olabileceği gibi, önceki işlemin uygulanması niteliğinde (récognitif) de olabilirler. Do­ layısıyle onlar, ezcümle intibakın geri alınmasını izleyerek istenen para, belli aralıklarla sürekli ödenmiş ücret, ödenek ve zamlar, bir defada belli zamanda veya birden ortaya çıkan olay sonucu ödenen ikramiye, tazminat, bağış, borcun affı gibi parasal işlemler aynı durumda düşü­ nülemezler. Eğer parasal işlemler kendi yaratmadığı hukukî durumdan sadece sonuç çıkarmakla yetmiyorsa hak doğurucu sayılamazlar Schwartzenberg, Làutorité de chose décidé'le, S. 392); aksine, önceki işlemden sonuç çıkarmaktan öteye geçerlerse kazanılmış hakka mesnet olurlar (R. Odent, Cantentiéux Administratif, S. 736). B u durumda me­ murun intibakının geri alınması sonucu fazla ödenmiş paranın geri istenmesi (répétition de l'indu, de trop perçus) hak doğurucu olamıyan sırf parasal (pure pécuniaire) bir işlem olmaktan öteye gidemez (Prof.

Waline, Droit Administratif, 1963, S. 634). Dolayısiyle 1050 ve 6183 sa­ yılı Kanunların beş yıllık zamanaşımı süresi içinde idarece istirdat iş­ lemine girişilmesi mümkündür. Esasen İçtihadı Birleştirme K u r u l u geri istenecek aylık fazlasının amme alacağı olduğunu kabul etmekte­ dir; b u görüşe rağmen memura yapılan ilk ödemeden itibaren sadece 90 günlük zamanaşımı süresi tanınması, genellikle teftiş, soruşturma, araştırma sonucu yanlış olduğu anlaşılarak yasaya uygun şekilde 90 günden sonraları düzeltilebilen intibak işlemlerinin parasal yöndeki uygulamasına fiilen kesinlikle engel olacağından, Yüksek Kurulca be­ nimsenen «yanlış intibak sonucu ödenen fazla para istirdat edilebilir» kuralıyla da çelişkiye düşer.

İzahlarımız sonucu, «ilk kanunsuz intibak işleminin kanunsuzlu­ ğunu bilemeyen, iyi niyetli memurların, birkaç ay hatta birkaç yıl sonra intibaklarının geri alınması (ki yasa buna cevaz vermektedir) sonucu beklemedikleri ve taşıyamıyacakları bir yük altında kalacak­ ları, bunun ise Hukukun genel kuralları, hak ve nısfet ilkesiyle bağdaş­ mayacağı» sorunu ortaya çıkabilir. (M. Stassinopulos, Traité des Actes Administratif, S. 294). Sözü geçen sorun, tamamıyle 521 sayılı Kanu­ nun 71. maddesinin sağladığı imkânla, pozitif hukuk içinde, aynen Fransız Danıştay'ının bulduğu yolla (G. Jéze, Revue de Droit Public, 1937, P. 654) çözümlenebilir. Kendisine şimdiye kadar aldığı fazla pa­ raların geri verilmesi yolunda emir tebliğ edilen, bir «mise en demeure» ile karşılaşan memur, bu işlemle birlikte veya ayrı olarak Danıştay Ka­ nununun 71. maddesi kapsamında açacağı tam yargı davasıyle «intiba­ kın kanunsuzluğundan idarenin kusurlu sayılmasını, kendisinin iyi ni­ yetli olduğunu ileri sürerek, geri istenen para kadar idarenin tazminata mahkûm edilmesini, mahsubun sağlanmasını, istiyebilir (Prof. Auby- Drago, Traité de Cantentiéux Administratif, III, S. 215) ve Danış­ tay'ımız, olayın özelliğine göre idareyi geri istenen paranın tümüne veya bir kısmına mahkûm ederek Hukuk'u yerine getirebilir. İyi niyetli memurla kötü niyetlisinin, kanunu rahatça bilecek olanla bilemiyecek durumda bulunanın, cüzî aylıklı ile çok aylıklı memurun bir tutulması, Romalı ünlü Hukukçu Ulpian'un tanımlamasıyle, «herkese kendine dü­ şeni verme=adalet» ilkesiyle asla bağdaşamaz.

Arzettiğim nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyım.

GEREKÇEDE KARŞI O Y

X X X X X X — Gerek Fransız ve gerekse Türk İdare Hukuku mü­ elliflerine göre geri J m a idarî tasarrufu yapıldığı tarihten itibaren sona ermesi diye tarif edilmiş ve yargısal iptalle amaç ve sonuç bakı­ mından birbirinin aynı olduğu da belirtilmiş yine Fransız ve Türk Doktirininde geri almanın ilk işlemi ortadan kaldırmakla beraber bu arada doğurduğu hukukî sonuçları da etkilediği kabul edilmiştir. Esas, kararın geri alınması, istirdat ise geri almanın sonucudur. B i r sakat ve kanunsuz terfi işlemi geri alınınca bu işlemin neticesi olan ve ka­ nunsuz ödendiği şüphesiz bulunan maaş farklarının dayanağı kalma­ mıştır. B u vazıyette idare lehine bir amme alacağının doğduğunu kabul etmek zorunludur Türk ve Fransız doktirınine ve Fransız Danıştay'ının kararlarına göre dava açmak müddetine denk olması savunulan müddet - 7 - geri alma tasarrufunda düşünülmesi gerekli olan bir süredir. Türk ve Fransız idare hukuku müellifleri bu müddetin dava açmak müddetin­ den uzun olmaması fikrini ortaya koymuşlar ve dava açma müddeti­ nin geri almada da esas olmasını kabul etmişlerdir. Geri alma tasar­ rufunda da dava açmak için gerekli olan müddetin nazarı itibara alın­ ması, çünkü davanın dava açma müddeti içinde açılmaması halinde sakat bir tasarrufun dahi sıhhat kazandığı kabul edildiğine göre sakat bir tasarrufun da yine bu müddet içinde geri alınmaması halinde artık itibar kazanması gerekeceği fikrinin sağlam bir gerekçeye dayandığını kabul etmekle beraber Türk İdarî Teşkilâtının hususiyetleri bilhassa teftiş esasları göz önünde bulundurulursa dava açmak müddetinin geri alma konusunda çok kısa olduğunda şüphe edilemez. Bunun içindir k i biz geri alma kararının sakat tasarrufun davacıya tebliğ edildiği ta­ rihten başlamak üzere istikrar tevhidi içtihadının ortaya koyduğu müd­ detler içinde ittihaz edilmesi gerekeceği fikrindeyiz. Süre geri alma ta­ sarrufunda aranılması gereken bir koşuldur.

Geri alma istikrar müd deti içinde yapılmışsa ve itiraz olunması halinde açılan dava Danış­ tay'ca ret edilmişse veya itiraz olunmaması dolayısıyle kesinleşmişse irtirdat konusunda amme alacağı doğmuştur. Bunun içindir k i ikinci bir süre aramaya idare hukuku bakımından gerek yoktur. Amme Ala­ cakları Kanunun koyduğu zaman aşımı hudutları içinde her zaman istirdat olunabileceği oyu ile kararın bu kısmına karşıyız.

GEREKÇEDE KARŞI OY

X X X X X X X — İdare

hukukunda geri alma, bir idarî tasarrufu yapıldığı tarihten itibaren ortadan kaldırır. B u durumda geri alman tasarrufa dayanılarak yapılmış olan ödemelerin de hukukî dayanağı ortadan kalkmış olur. B u hukukî ilkeden hareket eden idareler, geri aldıkları idarî tasarrufla birlikte yaptıkları ödemelerin de istirdadı yoluna gitmektedirler. Esasen istirdat işlemi de bir geri almadan başka bir şey değildir. Hatta birçok hallerde geri alma sadece istirdada mü­ teveccih olabilir (Kanuna aykırı olarak ödenmiş b i r ikramiyenin geri alınmasında olduğu gibi).

Geri almanın ve istirdadın belirli sürelerle kısıtlanması ancak kanunlarda yer alacak hükümlerle mümkün olabilir. B i r kanun hükmü olmaksızın idarenin bu yetkisi dava açma süresi ile kısıtlanamaz.

Geri almanın ve istirdadın ayrı ayrı sürelere tabi tutulmasının ise hiç bir hukukî dayanağı bulunmamaktadır. B u nedenlerle kararın, istirdadın 90 günlük süre içinde yapılabileceği, bu süre geçtikten sonra yapılamayacağı kısmına karşıyız.

KARŞI OY

X X X X X X X X — İdarî işlemlerin iptali dileği ile Danıştay'da dava açma süresinin 90 gün gibi oldukça kısa sayılabilecek bir zaman ölçüsü ile sınırlandırılmasındaki amaç, idari işlemlerin belli bir sürenin geçmesi sonucunda dokunulmaz hale gelmesinin dolayısiyle^darî işlemlerde istik­ rarın sağlanmasıdır.

Ancak bazı hallerde idarî işlemlerde istikrarın korunması prensibi­ me süre açısından kısıtlamalar getirilmesinde zorunluluk bulunduğunda da kuşku yoktur. Örneğin memur tarifelerine ait işlemlerde üzerinden iki terfi geçmedikçe idarî istikrardan söz edilemiyeceği bir hukuk kuralı ni- -eliğine bürünmüştür.

H a l böyle olunca hukuk kaidesine aykırılığın saptanması ve terfi ve intibak işleminin geri alınması ile onun doğuracı malî sonucu istikrar açısından ayrı ayrı değerlendirmek ve kişiye idarî dava açmak için tanı­ nan 90 günlük süreyi fazla ödenmiş paralan geri isteme hakkına sahip duruma giren idare için de aynen uygulamak ve geri alma işleminin te­ sis edildiği tarihe göre 90 gün içinde kalan kanunsuz ödemelerin geri ve­ rilmesi lâzım geldiğini ve bu süre dışında kalanların ise geri istenemiye ceğini kabul etmek gerekir.

İçtihadı birleştirme kararının son kısmına bu nedenlerle karşıyız

K A R A R N A M E L E R

Karar

Sayısı :

7/8334 İlişik «Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağlar İhracatçıları Birliği Tip Statüsüne Eklenen E k Madde» nin onanması:

Ticaret

Bakanlığının

4/4/1974 tarihli ve 4.15/2306 sayılı yazısı üzerine, 3018 sayılı Kanunun 7 nci maddesine göre. Bakanlar Kurulunca 4/5/1974 tarihinde kararlaştırıl­ mıştır.

C U M H U R B A Ş K A N İ

FAHRÎ

S.

KORUTÜRK

Devltt Bakanı Başbakan Başbakan Yardımcısı Devlet Bakanı Devlet Bakam

B, ECEVİT

Prol-Dr.

N-ERBAKAN

O. EYÜBOĞLV

t. H.

BİRLER

Devlet Bakanı Adalet Bakanı Millî Savunma Bakanı

S. A.

EMRE

S-

KAZAN

H-

ISIK

içimleri Bakanı Dışişleri Bakanı V Maliye Bakanı O.

ASİLTÜRK

H.

ISIK

D(h

Dr. D. BAY

KAL

Millî Eeiıtıım Bakanı Bayındırlık Baıkanı Ticaret Baıkanı M.

ÜSTÜNDAĞ

E.

ÇEVİKÇE

F.

ADAK

Sae- ve Sos- Y Bakanı Güm. ve Tekel Bakanı Gıda - Tarım ve Hav- Baka:

S.

CtZRELlOĞLU

M.

TÜRKMENOĞLU

Prof. K. ÖZAL

• Ulaştırana Bakam Çalışma Bakamı Sanavi ve Teık Bakanı F-

GÜLEY

Ö-

SAV

A.

DOĞRU

Em. ve Tab. Kav- Bakanı Turizm w Tan- Bakanı tmaT vt İskân Bakam C.

KAYRA

O-

BlRGlT

A.

TOPUZ

Köv Is- ve Koop. Bakanı Orman Bakanı Gene- ve Sr*or Bakanı M.

OK

A.

ŞENER

M. Y.

METE

4/5/1974 tarihli ve 7/8334 sayılı Kararnamenin ekidir Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağlar İhracatçıları Birliği Tip Statüsüne Bir Madde Eklenmesi Hakkında Statü Martrip I _ Ttlrkivp ZfivttnyaSj ve Nebati Yağlar İhracatçıları Bir ligi Tip SUHısune asaûıdakı Ek Madde eklenmiştir «Ek Marirlp — Manrit poUtiknsınm takibi "f fıvni («HUra»-' den, piyasa tanzimi ile Birliğin diğer amaçlarının tahakkuku gayesiyle Yönetim Kurulunca belirlenecek ve Ticaret Bakanlığınca onavlan?<cak esaslarda, ihraç olunacak zeytinyağının beher kilosundan veya kıyme­ tinden alınacak paralarla ayrıca bir fon teşkil edilebilir.

Fonların tahsili usulleri ve karar organlarının tayini esasları;

I — Fon için tahsil edilecek paralar, Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağlar İhracatçıları Birliğinde ayrı bir hesapta toplanır. Zeytinva_ğı ih­ racı ile uğraşan diğer birlikler topladıkları bu paralan derhal Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağlar İhracatçıları Birliğince, İzmir'de açılacak hesaba gönderirler.

Türkiye Zeytinyağı ve Nebati Yağlar İhracatçıları Birliğince zey­ tinyağı için alınacak fon hakkındaki kararlara zeytinyağı ihracı ile uğra şan diğer ihracatçı birlikleri de uyarlar.

II — 2834 sayılı Kanuna tabi Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlik leri. ortak ici ve müdahale yolu ile aldıkları zeytinyağların ihracında bu fona para ödemezler.

III — B u fon. Yönetim Kurullarının kararı ve bu kararın Ticaret Bakanlığınca onaylanması veya doğrudan direktif vermesi üzerine, fona konu olan zeytinyağının üretimi, ihracının tanzimi, pazarlanmasımn geliş­ tirilmesi ve değerlendirilmesi için kullanılır.»

Madde 2 — B u Statü yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3 — B u Statü hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.

Başbakanlıktan

Karar

Sayısı: 13495 1 — Cumhurbaşkanlığı Basm ve Halkla İlişkileri yürütmekle gö­ revli Müşaviri İsmet Ergene'nin, Bonn Çalışma Başmüşavirliğine atan masına ilişkin 25/1/1974 tarihli' ve 13060 sayılı Kararın kaldırılarak açık bulunan 1 inci derece kadrolu ve 150 ek göstergeli Başbakanlık Müşa­ virliğine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 74 üncü mad­ desi uyarınca atanması uygun görülmüştür.

2 — B u kararı Başbakan yürütür 28/5/1974

( l'MHt KH

\ \ l

f 411 Kİ S. KORI ' /' «/•

Başmal' h p 8

Bl-FVtT