Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E. 1971/1, K. 1979/1, T. 08.03.1979
Künye
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire ya da kurul
- İçtihatları Birleştirme Kurulu
- Esas numarası
- 1971/1
- Karar numarası
- 1979/1
- Karar tarihi
- 08.03.1979
Kararın tam metni
Kişisel veriler kurallarla çıkarılmıştır; köşeli ayraç içindeki işaretler çıkarılan bilginin yerini gösterir.
6 Şubat 1980 — Sayı: 16892 l a n m n azlığı itibariyle b u daireden alınarak başka b i r daireye verilmesine gerek bulunmadığına, B) B i r i n c i H u k u k Dairesince bakılmakta olan ve Asliye H u k u k Mahkeme lerinde görülen, kişinin tapuya dayanmak suretiyle orman tahdidi dolayısiyle, Or m a n İdaresinin taşınmazın tahdit dışında bırakıldığından bahisle, açtığı itiraz, iptal ve elatmanın önlenmesi davalarının 25/1/1980 tarihinden itibaren Yargıtay'a intikal edeceklerin temyiz incelemesinin Ondördüncü H u k u k Dairesince, C) Asliye H u k u k Mahkemelerinden verilen, ecrimisil diye adlandırılan her türlü işgal tazminatı davalarının temyiz mcelemesinin Üçüncü H u k u k Dairesince yapılmasına, D) Başkanlar Kurulunun 4/7/1974 günlü kararının F bendi hükmüne göre Onbirinci H u k u k Dairesince incelenen hakem kararlarının konusunu oluşturan uyuşmazlıkların aslının bakıldığı dairece. Dördüncü H u k u k Dairesinin görevine girenlerin ise eskiden olduğu gibi Onbirinci H u k u k Dairesince temyiz incelemele rinin yapılmasına, E ) îg alman dairelerde halen elde mevcut olupta İncelenmesine sıra gelme miş olan dava dosyalarına ait karar, karar düzeltme ve tavzih istekleriyle 25/1/1980 gününden önce b u dairelerden çıkmış ilâmlar hakkındaki tavzih ve karar düzeltme istemlerinin aynı dairelerce incelenerek karara bağlanmasına, III — Yargıtay H u k u k Dairelerine temyiz incelemesi yapılmak üzere gönde rilecek dava dosyalarının temyiz dilekçelerinde gösterilen daire adı ile bağlı kal maksızın yerel mahkeme hâkimi tarafından Yargıtay Kanununun 13 üncü madde sinde ve her yıl yayınlanan Başkanlar K u r u l u Kararlarında belirtilen görevli hukuk dairesine gönderilmesinin ve ayrıca dosyaların geliş gidiş masraflarının, duruşma istenilmiş ise davetiye masraflarının ve ilâm harçlarının alınmasına özen göste rilmesinin ve b u hususların müfettişlerce denetlenmesinin gerekli görüldüğüne, I V — 1, 3, 4 ve 9 uncu Ceza Daireleriyle, 5, 6, 10 ve 13 üncü H u k u k Daireleri Tetkik Hâkimi kadrolarının artırılması gerektiğine, V — Kararın birer örneğinin gereği takdü, gözetilmek ve tüm mahkemelere duyurulmak üzere Yüksek Hâkimler K u r u l u Başkanlığına, bilgi ve gereği için B i rinci Başkanlık Divanına, Cumhuriyet Başsavcılığına, Adalet Bakanlığına, Yargıtay Kararlar Dergisinde yayınlanmak üzere Yayın Müdürlüğüne, barolara ve avukatlara duyurulması için Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına gönderilmesine, ve Yargıtay Kanununun 51 inci maddesi gereğince bu «ilke Karan» nın Resmi Gazete'de yayuılanmasına, I inci maddenin A , II nci .maddenin A , B bentlerinde oyçokluğu, diğerlerinde oybirliği ile 24/1/1980 tarihinde karar verildi.
• Danıştay Kararları Esas N o : 1971/1 Karar N o : 1979/1 özü : Türk Mühendis ve Mimar Odalarının dava taraf ve ehliyetlerinin, olduğu hk.
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME K U R U L U
inşaat Mühendisleri Odasının dava ehliyetinin bulunmadığı yolunda verilen Danıştay Dava Daireleri Kurulunun E . 1968/586, K . 1968/631 sayılı karariyle, davalı olabileceğine dair Danıştay Sekizinci Dairenin E . 1969/1342, K . 1970/1065 sayüı kjaran Yırgr Bölümü Sayfa: 2 6 Şubat 1980 — Sayı: 18892
S a y f a : 43 arasındaki entariliğin itfıüıadın birleştirilmesi yoluyla giderilmesi, İnşaat Mühendisleri Odası Vekili Avukat [Ad Soyad] tarafından istendiğinden, konu ile ilgili karar re yasalar. Raportör Üyenin raporu incelendikten ve Başkanunsözcüsünun;
«1 — Anayasamızın 112 nci maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı ve 122 n d maddesinde de;
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kanunla meydana getirileceği ve organlarının kendileri tarafından ve kendi üyeleri arasından seçileceği ve idareme, seçilmiş organları, bir yargı {mercii kararma dayanmaksızın geçici veya sürekli olarak görevinden uzaklaştıramayacagı kurallarına yer verilmiştir.
İnşaat Mühendisleri Odasının tüzel kişiliği olduğu yasada açıkça bertilmemiş olsa dahi Anayasamızın 122 n d maddesinde öngörülen bütün m'telikleri üzerinde top lamış bulunmaktadır. Gerçekten sözü edilen bu madde, çeşitli meslek faaliyetlerinin kanun tarafından kamu hizmeti düşüncesiyle birer kamu tüzel kişisi olarak teşkilât landırılması halinde bu gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, kendi işlerini yerinden idare esasına göre sürdürebilmeleri ve seçilmiş organlarının da gü venceye bağlanmasını sağlamak için mahal 1! idareler hakkındaki hükümlere paralel bir biçimde düzenlenmiştir.
Odalar, Anayasamızın işbu maddesine uygun olarak ve kamu hizmeti düşünce siyle kanunun verdiği yetkiye dayanılarak birlik tarafından kurulmuş, kamu tüzel kişi leri gibi tesiri tatlandırılmış ve işlerini yerinden idare esasına göre yürütebümeleri için de seçilmiş organları tıpkı mahalli idarelerde olduğu gibi yargı güvencesine bağlanmış tır Kaldı k i , İnşaat Mühendisleri Odası, bir görev ve yetki süjesidir. B u niteliği bakımından menfaatini ihlal eden idari bir işlemin iptalini idari yargı yerinden isteye bilir. Çünkü İnşaat Mühendisleri Odası da birlikler gibi geniş görev ve yetkileri olan bir kuruluştur, örneğin; ammenin ve memleketin yararları, mesleğin gelişmesi, mes lek mensuplarının hak ve yetkileri bakımından zorunlu gördükleri bütün girişim ve uğraşıda bulunmayı amaç edinmişlerdir (6235 sayılı Yasanın 19 uncu maddesi). Orga nik ve fonksiyonel yapıları birbirinin benzeridir. Birliklerde olduğu gibi odalar da;
oda genel kurulu, idare heyeti ve haysiyet divanından oluşmakta, 6235 sayıh Yasanın 22, 24, 25 ve 26 nci maddeleri b u organların görev ve yetkilerini düzeıüemektedir. Yine birlikler gibi bağımsız bütçeleri başka bir anlatımla hiçbir organ ve makamın tasdik ve denetimine bağlı olmayan gelir ve giderleri vardır. Aynı Yasanın 30 uncu maddesine göre, oda aidatı ile diğer para cezalarını belirli süre içinde mensup oldukları odalara ödemeyen üyeler hakkında İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca takibat yapma ve oolayısiyle icra hâkimliğine ve hatta lüzumunda Yargıtay'a kadar başvurabilme du rumundadırlar. Üyelerine disiplin cezası uygulamakla görevli ve üyelik için yapılan başvuruları kabul edip etmeme yetkisine sahiptirler. Böylesine geniş görev ve yetki alanı bulunan bir kuruluşun davalı olabileceği kabul edilirken, davacı olamıyacağı başka bir anlatımla dava ehliyeti olmadığı sonucuna varmayı olanaksız görmekte ve bu dü şüncenin husumet ehliyeti müessesesinin temel felsefesine de ters düşeceği görüşündeyiz 2 — 21/1/1954 günlü ve 6235 sayıh, Türk Mühendis ve M i m a r Odaları Birliği Kanunu, birliğin, kamu tüzel kişiliği olduğunu açıkça belirttiği halde aynı Yasada odaların tüzel kişiliği haiz olup olmadıkları yolunda bir kurala yer verilmemiş bulun ması, dava ehliyeti yönünden çeşitli görüş ve düşüncelerin ortaya çıkmasına ve Da nıştay'ımızda da birbirine aykırı kararlar verihne&ine neden olmuştur.
FWndigl gibi husumet, bir davanın açılması üzerine davalı üe davacı arasında meydana gelen yargısal ilişkiyi ifade eder. Husumet Ehliyeti, yani taraf ehliyeti öğre tide olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılmakta ve belirli bir davayı açmak ve takip etmek iktidar ve selârdyetine olumlu, açılan bir davada davalı sıfaüyle hareket etmek selâhiyet ve mecburiyetine de olumsuz husumet veya «Husumet tevcihi» adı Yargı Bölümü Sayfa : 3 S a y f a : 44
6 Şubat 1980 — Sayı: 16899 verilmektedir. Demek oluyorki husumet deyimi davacı ve davalıyı İçeren geniş kap samlı bir terimdir. Husumete ehil olan ilgilinin gereğinde hem davacı hem de davalı alabileceğini kabul etmek zorunluğu vardır. Davalı olabileceği kabul edilen b i r ilgili nin davacı olamıyacağıru söylemek, yargılama yöntemlerinin genel ilkesine ters düşer ve çelişkili bir d u r u m yaratır.
İdari yargılama yönteminde de acılan bir davada i k i tarafın bulunması gerekir.
Davada bir hukuki tasarruf olduğuna göre, bu tasarrufu yapanların (Hukuk süjelerinin) kural olarak, medeni haklardan istifade ve medeni haklan istimal ehliyetine sahip olmaları aranır. 521 sayılı Danıştay Kanununun 88 inci maddesine göre, ehliyet soru nunun Hukuk Usulü Muhakeme Kanunu ve onun da gönderme yaptığı Medeni Kanun hükümleriyle çözülmesi zorunludur. B u hükümlere göre medeni haklan kullanmaya yetkili olan kimse iktisaba ve iltizama da ehildir. Ancak iptal davalarının kendine özgü özellikleri bu ana kuraldan ayrılmayı zorunlu kılmakta, yetki ve görev süjesi diye adlandırılan bazı kamu kuruluşlarının, yasaların kendilerine vermiş olduğu görev ve yetkilerin olağan ve doğal bir gereği olarak diğer bir kamu kurulusunun menfaattenni ihlâl eden işlemlerinin iptali hakkında da dava açabilecekleri kabul edilmektedir.
(Prof. Dr. Şeref Gözübüyük - İdari Yargı - 1970 - Sah. 257) Nitekim Fransa'da doktrin ve içtihat, bir bakanlığın kendisini ilgilendiren lıususlarda diğer b i r bakanlık veya başka bir kamu tüzel kişisi tarafından alınacak ka rarlara kargı İptal davası açılabileceğini kabul etmektedir. Türk içtihatlarının aksi doğ rultuda gelişmiş olmasına karşm, özellikle 1961 Anayasasının temel İlkeleri ve hüküm leri karşısında, idare makamlarının diğer bir idari makamın kararının aleyhine iptal davası açabileceği ve hatta açmak mecburiyetinde olduğu görüşü yaygınlaşmaktadır (Prof. Dr. Sıddık Sami Onar - İdare Hukukunun Genel Esasları • Sah. 1950).
Hemen değinmek isteriz k i idare hukuku sahasında dava ehliyetinin ancak gerçek ve tüzel kişilere tanındığı yolunda kısıtlayıcı bir ilke ve kural yoktur. 521 sayılı Yasada dava ehliyetine üişkin bütün hallerde gerçek ve tüzel kişi terimlerinden daha kapsamlı elan «ilgililer» sözcüğü kullanılmıştır. İdarede bir çok merci ve organlar, tüzel kişilik lerinin olmamasına rağmen kanunen yüklendikleri görevler ve aküMan yetkiler ne deniyle görev ve yetki sahalarına ilişkin olarak tasarruf ehliyetini ve bu arada dava ehliyetini de haiz bulunmaktadırlar.
Yapılan bu açıklamalar nedeniyle İçtihatların Onikinci Daire k a r a n doğrultusun da birleştirilmesinin yasalara daha uygun düşeceği görüşündeyiz.» yolundaki sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşüldü:
I — İçtihadın birleştirilmesi yolu ile aykırılığın giderilmesi istemen kararlar.
1 — İnşaat Mühendisleri Odası tarafından açılan dava, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 4/10/1968 gün ve E . 1968/586, K . 1968/631 sayılı karariyle, «6235 sayılı Türk Mühendis ve M i m a r Odaları Birliği Yasasında, odalara tüzel kişilik tanıyan herhangi bir maddenin mevcut olmamasına binaen, tüzel kişiliği, dolayısıyla da dava ehliyeti olmadığı» gerekçesiyle ehliyetten reddine karar verilmiştir.
2 — İnşaat Mühendisleri Odasına üye olmak isteğiyle davacının yaptığı başvu runun reddine üişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, davalı durumunda bulu nan Odanın, kendilerine husumet yönelülemiyeceğine ilişkin savunmasını, Danıştay Sekizinci Dairesi 27/4/1970 gün ve E . 1969/1342, K . 1970/1065 sayılı karariyle, « Odaca ittihaz olunan kesin kararlar aleyhine açılacak davalarda, husumetin davalı Odaya tevcihinde isabetsizlik bulunmadığı» gerekçesiyle kabule sayan görmeyerek İsin esasına girerek karar vermiştir.
n — İnceleme: Yapılan tetkikat neticesinde; Dava Daireleri Kurulunun bir diğer E . 1973/274, K . 1974/765 sayılı kararında Mimarlar Odası Başkanlığına karşı açılan davarım kabul edildiği ve Odanın davalı olma niteliğinin tartışılmadığı- Sekizinci Yargı Bölümü Sayfa : 4 6 Şubat 1980 — S a n : 16892
Sayfa : 45 Dairenin E . 1971/167, K . 1971/961 sayılı kararında, İnşaat Mühendisleri Odası tarafın dan MUIİ Eğitim Bakanlığına karşı açılan davanın ehliyet yönünden reddedildiği gö rülmüştür. Her İki Daire de b u odaları davalı olarak kabul etmekte, fakat davacı o> malarına olanak tanımamaktadırlar.
B u durumda i k i Dairenin kararları arasında aykırılık veya uyuşmazlık bulun mamaktadır.
Ancak Danıştay Oniktnci Dairesi, dava ehliyeti yönünden yukarda yazılı karan lardan farklı biçimde soruna yaklaşımda bulunmuş ve E . 1971/1681, K . 1974/5 sayılı karariyle, « . . . İdare hukuku sahasında dava ehliyetinin ancak gerçek ve tüzel kişilere tanındığı yolunda kısıtlayıcı bir metin bulunmadığı gibi, 521 sayılı Yasa da, dava ehli yetini tazammun eden bütün hallerde özel ve tüzel kişi terimlerinden daha kapsamlı olan «ilgililer» terimini kullanmıştır. Diğer taraftan idarede birçok merci ve organlar tüzel kişiliklerinin olmamasına rağmen kanunen yüklendikleri görevler ve aldıkları yetkiler dolayısıyla, yetki ve görev sahalarına ilişkin olarak tasarruf ehliyetini ve bu arada dava ehliyetini de haiz bulunmaktadırlar. Konuya bu açıdan bakılınca; 6235 sayılı Yasanın Türk Mühendis ve M i m a r Odaları Birliğinden ayrı olarak Odalara bir takım görevler yüklediği ve bazı yetkiler verdiği, ezcümle 19 uncu maddede. Odaların 2 ad maddenin (b) bendinde yazılı maksat ve gayeyi gerçekleştirmek üzere lüzunuu görülen bütün faaliyet ve teşebbüslerde bulunabileceği hüküm altına alınmış olup, bu yetki ve görev alanlarına ilişkin konularda, bu odaların hükmi şahsiyetlerine bakıl maksızın dava ehliyetinin kabulü zorunlu bulunmaktadır. Kaldı k i , 6235 sayılı Yasa nın açık ve kesin bir hükümle odalar birliği için bir tüzel 'kişilik öngördüğü halde, bu birlik tarafından ve yine kanunen verilen yetkiye dayanılarak kurulan odaların tüzel kişiliği konusunda açık bir hüküm sevketmemiş olması bu odaların dava ehliyeti olmadığına ve davacı sıfatiyle hareket edemlyeceğine açıkça ve hukuksal bir engel teşkil etmemektedir. Zira Birliğin organı olan odaları organ sıfatıyla dahi davaya ehil saymak kaçınılmaz bir sonuç olmakta; ve davalının ehliyet d e f i bu suretle dayanaksız kalmaktadır.. . .» gerekçesiyle davacı Odanın dava ehliyetinin bulunmadığına ilişkin davalı idarenin savını yerinde bulmamıştır.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, yukarda özetlenen kararlardan Dava Daireleri Kurulunun 4/10/1968 tarih ve E . 1968/586, K . 1968/631 sayüı, Sekizinci Dai renin 19/4/1971 gün ve E . 1971/167, K . 1971/961 sayüı kararlarıyla, Onüdnci Dairenin 9/1/1974 tarih ve E . 1971/1631, K . 1974/5 sayılı k a r a n arasında, 521 sayüı Danıştay Yasasının 45 i n c i maddesinin öngördüğü anlamda aykırılık bulunduğuna ve içtihadın birleştirilmesi gerektiğine 26/1/1978 tarihinde oybirliğiyle karar verdikten sonra, ko nunun esasına geçilmiştir.
7303 sayılı Yasa ile değişik 6235 sayılı Türk Mühendis ve M i m a r Odaları Birliği Yasasının 1 inci maddesinde, Odalar Birliğinin tüzel kişiliğinin bulunduğu belirtilmekle beraber. Odalar için böyle bir nitelendirme yapılmamıştır. Odalar, kuruluşlarından bu yana, kanun ve yönetmeliklerle kendilerine verilen görevleri bağımsız olarak yerine getirmişler ve üçüncü kişilere karşı topluluğu temsü etmişler, ancak bazı konularda tüzel kişülk bir engel olarak ortaya çıkmıştır. B u konulardan biri ve en önemlisi de davada taraf ehliyetlerinin olup olmadığıdır. Taraf ehliyeti, kişilerin davacı ve davau olabilme yeteneklerini ifade eder.
Yapılan incelemede; 521 sayüı Kanunda, taraf ve dava ehliyeti bakımından bir düzenlemeye gidilmediği; yasanın 88 n c i maddesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri K a nununa gönderme yapmakla yetinüdiğl görülmektedir. Gönderme yapılan Usul Ya basının «tarafların ehliyeti» başlıklı 38 nci maddesinde de «Davaya ehliyet Kanunu Medeni ile tayin olunmuştur.» hükmü yer almıştır.
Medeni Kanunumuzun kişilikle UgUi 8 inci maddesi ile bunu izleyen maddelerinde ise, kişüerin medeni haklardan yararlanmaları ve bu haklan kuüanmalan konulan düzenlenmekte; aynı yasanın 45 Yargı Bölümü Sayfa : S Sayfa : 46
6 Şubat 1980 — Sayı: 16892 ve devamı maddelerinde de tüzel kişilerin medeni haklardan yararlanma ve b u hak l a n kullanma yetki ve koşulları belirtmektedir.
Doktrinde ve mahkeme içtihatlarında açıklandığı gibi; medeni haklardan yarar lanma, usul hukukunda taraf yeterliği olarak görünmekte; usul hukukundaki dava yeterliği ise, medeni hukuktaki medeni hakların kullanılması müessesesinin yerini al maktadır.
Dava ehliyetinin, kayıtsız şartsız gerçek ve tüzel kişilerin medeni hakları kul lanma ehliyetine bağlı okluğu söylenebilir mi?
Türk Medeni Kanununda, gerçek ve tüzel kişilerin hangi koşullar içinde me deni haklan kullanmaya yetkili oldukları ve bunların «bütün hakları iktisaba ve borçlan ü Uzama» ehil oldukları belirtilmesine rağmen, yine de ayrık hükümlere yer verildiği; medeni hakları kullanma ehliyetinin bazan dava ehliyeti için yeterli olma dığı görülmektedir, örneğin; terekeye ve iflas masasına giren mallar hak ve borçlar bakımından yapılan takiplerde ve açılan davalarda, medeni hakları kullanma ehliyeti olan ilgililerin dava ehliyeti buluıunamak tadır. Keza, karuun şahsi mallan hakkında üçüncü şahıslara karşı sürdürülecek davalarda, medeni haklan kullanıma ehliyeti oldu ğu kuşku götürmeyen kanyı, ancak kocanın temsil edebileceğine ilişkin Medeni K a nunumuzun 160 ıncı maddesi de dava ehliyeti yönünden tipik bir ayrık hükmü oluş turmaktadır.
K a m u hukuku yönünden soruna daha da geniş bir açıdan bakmak gerekmekte dir. Yukarıda değindiğimiz gibi, Danıştay Kanununun 88 nci maddesi taraf ve dava ehliyeti için H u k u k Usulü Yargılama Kanununa gönderme yapmakla yetinmiştir. An cak b u gönderme, ehliyet yönünden idare hukukumuzun özellikleri ve gereksinme leri olmadığı ve uygulamada bunun gözetlemeyeceği anlamına gelmemektedir. Ger çekten hergUn Danıştay'da, - Bakanlıklar dahil - tüzel kişilikleri olmayan, ancak ken dilerine yasalarla ve diğer düzenlemelerle yetki ve görevler tanınan pek çok kamu idare ve merciine karşı iptal davaları açılmaktadır. Yapılan yargılamada, usul hu kukunun tüm olanaklarından davacı, davalı ayrımı olmaksızın taraflar eşit koşullar içinde yararlanırlar.
İdare usul hukuku içinde, anlaşmazlığın bir aşamasında davalı olanın, bir di ğer aşamada davacı olması da olasıdır. Esasen dava yeterliği; davacı veya davalı ola rak hukuksal sonuçlan olan yargısal işlemleri yapmak ve bu işlemlere muhatap ola bilmek için karar verebilme yeterliğidir. Tüzel kişiliği olmayan bir idari merciin yu karıda yazılı kararlarda görüldüğü gibi, davalı olabileceği nasıl kabul ediliyorsa, aynı idarenin gerekli hallerde davacı olabileceğinin kabulü de zorunludur. Aksine bir uy gulama usul hükümlerinin eşitlik kurallarıyla bağdaştıruamıyacafc çelişkilere yol açar ve bir anlaşmazlığın tüm yasal mercilerden geçerek kesinleşmesini zaman zaman en geller. 521 sayıh Yasanın 69 ve 70 inci maddelerinde, gerçek ve tüzel kişiler yerine daha kapsamlı ve idare usul hukuku gereklerine daha uygun biçimde, -ileride dava cı sıfatını alacaklardan- «ilgililer» diye söz edilmesi de b u anlamda kabul edilme lidir.
K a m u hizmetleri alanında görevler üstlenen ve kendisine verilmiş yetkileri kul lanan bir idare; işlemleri, tutumu ve kararlarıyla toplumun sosyal ve ekonomik yasa nıma etkili olmaktadır. Eylem ve işlemlerinden doğabilecek hukuksal anlaşmazlık ların çözümü için - yargı yerleri dahil • her türlü yasal girişimde bulunması, gerekir se davacı veya davalı olması da bu idari faaliyetierinin kaçınılmaz sonucudur. Tüm aktif faaliyetlerine rağmen, tüzel kişiliğe sıkı sıkıya bağlı kalarak dar kalıplar için de idareleri taraf ve dava ehliyetinden yoksun bırakmak veya onu sadece usul hu k u k u terazisinin davalı kefesinde tutmak mümkün değildir. İdari kuruluşun yapısın dan gelen b u zorunluk doktrinde de göaönünde tutulmuş; soruna çözüm yollan öne rilmiştir :
Yargı BdlOmO Sayfa : 6 6 Şubat 1980 — Sayı: 16892
Sayfa : 47 Profesör Tahsin Befldr Balta, İdare H u k u k u Ders Notlarının 265 inci sayfasın da, «idari yargıda taraf ehliyeti» başlığı altında aynen «Dava; hukukun başlıca mü eyyidelerinden olduğundan hak, yetki, borç ve ödev niteliği dava ehliyetini de içme alır. Şu halde genel bir hukuk süjeliğine sahip olmaları dolayısıyla gerçek ve tüzel kişiler genel olarak, belli yetki ve ödev süjoliğine sahip olan kamu mercileri de kendi yetki ve ödevleri alanında dava ehliyetine sahiptirler.» demektedir. Profesör Dr. Ş">- ref Gözübüyük de, İdari Yargı adlı eserinde şu tümcelerle aynı görüşü benimsemek tedir: «Bazı hallerde bir kamu kuruluşu, başka bir kamu kuruluşunun kararını ip tal ettirmek için, iptal davası yoluna başvurmaktadır. Aynı hiyerarşi içinde olmayan, fakat tüzel kişiliği de bulunmayan bir k a m u kuruluşunun, başka bir kamu kuruluşu nun kararım iptal ettirmek için açtığı iptal davasında, davacı durumunda olan kamu kuruluşunda tüzel kişilik aramak bazı hallerde isabetli sayılamaz. İdarenin davalı ol duğu zaman davada taraf olma yeteneği yönünden tüzel kişi olmasını şart koşma mak, davacı olduğu zaman tüzel kişilik aramak, çelişkili b i r durum yaratır... iptal davası yönünden, tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşlarının kendi yetki ve görev alanlarındaki işlerde, davada taraf olma yeteneğine sahip olduklarını, ana kurala bir istisna olarak kabul etmek idarenin hukuka uygun hareketini sağlama yönünden isa betli bir yol gibi görünmektedir.»
Devlet kuruluşunda yeri olan, k a m u gücüne dayanan ve belli ölçüde bağım sız olarak bir kamu hizmeti yürüten idari makam ve mercilerin ehliyetlerine yasalar da da yer verildiği görülmektedir, örneğin; Batı Almanya İdare Usul Yasasında me deni hakları kullanma yeterliği bakımından, gerçek ve tüzel kişiler dışında bu resmi merciler (Behörden) de sayılmaktadır (Vervvsaltungsverfahrensgesetz - 25/5/1976-11/3, 12/4, 13). Aynı ülkenin İdari Mahkemeler Yasasında da, gerçek ve tüzel kişilerden başka taraf ve dava ehliyeti olanlar arasında idari makam ve merciler (Behörden) ayn bend ve fıkralarda gosterilmelrtedir (Vemaltungsgerichteordnung - 21/6/196C • 61/bend: 3 ve 62/fıkra: 2).
Yinelemek gerekirse, tüzel kişiliği olmayan idari mercilerin davalı sıfatını ka bul etmek; ancak davacı olamıyacaklarım söylemek genel surette usul hukuku ve özellikle idare usul hukuku esaslarıyla bağdaştınlamaz. İdari yapı içinde belli yetki ve görevleri olan kamu idaresi kuruluşlarının tüzel kişilikleri olmasa da, faaliyetle rinden doğan anlaşmazlıklar için kendilerine taraf ve dava ehliyeti tanınmalıdır.
'6235 sayılı Türk Mühendis ve M i m a r Odaları Birliği Yasası içinde, içtihatları birleştirme kararma konu olan odaların durumu incelendiğinde ayrıca belli hüküm lerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasanın 19 uncu maddesinde odalara -tıpkı tüzel kişiliği olan birlikler gibi - «ammenin ve memleketin menfaatleri, mesleğin inki şafı, meslek mensuplarının hak ve selâhiyetleri batanından lüzumlu gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak» (Madde: 2/b) hak ve yetküerinin tanındığı gö rülmektedir.
Odalar bu hak ve yetkilerini kullanırken davaya dönüşecek anlaşmazlıklara da düşebUeceklerine göre, yasal haklan kullamlmasınm davadaki görünümü olan dava ehhyetinden -tüzel kişiliği bulunmayan- odaları yoksun saymak yasanın gerçekleş tirmek istediği işlevin sürekliliği ve bütünlüğü ile bağdaştınlamaz.
Aynı Yasanın 30 uncu maddesinde de «Her türlü oda aidatı ile diğer para ce zalarını— öclemeyenler hakkında İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre takibat» yapma yetkisi odalara verilmektedir. Yapılacak «takibat»m icra hâkimliğinde sürdü rülecek olanlar dahil, tüm icra faaliyetini kapsadığında ve bu faaliyetin dava ehliye tini de gerektirdiğinde kuşku yoktur. B u suretle odaların adli yargı yerinde dava eh liyeti kabul edilirken, İdari bir anlaşmazlık halinde idari yargı yerinde aynı od a l a m dava ehliyetleri olmadığım söylemek mümkün değildir.
Vargı Bölümü Sayfa: 7 Sayfa : 48
6 Şubat 1980 — Sayı : 16892 III — Sonuç:
Sayılan nedenlerle, Türk Mühendis ve Mimar Odalarının davacı ve davalı ola rak taraf ve dava ehliyetleri bulunduğuna ve Danıştay Dava Daireleri Kurulunun, E s a s :
1968/586, K a r a r : 1968/631 sayüı. Sekizinci Dairenin E s a s : 1971/167, K a r a r .
1971/961 sayüı kararlarının, Danıştay OnUdnci Dairenin E s a s : 1971/1631, K a r a r :
1974/5 sayüı kararı doğrultusunda birleştirilmesine, 1/6/1978 günündeki toplantıda üçte fld oyçokluğu, 29/6/1978 günündeki ikinci toplantıda salt çoğunluk sağlanama dığından, 8/3/1979 tarihindeki Üçüncü toplantıda mevcudun oyçokluğuyla karar ve rildi
'521 sayüı Danıştay Kanununda, taraf ve dava ehliyeti halamından bir düzenle meye gidilmemiş, 88 İnci madde İle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa gönderme yapılmakla yetinilmiştir. H u k u k Usulü Muhakemeleri Yasasının 38 inci maddesinde de, davaya ehliyetin Medeni Kanun ile tayin olunacağı hükme bağlanmıştır. Medeni Kanunun 8 inci maddesindeki, «Her şahıs medeni haklardan istifade eder. Binaen aleyh K a n u n dairesinde haklara ve borçlara ehil olmakta herkes müsavidir.», 9 un cu maddesindeki «Medeni hakları kullanmağa selâhiyettar olan kimse, iktisaba ve Utizama da ehildir.» yolundaki hükümlere göre, mevzuatımızda dava açmak yetkisi gerçek ve tüzel kişilere tanınmış bulunmaktadır.
Array asa "run 112 nci maddesinin üçüncü fıkrası, «Kamu tüzel kişiliği, ancak ka nuhla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.» demekte, 122 nci maddesinde de; kamu kurumu nlteUğindeki meslek kuruluşlarının, kanunla meydana ge tirileceği ve organlarının kendileri tarafından ve kendi üyeleri arasından seçileceği belirtilmektedir.
6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 7303 sayılı K a nunla değişik 1 inci maddesi, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin hükmi şah siyeti olduğunu hükme bağlamış olup, Kanunda, Birlik Umumi Hey'eti karariyle, lütum görülen yerlerde açılabüecek olan Odalara tüzel kişilik tanıyan herhangi b i r hü küm bulunmamaktadır.
Tüzel kişiliği olmayan Odaların, yukarıda yazılı hükümler muvacehesinde dava ehliyeti de bulunmadığından, içtihadın, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 4/10/196% gün ve E . 1968/586, K . 1968/631 sayılı karariyle, Sekizinci Dairenin, 19/4/1971 tarih ve E . 1971/167, K . 1971/981 sayüı kararı doğrultusunda birleştirilmesi gerekeceği dü şüncesiyle çokluk kararma karşıyız.
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME K U R U L U K A R A R I
N o : 1971/9 K a r a r N o : 1979/5 ö z ü : 521 sayüı Danıştay Kanununun 72 nci mad desinde yer alan «idari eylemlerden hak ları ihlâl edilmiş olanların, idari dava aç madan önce, bu eylemleri yazalı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri ta rihten İtibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde, ilgili ida reye başvurarak haklarının yerine getirt mesini istemeleri lâzımdır» yolundaki hü küm gereğince, ilgili idareye başvurulmak sızın doğrudan doğruya Danıştay'da tam yargı davası açılması halinde düekpenin da vanın her safhasında ilgili mercie tevdi edi leceği H k .