Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E. 1985/1, K. 1985/1, T. 13.06.1985
Sonuç: İçtihat birleştirildi
Künye
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire ya da kurul
- İçtihatları Birleştirme Kurulu
- Esas numarası
- 1985/1
- Karar numarası
- 1985/1
- Karar tarihi
- 13.06.1985
Sonuç, kararın hüküm bölümünden kuralla okunmuştur; bağlayıcı olan karar metnidir.
İlgili kanun maddeleri
2575 sayılı Danıştay Kanunu
- m. 38 karar tarihinden sonra değişti
- m. 39
- m. 40
Resmî metin (yeni sekmede açılır) Bu kanuna atıf yapan kararlar
213 sayılı Vergi Usul Kanunu
- m. 20
- m. 377 karar tarihinden sonra değişti
Resmî metin (yeni sekmede açılır) Bu kanuna atıf yapan kararlar
Maddeler karar metninden kurallarla okunmuş ve mevzuat dizinine bağlanmıştır; madde metni resmî kaynaktadır. Değişiklik notları 23.08.2026 tarihinde indirilen resmî metinden okunur.
Kararın tam metni
Kişisel veriler kurallarla çıkarılmıştır; köşeli ayraç içindeki işaretler çıkarılan bilginin yerini gösterir.
Esas No : 1985/1 Karar No: 1985/1
ÖZÜ: Yabancı memlekette tescilli bir marka nın, menşe memleket belgesinde kayıttı olanlar dan başka eşyada da kullanılmak üzere Türki ye'de tescili için yapılan başvurularda dilekçeyi eklenmesi zorunlu olan iştigal belgesinin, konso losluklarca tasdikine gerek bulunup bulunmadı gına ilişkin uyuşmazlıklar nedeniyle açılan da valar sonucunda Danıştay Onikinci ve Onuncu Dairece verilen kararlar arasındaki aykırılığın Onikinci Daire kararı doğrultusunda giderilme si hakkında.
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KURULU KARARI
Yabancı memlekette tescilli bir markanın, menşe memleket belgesinde kayıt eşyadan başka eşyada da kullanılmak üzere, Türkiye'de tescili için yapılan başvu rularda, yabancı ülkelerde düzenlenmiş olup başvuru dilekçesine eklenmesi gereken iştigal belgesinde konsolosluk tasdiki aranıp aranmayacağına ilişkin uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davalar sonunda Danıştay Onikinci ve Onuncu Dairelerce verile kararlar arasında aykırılık bulunduğu ileri sürülerek, bu aykırılığın içtihadın bir leştirilmesi yoluyla giderilmesinin istenmesi ve Danıştay Başkanının istemin Ku rulda görüşülmesini uygun görmesi üzerine, Raportör üyenin raporu, Danıştay Baş savcısının-, Yabancı memlekette tescil ve teşhir edilmiş markaya istinaden o marka nın Türkiye'de de tescili için yapılan başvurularda, başvuru dilekçesine eklenme gereken, marka sahibinin yaptığı işleri gösterir belgenin, menşe memleketteki Türk Konsolosluğu tarafından tasdik edilmiş olması şartının aranıp aranmayacağı yolu:
da Danıştay 10 ve 12 nci Daire kararları arasında aykırılık bulunduğu ileri sürül rek bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi istenmektedir.
1 — Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 1977 yılından itibaren, iştigal gösterir belgelerde, konsolosluk onayını araması ve bu yolda işlem tesis etmesi üz rine, marka sahipleri tarafından açılan davalar sonunda-, 12 nci Dairemiz tarafı dan : Paris İttihadı Anlaşmasının 6 ncı ve 551 sayılı Markalar Kanununun Uygul ma Şeklini Gösterir Yönetmeliğin 6/10 maddeleri hükümlerine göre, yabancı mem] kette tescil edilmiş markanın Türkiye'de tescili istemiyle yapılan başvurularda y bancı ülkelerin resmi makamlarınca düzenlenip ibraz edilen iştigal mevzuunu göal rir belgelerde konsolosluk tasdikinin aranmasına gerek olmadığı sonucuna varılan işlemlerin iptaline karar verilmiştir. (12. Dairenin 24/10/1979 günlü E: 1978/84!
K : 1979/3992 ve aynı tarihli E : 1978/7409, K : 1979/3991 ve 12/11/1979 günlü E 1978/7441, K : 1979/4095 sayılı kararları) 10 uncu Dairemiz ise; 25/5/1982 günlü ve E: 1982/3440, K : 1982/1411 sayılı 1 rarında-, Anlaşmaya bağlı ülkelerde tescil edilmiş markaların Türkiye'de tescil it, yapılan başvurularda Paris İttihadı Anlaşmasının 6/A maddesinde, menşe memlel belgelerinin tasdik işleminden muaf tutulacağı öngörülmüş ise de. iştigal mevzuu gösterir belgelerin, bu kuralın kapsamı dışında kalması nedeniyle, konsolosluklar tasdik edilmesi zorunlu bulunduğu görüşüne yer verilerek, idari işlemin mevzuı uygunluğu vurgulanmıştır.
Bu duruma göre, yabancı memlekette tescili yapılmış bir markanın, Tür ye'de tescili için yapılan başvurularda, yurt dışında yetkili makamlarca düzenler Yargı Bölümü Sayfa : S Sayfa: 10
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 ibraz edilen marka sahibinin yaptığı işleri (iştigal mevzuunu) gösterir belgelerde konsolosluk onayının aranıp aranmayacağı yolunda, aynı mevzuat kurallarının, ayrı ayrı doğrultularda yorumlanmak suretiyle birbirine aykırı kararlar verildiği an laşılmaktadır.
6/1/1982 günlü ve 2575 sayılı Yasa ile Danıştay, sekizi dava ikisi idari top lam on Daire olmak üzere yeniden oluşturulmuş ve böylece 12 nci Daire hukuki varlığını yitirmiştir. Ne varki, kararların oyçokluğuyla alınması ve bu kararlara iştirak eden kimi üyelerin başka dairelerde görevlendirilmiş olması gibi nedenlerle görüş aykırılıklarının ortaya çıkması kuvvetle muhtemel bulunduğundan, içtihat ların birleştirilmesinin yerinde olacağı görüşündeyiz.
2 — 551 sayılı Markalar Kanununun;
a) 25 inci maddesinde; bir markanın tescili için yapılacak müracaatta marka sahibinin varsa kanuni mümessilinin veya vekilinin adı, soyadı, marka sahibinin tabiyeti, ikametgahı, yapmakta olduğu iş, iş adresi ve markanın kullanılacağı em tianın yazılacağı ve marka sahibinin yaptığı işi gösteren belge ve markanın örneği ile marka harcı makbuzunun ekleneceği, Yabancı memlekette tescil ve teşhir edilmiş markaya istinaden yapılan müra caatlarda, ayrıca yabancı memlekette tescil ve teşhire ait vesikalarla başvuru ile ilgili olarak yabancı memleketlerden alınmış belgeler ve bunların tercümelerinin mü racaata ekleneceği;
b) 26 ncı maddesinde, müracaat evrakının ve eklerinin nasıl ve ne miktarda olacağı ve bu kanunun tatbiki için lüzumlu sair hususlar ile belgelerin yönetmelikte gösterileceği,
c) 28 inci maddesinde müracaat evrak ve eklerinin bu kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığının Sanayi Bakanlığınca tetkik edilerek başvuru nun aynı kanunun 4, 5, 6, 8, 9, 10, 11 ve 40 ıncı maddeleri hükümlerine aykırı ol duğunun tesbiti halinde müracaatın gerekçe gösterilerek reddedileceği hükme bağ lanmış Markalar Kanununun Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmeliğin 6 ncı mad desinin 10 numaralı bendinde, markanın ecnebi memleketlerde tescil ettirilmiş ol duğu takdirde tescili yapan menşe memleket idaresi tarafından verilmiş bulunan tasdikli menşe memleket vesikası ile bunun noterlikçe yapılmış tam bir tercüme sinin,
d) Aynı yönetmeliğin 10 uncu maddesinde, yabancı memlekette tescil edil miş markaya dayanılarak yapılan müracaatlar için iştigal belgesinin aranmayacağı, ancak müracaat dilekçesi menşe memleket belgesinde kayıtlı eşyadan gayri eşyayı ihtiva ediyor ise o takdirde ilave eşyaya münhasır olmak üzere, yetkili merciiden alınacak iştigal belgesinin ve bunun noterlikçe yapılmış tercümesinin, başvuru di lekçesine ekleneceği, el Paris İttihadı Anlaşmasının 6 ncı maddesinin (A) bendinde İse, menşe memlekette usulüne uygun olarak tescil edilmiş fabrika veya ticaret markalarının diğer ittihad memleketlerinde aşağıda gösterilen kayıtlar saklı kalmak şartıyla ay nen tevdi ve himayesinin kabul edileceği, bu memleketlerin kesin tescil işlemine te vessül! etmeden önce menşe memleketteki yetkili makamlardan verilmiş bir tescil tasdiknamesinin ibrazım talep edebilecekleri ve bu vesika için hiçbir tasdik muame lesi istenmeyeceği öngörülmüştür.
3 — Paris ittihadı Anlaşmasına katılmış olan ülkelerin, markaların tescili için aynı sistemi benimsedikleri ve yasalarında, müracaatın yeri, tarihi içeriği, şekli, incelenmesi ve başvuruya eklemesi gereken belgeler hakkında benzer hükümlere yer verilmiş ve ilgililerin öz çıkarlarının korunması için ayrıntılar ve formalite lerden özenle kaçınılmıştır.
Yargı Bölümü Sayfa : 6 22 Aralık 1985 — Sayı: 18966
Sayfa: 11 Paris İttihadı Anlaşmasını imzalamış olan ülkelerden birinde tescil edilmiş markaya dayanılarak yapılan müracaatlarda, kural olarak iştigal belgesi aranmaya caktır. Ne varki, başvuru dilekçesi, menşe memleket belgesinde kayıtlı eşyadan gayri eşya ihtiva ediyorsa o takdirde ancak ilave eşyaya münhasır olmak üzere, yetkili merciiden alınacak iştigal belgesinin ve bunun noterlikçe yapılan tercüme sinin başvuru dilekçesine eklenmesiyle yetinilecektir. Demek oluyorki, yetkili mer ciiden alınmış olan iştigal belgesi, noterlik veya konsolosluk gibi kuruluşların ona yına sunulmadan işleme alınması gerekecektir. Nitekim, 551 sayılı Markalar Kanu nunun 28 inci maddesinde, başvuruların red nedenleri bir bir sayıldığı halde, iştigal belgesinin, konsolosluk veya noterlik onayını taşımaması red sebebi olarak göste rilmemiştir.
öte yandan, menşe memlekette yöntemlerine uygun olarak tescil edilmiş olan markaların, diğer ittihad memleketlerinde tescili için yapılan başvurulara, yetkili makamlardan alınan tescil tasdiknamesinin eklenmesiyle yetinileceği ve bu belge den hiçbir onay işlemi aranmayacağı İttihad Anlaşmasının 6 (A) maddesinde kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirtilmiştir.
Tescil tasdiknamesiyle iştigal belgesini birbirinden farklı ve bağımsız işlem ler olarak nitelemeye ve iştigal belgesinin yukarıdaki kuralın dışında kaldığını söy lemeye kanımızca olanak yoktur.
Gerek Markalar Kanunu ve bu kanunun uygulama şeklini gösterir yönetme lik ve gerekse Paris İttihadı Anlaşmasının olayımızla ilgili hükümleri birlikte ince lendiğinde görülecektirki, marka sahibinin yaptığı işleri gösterir belgelerde, noterlik veya konsolosluk gibi kuruluşların onayının aranması, sözü edilen anlaşmanın te mel ilkeleriyle güdülen amaca ters düşecektir.
Hemen değinmek yerinde olurki, tescil tasdiknamesinde, onay işlemi aranmaz iken tescilin yapılabilmesi için dilekçeye eklenen belgelerden yalnız birinde, konso losluğun tasdikinin aranması açık ve seçik bir çelişkinin ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Bu açıklamalara göre. ister tescil tasdiknamesi olsun, ister iştigal belgesi ol sun, bu belgelerde konsolosluk tasdikinin aranmasına gerek olmadığı sonucuna va rıldığından içtihatların 12. Dairenin 12/11/1979 günlü, E: 1978/7441, K : 1979/4095 sa yılı kararına egemen olan görüş doğrultusunda birleştirilmesinin yerinde olacağı düşünülmektedir» yolundaki açıklaması dinlenildikten, ilgili kararlar ve mevzuat incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İDARİ UYGULAMA VE AYKIRI KARARLAR
1 — Danıştay Onikinci Dairenin 12/11/1979 tarihli ve E: 1978/7441, K : 1979/ 4095 sayılı kararı;
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 1977 yılından itibaren yabancı memlekette tes cilli markaların Türkiye'de tescili istemiyle yapılan başvurularda, yabancı ülkede düzenlenip ibraz edilen iştigal belgelerinin T. C. Konsolosluklarınca tasdik edilmiş olmasını şart koşmuştur. İdarenin söz konusu belgelerde konsolosluk tasdiki ara ması ve bu yolda işlem tesis etmesi üzerine açılan dava sonucunda, Danıştay Onikin ci Daire;
«Dava, şekilden ve NKF harflerinden meydana gelen markanın tescili için yapılan başvuru üzerine, idarece noksan görülen bazı belgelerin tamamlanmasına ilişkin olarak tesis edilen T. C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 25/7/1978 gün ve 10-04-MR-42/11828 sayılı işleminin kısmen iptali istemiyle açılmıştır.
Davacı, konsolosluk tasdiki yapılması istenilen belgenin mense memleket ve sikası olduğunu iddia etmekte, davalı idare ise bu belgenin menşe memleket vesi kası değil iştigal belgesi olduğunu savunmaktadır.
Yargı Bölümü Sayfa : 7 Sayfa: 12
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 Yabancı ülkelerde düzenlenen ve Türkiye'de kullanılacak olan belgeler üze rinde yabancı makamların imza ve mühürlerinin Türkiye Konsolosluklarınca onay lanması gerekmekte ise de; Paris ittihadı Anlaşmasının 6. maddesinin (A) bendi «Menşe memlekette usulüne uygun olarak tescil edilmiş fabrika veya ticaret marka larının diğer ittihat memleketlerinde aşağıda gösterilen kayıtlar mahfuz kalmak şartıyle, aynen tevdii ve himayesi kabul edilecektir. Bu memleketler, kati tescil muamelesine tevessül etmeden evvel, menşe memleketteki selahiyettar makamdan verilmiş bir tescil tasdiknamesinin ibrazını talebedebileceklerdir. Bu vesika için hiçbir tasdik muamelesi talep edilemez.» hükmünü içermektedir.
Markalar Kanununun 26. maddesine dayanılarak çıkarılan «Markalar Kanu nunun Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin 10 uncu bendi, marka ecnebi memlekette tescil edilmiş olduğu takdirde, tescili yapan menşe mem leket idaresi tarafından verilmiş bulunan tasdikli menşe memleket vesikası ve bu nun noterlikçe yapılmış tam bir tercümesi» ve yine aynı yönetmeliğin 10 uncu maddeside «Yabancı memlekette tescil edilmiş markaya dayanılarak yapılan müracaat lar için iştigal belgesi aranmaz. Ancak müracaat dilekçesi menşe memleket belge sinde kayıtlı eşyadan gayri eşya ihtiva ediyor ise o takdirde ilave eşyaya münhasır olmak üzere yetkili merciden alınacak iştigal belgesinin ve bunun noterlikçe yapıl mış tercümesinin müracaat dilekçesine eklenmesi zaruridir.» hükmünü koymuştur.
Açıklanan nedenlerle, ister menşe memleket vesikası olsun ister iştigal belge si olsun, bu belgelerin konsolosluk tasdikinin yapılmasının istenmesinde mevzuata uyarlık bulunmadığından» diyerek aksi yoldaki işlemi oyçokluğuyla iptal etmiştir.
2 — Danıştay Onuncu Dairenin 25/5/1982 tarihli ve E: 1982/3440, K : 1982/1411 sayılı kararı:
Yukarıda bahsedilen iptal kararı doğrultusunda söz konusu belgelerin konsolosluklarca tasdikli olmasını aramayan idare, daha sonraki yıllarda tekrar yabancı markanın tescili için iştigal belgelerinin konsolosluklara tasdik ettirilerek ibrazını istemiştir. İdarenin bu işleminin iptali istemiyle açılan davada ise Danıştay Onuncu Daire;
«Dava, davacının UTC harflerinden oluşan markanın tescili için yaptığı baş vuru üzerine iştigal belgesinde konsolosluk tasdiki gerektiği yolunda tesis edilen işlemin iptali isteğiyle açılmıştır.
Markalar Kanununun Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmeliğin 6. maddesinde marka tescil dilekçelerine eklenecek belgeler sırası ile sayılmıştır. 5. bendde müra caat sahibinin yaptığı işi gösteren tasdikli belge, 10. bendde de ecnebi memleketde marka tescil edilmiş olması halinde menşe memleketi idaresi tarafından verilmiş bulunan tasdikli menşe memleketi vesikası aranmaktadır.
Yabancı ülkelerde düzenlenen ve Türkiye'de kullanılacak olan belgeler üze rinde bulunan yabancı makamların imza ve mühürlerinin Türk konsolosluklarınca onanması, Noterlik Kanununun 195 inci maddesi gereğidir.
Paris ittihadı Anlaşmasının Londra Metninin 6/A maddesi menşe memleket belgelerini tasdik işleminden muaf tutmuştur.
Kuşkusuz anlaşmaya tabi memleketlerde tescil edilmiş.markaların Türkiye'de de tescili halinde bu istisna hükmü uygulanacaktır. Ancak davacının ibraz ettiği belgelerin niteliği nazara alındığında bu maddenin istisna hükmünden yararlanma sına olanak bulunmamaktadır. Zira iştigal belgesi madde kapsamında bulunmamak tadır.» gerekçesiyle işlemi yerinde görüp oyçokluğuyla davayı reddetmiştir.
Yine söz konusu iştigal belgelerinin konsolosluklara tasdik ettirilmesinin istenilip istenilemeyeceğine ilişkin bir uyuşmazlık nedeniyle açılan başka bir dava, bu arada uygulamasını değiştiren idarece kabul edilmiş ve Danıştay Onuncu Daire- Yargı Bölümü Sayfa : 8 22 Aralık 1965 — Sayı: 18966
Sayfa: 13 ce de bu kabule dayalı olarak konusu kalmayan dava hakkında «Karar verilmesine yer olmadığı» biçiminde karar verilmiştir. (Danıştay Onuncu Dairenin 25/10/1982 tarih, E: 1982/3361, K : 1982/2120 sayılı kararı)
İÇTİHADIN BİRLEŞTİRİLMESİ GEREĞİ:
Görüldüğü gibi, yabancı memlekette tescilli markanın Türkiye'de tescili için yapılan başvurularda, yurt dışında düzenlenip ibraz edilen iştigal belgelerinde kon solosluk tasdiki aranıp aranmıyacağı konusunda, idari uygulamalarda olduğu tay kararlan arasında da aykırılık bulunmaktadır.
2575 sayılı Danıştay Kanununun 39. maddesi, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri genel kurullarının kendi kararlan veya ayrı ayrı verdikleri ka rarlar arasında aykrılık ve uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatla rın değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde, içtihatların birleştirilmesi veya değiş tirilmesi yoluna gidilebileceğini hükme bağlamıştır.
Hernekadar 2575 sayılı Yasa gereği Danıştay Dairelerinin yeniden oluşumun da Onikinci Daireye yer verilmemiş olması nedeniyle bu Dairenin verdiği kararda benimsenen yorumun devamlılık niteliğini kaybetmiş olduğu, bundan böyle Onuncu Dairenin görüşüne göre içtihadın yönleneceği düşünülebilirse de, Onuncu Dair kararının oyçokluğuyla verilmiş bulunması, üye değişikliği olması halinde kara rın da değişebileceği ihtimali gözönüne alındığında idari uygulamadaki istikrarsız lığın giderilmesi bakımından ve kararlar arasında 2575 sayılı Danıştay Kanununu 39 uncu maddesinde öngörülen şekilde aykırılık bulunduğundan içtihadın birleşti rilmesi gerektiğine oyçokluğuyla karar verildikten sonra işin esası incelendi.
551 sayılı Markalar Kanununa göre bir marka tescil ettirmek isteyen kimse nin o markanın üzerine konulacağı eşyanın imalatı veya satışı ile iştigal ettiğini ka nıtlaması gerekir.
Kanunun 25 inci maddesinde, bir markanın tescili için yapılacak müracaat marka sahibinin, varsa kanuni mümessilinin veya vekilinin adının ve soyadını marka sahibinin tabiyetinin ve ikametgahının, markanın kullanılacağı emtianın olduğunun dilekçede belirtileceği ve ayrıca markanın örneği ile marka harcı ma buzunun ve marka sahibinin yaptığı işi gösteren belgenin (iştigal belgesinin) dilek çeye ekleneceği hüküm altına alınmıştır.
Yabancı memleketlerde tescil ve teşhir edilmiş markaya dayanılarak yapılan başvurularda ise, ayrıca, yabancı memleketlerde tescil ve teşhire ait vesikalar (menşe memleket vesikaları), başvuru ile ilgili olarak yabancı memleketlerden alın mış belgelerin ve bunların tercümelerinin de başvuruya eklenmesi gerektiği ay maddede belirtilmiştir.
Yasanın 28. maddesinde, müracaat evrak ve eklerinin bu kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığının Sanayi Bakanlığınca tetkik edilerek başvuru nun aynı kanunun 4, 5, 8, 8, 9, 10, 11 ve 40 inci maddeleri hükümlerine aykırı oldu ğunun tesbiti halinde müracaatın gerekçe gösterilerek reddedileceği hükme bağlan mıştır.
Markalar Kanununun Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmeliğin 6 ncı madde sinin 10 uncu bendi, marka yabancı memleketlerde tescil ettirilmiş olduğu takdir tescili yapan menşe memleket idaresi tarafından verilmiş bulunan tasdikli mercii memleket vesikası ile bunun noterlikçe yapılmış tam bir tercümesinin tescil ta] dilekçesine ekleneceğine işaret etmiştir.
Yargı Bölümü Sayfa: 9 Görüldüğü gibi, yabancı memlekette tescilli markanın Türkiye'de tescili için yapılan başvurularda, yurt dışında düzenlenip ibraz edilen iştigal belgelerinde kon solosluk tasdiki aranıp aranmayacağı konusunda, idari uygulamalarda olduğu gib aynı mevzuat hükümlerinin ayrı ayrı doğrultularda yorumlanması sonucu Danış tay kararları arasında da aykırılık bulunmaktadır.
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 Aynı yönetmeliğin 10 uncu maddesinde ise, yabancı memlekette tescil edilmiş markaya dayanılarak yapılan müracaatlar için iştigal belgesinin aranmıyacağı, an cak müracaat dilekçesi menşe memleket belgesinde kayıtlı eşyadan başka eşya ih tiva ediyor ise o takdirde, ilave eşyaya münhasır olmak üzere yetkili merciiden alı nacak iştigal belgesinin ve bunun noterlikçe yapılmış tercümesinin müracaat di lekçesine eklenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Konuya ilişkin olup 1975 yılında Türkiye'nin de katıldığı Paris İttihadı Anlaş masının 6 ncı maddesinin (A) bendinde ise, menşe memlekette usulüne uygun ola rak tescil edilmiş fabrika veya ticaret markalarının diğer ittihat memleketlerinde bazı kayıtlar mahfuz kalmak şartıyla aynen tevdii ve himayesinin kabul edilece ği, bu memleketlerin kati tescil muamelesine tevessül etmeden evvel menşe mem leketteki selahiyettar makamdan verilmiş bir tescil tasdiknamesinin ibrazını talep edebilecekleri ve bu vesika için hiçbir tasdik muamelesi istenemiyeceği öngörül müştür.
Paris İttihadı Anlaşmasına katılmış olan bir ülkenin marka tescili konusunda bu anlaşma ile öngörülmüş olan sistemi benimsemesi ve ilgililerin markadan doğan hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, ayrıntı ve özellikle formalite bakımın dan, kendi milli mevzuatında benzer hükümlere yer vererek anlaşma dışına çıkma ması gereklidir.
Ülkemizde konuya ilişkin düzenlemelerde bu gereğe uygun davranıldığını söy lemek mümkündür. Ancak uygulamada zaman zaman sapmalar olduğuda bir vakıa dır.
Markalar Kanununun Uygulama şeklini gösterir yönetmeliğin daha önce be lirttiğimiz 10 uncu maddesi hükmüne göre, yabancı memlekette tescil edilmiş mar kaya dayanılarak yapılan tescil başvurularında iştigal belgesi aranmayacaktır. Aynı madde hükmüne göre ancak, menşe memleket vesikasında kayıtlı eşyadan başka eş yalar için de aynı markanın tescili isteniyorsa, o takdirde, ilave eşyaya münhasır ol mak üzere yetkili merciden alınacak iştigal belgesi ile bunun noterlikçe yapılan ter cümesinin başvuru dilekçesine eklenmesi zorunludur. Mezkür madde hükmünün Pa ris İttihadı Anlaşmasının yine daha önce belirttiğimiz 6/A maddesinde yer alan, menşe memlekette tescil edilmiş bir markanın ittihad memleketlerinde de tescilin istenmesi halinde, bu memleketlerin kesin tescil işlemini yapmadan evvel ilgiliden menşe memleket belgesi isteyebilecekleri yolundaki hükmü İle birlikte değerlendiril mesi halinde ortaya çıkan sonuç; anlaşmalı ülkelerde tescilli markanın Türkiye'de de tescili istendiğinde ilgilinin tescilini istediği markanın üzerine konulacağı eşya nın imalatı veya alım satımı ile iştigal ettiğini, menşe memleket veya iştigal belge lerinden herhangi biri ile kanıtlamak zorunda olduğu keyfiyetidir. Şu halde iştigal belgesini menşe memleket vesikasından tamamen farklı bir belge olarak görmek mümkün değildir. Hal böyle olunca, anlaşmanın söz konusu 6/A maddesinin son cümlesinde menşe memleket vesikasına ilişkin olarak yer alan «bu vesika için hiç bir tasdik muamelesi talep edilemez» hükmüne göre menşe memleket vesikası için aranmayan tasdik şartının yaklaşık olarak aynı hukuki değeri taşıyan iştigal bel gesi için aranmasının mantıklı bir nedeni bulunmamaktadır.
Esasen 551 sayılı Markalar Kanununun 26. maddesine göre çıkarılmış olan ve Kanunun uygulama şeklini gösteren yönetmeliğin, marka tescil talebi dilekçesinin düzenleme biçimini ve bu dilekçeye eklenecek belgelerin neler olması gerektiğini belirten 6. maddesinin 5 inci bendinde iştigal belgesinin, 10 uncu bendinde ise men şe memleket vesikasının tasdikli olması gerektiği belirtilmişse de aynı kanunun marka tescil istemlerinin reddi nedenlerini tek tek sayan 28 inci maddesinde söz Yargı Bölümü Sayfa : 10 22 Aralık 1985 — Sayı: 18966
Sayfa: 15 konusu belgelerin konsolosluk ve noterlik onayını taşımaması red nedeni olarak sayılmamıştır.
Diğer taraftan, gerek içtihadı birleştirmeye konu olan Danıştay Onikinci Daire kararındaki muhalefet görüşünde, gerekse Danıştay Onuncu Dairenin çoğun luk kararında Noterlik Kanununda yer alan «Yabancı memleketlerde usulü uyarın ca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleket yetkili merciinin imza ve mühürü konsolosluk tarafından onanır» yolundaki 195. madde hükmünden hareket edi lerek Paris ittihadı Anlaşmasının e/A maddesi hükmü ile menşe memleket belgeleri için getirilen tasdik muafiyetinin anlaşmaya tabi ülkelerde tescil edilmiş markaların Türkiye'de tescili halinde de uygulanacağı, ancak ibraz edilen iştigal belgesinin bu maddenin muafiyet hükmünden yararlanamayacağı ve bu nedenle sözü edilen bel gelerin konsolosluklara tasdik ettirilerek ibrazı gerektiği yolundaki görüşe, Noterlik Kanununun 191, 195 ve 60 ıncı maddeleri hükümleri karşısında da katılmak müm kün değildir. Şöyleki;
191 inci maddede «yabancı memleketlerde noterlik işleri konsolosluklar tara fından yapılır» denilmektedir. Şu halde noterliklerin görevlerinin neler olduğunun gözden geçirilmesi yerinde olacaktır.
Noterler Kanununun 60 ıncı maddesinde tek tek sayılan noterlik görevlerinden konusu belli olanları bir tarafa bırakıp genel kapsamlı olanlarını özetleyecek olur sak;
1 — Yapılması kanunla başka bir makama, merci ve şahsa verilmemiş olan her nevi hukuki işlemleri düzenlemek, 2 — Kanunlarda resmi olarak yapılması emredilen ve mercileri belirlenmemiş olan bütün hukuki işlemleri bu kanun hükümlerine göre yapmak, olduğu görüle cektir.
Markalar Kanununun Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmeliğin 7. maddesin de, 6. maddenin 5 inci bendinde belirtilen iştigal belgesinin müracaat sahibinin bağlı olduğu ticaret ve sanayi odalarından veya vergi dairesinden alınması gerekti ğinin öngörülmesi karşısında, bu anlamdaki bir belgenin noterce tanziminde yasal yönden imkansızlık bulunduğu acıktır.
Bu nedenle Noterler Kanununun 195 inci maddesine göre aranacak, yabancı makamların imza ve mühürlerinin Türk Konsolosluklarınca onanması keyfiyetinin, düzenlenmesi noterlik işlemi sayılamayacak olan iştigal belgeleri hakkında uygu lanmasının söz konusu olmaması gerekir.
Yukarıdaki açıklamalara göre, yabancı memlekette tescil edilmiş bir markaya istinaden o markanın menşe memleket belgesinde kayıtlı eşyadan başka eşyalarda da kullanılmak üzere Türkiye'de tescili için yapılan başvurularda, başvuru dilekçesine eklenmesi gereken, marka sahibinin o markayı kullanacağı ilave eşyanın ima latı veya alım satımı ile meşgul olduğunu gösteren ve yabancı ülkelerde yetkili mer cilerce tanzim edilmiş olan iştigal belgelerinde Türk Konsolosluğunun tasdikinin aranmasına gerek olmadığı sonucuna varıldığından, içtihadın Danıştay Onikinci Dairesinin 12/11/1979 günlü ve E: 1978/7441 ve K : 1979/4095 sayılı karan doğrultu sunda birleştirilmesine 13/6/1985 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
X — İçtihadın birleştirilmesi isteminin nedeni, 521 sayılı Danıştay Kanununun yürürlüğü döneminde var olan Onikinci Dairenin 1979 yılında vermiş olduğu bir ka rarla, bu daireyi kaldıran ve Danıştayı 10 Daireden oluşturan 6/1/1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanununda yer alan ve görevleri de bu kanunda belirlenen Onuncu Yargı Bölümü Sayfa: 11 konusu belgelerin konsolosluk ve noterlik onayını taşımaması red nedeni olarak sayılmamıştır.
Diğer taraftan, gerek içtihadı birleştirmeye konu olan Danıştay Onikinci Daire kararındaki muhalefet görüşünde, gerekse Danıştay Onuncu Dairenin çoğun luk kararında Noterlik Kanununda yer alan «Yabancı memleketlerde usulü uyarın ca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleket yetkili merciinin imza ve mühürü konsolosluk tarafından onanır» yolundaki 195. madde hükmünden hareket edi lerek Paris ittihadı Anlaşmasının 6/A maddesi hükmü ile menşe memleket belgeleri için getirilen tasdik muafiyetinin anlaşmaya tabi ülkelerde tescil edilmiş markaların Türkiye'de tescili halinde de uygulanacağı, ancak ibraz edilen iştigal belgesinin bu maddenin muafiyet hükmünden yararlanamayacağı ve bu nedenle sözü edilen bel gelerin konsolosluklara tasdik ettirilerek ibrazı gerektiği yolundaki görüşe, Noterlik Kanununun 191, 195 ve 60 ıncı maddeleri hükümleri karşısında da katılmak müm kün değildir. Şöyleki;
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 Dairenin 25/5/1982 tarihinde almış olduğu bir karar arasındaki aykırılığın gideril mesidir.
Bilindiği gibi içtihatların birleştirilmeleri konulan Hukuk Usulü Muhake meleri, Ceza Muhakemeleri Usulü veya İdari Yargılama Usulü Kanunlarında değil Danıştay veya Yargıtay Kanunlarında yer almaktadır.
Bu nedenle de Prof. Dr. Baki Kuru bu konuda açıklamalarda bulunurken Yar gıtay Kanununa göndermeler yapmaktadır. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakeme leri Usulü Kitabında (1968 baskısı sayfa 31) içtihatlann birleştirilmesinden bahse derken «Yargıtay'ın en önemli görevi, bütün yurtta kanunların aynı şekilde uygu lanmasını sağlamaktır. Yani, benzer hadiseler karşısında yurdun her tarafındaki mahkemeler aynı şekilde karar vermelidir. Başka bir deyimle, mahkemelerin içti hattan arasında aykırılık olmamalıdır. Bunu Yargıtay Daireleri sağlar. Bir Dairenin kendi içtihattan ve kendi içtihatları ile diğer daire ve genel kurullar içtihattan ara sında ahenk bulunduğu müddetçe, kanunlar yurtta aynı şekilde uygulanıyor demek tir. Fakat, bu içtihatlar arasında uygunluk yoksa, o zaman kanunların bütün yurtta aynı şekilde tatbikini sağlamak için, içtihatlar arasındaki bu ihtilafın giderilmesi gerekir ki, buda içtihatların birleştirilmesi yolu ile olur» demektedir.
Prof. Dr. Baki Kuru yukarıda aldığımız düşüncelerinde Yargıtay üzerinde durmuştur. İdari yargı alanı bakımından, askeri yargı dışında uygulanacak kanun lar yönünden Danıştay'ın durumu da Yargıtay gibidir. O da idari yargıyı ilgilendiren kanunların uygulanmasında bütün yurtta ayniyeti sağlayacaktır.
Prof. Dr. Baki Kuru işaret olunan açıklamalarını yukarıda belirttiğimiz gi bi; Yargıtay Kanunu maddelerine göndermeler yaparak ortaya koymaktadır.
Gerçekten içtihatların birleştirilmesi konulan usul kanunlarında istenmemek te, doğrudan yüksek yargı mercilerinin kuruluş kanunlarında yer almaktadır. Bu nedenle de yalnız yargılama usulü kanununu esas alarak madde madde izliyen kitap larda içtihatların birleştirilmesi müessesesine rastlanamamaktadır.
Demekki Danıştay ve Yargıtay Kanunları soruna nasıl bir çözüm getirmişse o uygulanmaktadır.
Bu nedenle İe yüksek yargı kuruluşları hakkında bütün kanunlarda bu hü kümlere zorunlu olarak yer verilmiştir.
Yargıtay için bu böyle olduğu gibi Danıştay için de 21/12/1938 tarihli 3546 sa yılı Devlet Şurası Kanununun 29 uncu maddesinde, 24/12/1964 tarih 521 sayılı Da nıştay Kanununun 45, 46 nci maddelerinde 6/1/1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Ka nununun 39 uncu ve 40 ıncı maddelerinde içtihatların birleştirilmesi müessesesi ayrı ayrı yer almıştır.
Kanunların, geçici hükümler bulunmadığı sürece, kendi yürürlük süresi için deki olaylara uygulanması asıldır.
îşte, içtihadın birleştirilmesi olayında da yukarıda işaret ettiğimiz kanunların hiç birinde bu konuda geçici hüküm bulunmadığı için olaylara o günün kanununun hükümleri uygulanacaktır.
Basit, hatta yazılması fazla gibi görünebilecek olan bu kural olayımızda bü yük bir önem arzetmektedir.
Bilindiği gibi içtihadın birleştirilmesi yüksek ve son sözü söyliyen yargı mer ciinin daireleri ve kurullarının kendi kararlan veya diğer daire ve kurullar karar lan arasında aykırılık bulunduğunda bunun giderilmesi için başvurulan bir yoldur.
Gaye kanunların yurt düzeyinde aynı yolda uygulanmasını sağlamaktır. Bu sebeple, içtihadın birleştirilmesine gidilmek İçin kararlarının yurdun bütününde uygulanması zorunlu olan, aynı güçte bulunan, aynı alanı düzenleyen birden fazla Yargı Bölümü Sayfa : 12 22 Aralık 1985 — Sayı: 18966
Sayfa: 17 güce ihtiyaç vardır. Bunların, içtihadın birleştirilmesine gidildiği anda da o güce sahip olmaları gerekir.
Çünkü içtihadın birleştirilmesinin bilimsel olmanın ötesinde bir gayesi vardır.
İçtihadın birleştirilmesi ile yurtta kanunların aynen uygulanması sağlanacaktır. Bu sebeple de müessese geçmişe değil geleceğe yöneliktir, içtihadın birleştirilmesi ka rarlarının geçmiş olaylara ve kararlara en küçük bir etkisi yoktur. Bu nedenle de geçmiş olaylar ve o tarihte var olan aykırı kararlar arasında bir içtihadın birleşti rilmesi düşünülemez.
Geçmiş kararlar o zamanki yetkili uzuvlarca alınmışsa görevini yapmış ve alındığı istikamette yapmakta bulunmaktadır. Bunlar yargısal kararlar ise «muhkem kaziye» halini almışlardır, dokunulamazlar.
Bir karar; alındığı zaman, o anda, o kararın karşısında ona aykırı bir karar yoksa alındığı kurumun kararıdır, örnek olarak; Danıştay'ın herhangi bir dairesi nin veya kurulunun kararı aynı zamanda Danıştay'ın da kararıdır.
Fakat o karar alındığı anda ona aykırı başka bir karar varsa o karar artık o kuruluşun bütününün kararı değil, 2575 sayılı Danış'tay Kanununun 39 uncu mad desinde görüleceği gibi ancak alındığı daire ve kurulun o günkü kararıdır.
Halbuki; Yüksek yargı organları, birbirine aykırı uygulamalara neden olmak için değil, aksine bir birliği ve ayniyeti sağlamak için kurulmuşlardır.
İşte içtihadın birleştirilmesi ile bu aykırılık kaldırılıp kurumun gerçek kara rı ortaya konur ve o günden sonra aykırı karar vermiş daire ve kurullar buna uyar lar.
Burada derhal olayımıza, önümüze getirilen içtihadın birleştirilmesi olayına dönmemiz gerekir.
Görevi kalmamış, kaldırılmış bir kurulun bu karara uyması düşünülemez.
Halbuki içtihadın birleştirilmesi bu uymayı sağlamak için çıkarılır.
Bu konu, yukarıda adları ile sayılarını yazdığımız, bütün kanunlarda görüle ceği gibi; 2575 sayılı Danıştay Kanununun 40 ıncı madde son fıkrasında da açıkça hükme bağlanmıştır.
Maddede 3 üncü fıkrada «kurulun içtihatların birleştirilmesi veya değiştiril mesi hakkındaki kararları, gönderildikleri tarihten itibaren bir ay içerisinde Resmî Gazete'de yayımlanır» hükmünden sonra 4 üncü fıkrada «Bu kararlara, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır.» hükmü yer almıştır.
Halbuki olayımızda 521 sayılı Danıştay Kanunu ile kurulmuş ve aykırı karar lardan birini vermiş bulunan Danıştay 12 nci Dairesi 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile kaldırılmıştır. Bu nedenle de içtihadın birleştirilmesi kararına uyması bahis ko nusu değildir.
Bugün bu konuda vereceği karar uygulanacak olan tek bir daire vardır. O da 2575 sayılı Kanunda yer alan ve görevleri bu kanunla belirtilmiş olan 10 uncu Dairemizdir.
Bir daire üyeleri oluşma şeklinin istikbalde başka bir karar verecek görüntü arzediyor duruma gelmesi veya birleştirilmesi istenen kararının çoğunlukla alınmış olması da birleştirmeye gidilmeyi gerektirmez.
Dairelerin çoğunlukla aldıkları kararlarla oybirliği ile aldıkları kararlar ara sında kararın uygulanma gücü bakımından bir fark olmadığı gibi, daire veya kuruldan farklı bir karar çıkabilir ihtimaline binaen de içtihadın birleştirilmesine gidile mez.
Yeni kanunla kurulmuş bulunan daire veya kurulun almış olduğu karar o kurul veya daire başka yönde bir karar verinceye kadar kaldırılmış bulunan bir Yargı Bölümü S a y f a : 13 Sayfa: 18
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 daire veya kurulun aykırı kararı karşısında istikrar bulmuş karar demektir. Çünkü kaldırılmış olan kurul artık karar vermiyecektir. Bu günden sonra hakkında aykırı kararlar çıkmış kanunun uygulanması yeni kurulan daire ve kurulun kararı doğ rultusunda olacaktır.
Bahis konusu son karar aksi yolda bir karar çıkmadığı sürece o daire veya kurulun hem kendi karan ve hem de Danıştay karandır.
İstikrar bulmuş kararlar karşısında içtihadın birleştirilmesine gerek kalmadığı yolunda Danıştayımızın sayısız karan bulunduğu gibi, yeni kanunla kaldırılmış ol ması nedeni ile hukuki varlığını kaybetmiş daireler kararlarının içtihadı birleştirme konusu olamıyacağı yolunda kararlan da derhal zikretmek mümkündür.
7/11/1982 gün ve 2709 sayılı Anayasamızın 138 inci maddesi 1 inci fıkrasındaki «Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun ola rak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler» yolundaki hükümden sonra 2 nci fıkrada «hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve- talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz» hükmü yer almaktadır.
Bu hükümlerin incelenmesinden açıkça görülüyorki hakimin bağımsızlığı ve vereceği kararda kendi hür düşüncesi, vicdani kanaati çok önemlidir. Buna müda hale edecek tutumlardan kesinlikle kaçınmak ve bu konuda çok titiz olmak gere kir.
Maddenin aynen alınan fıkralarının incelenmesinden hakimin mahkemeden ayrı olarak düşünüldüğünün özellikle gözönünde tutulmasının büyük önemi vardır.
Kanımızca, yasalara uygun olarak alınmamış bir içtihadın birleştirilmesi ka ran da hakimin hür iradesine müdahale teşkil eder.
Bütün bu sayılan nedenlerle anlayışımıza ve yasa hükümlerine aykırı düştü ğünü gördüğümüz içtihadın birleştirilmesine gidilebilir yolundaki çoğunluk kara rma karşıyız.
Esas No : 1985/5 Karar No : 1985/4
ÖZÜ: Takdir komisyonları tarafından takdir olunan matrah üzerinden tahakkuk ettirilen vergi ve vergi cezası hakkında uzlaşılmış olma sının, matrahın arttırılması dileğiyle vergi dairesi tarafından açılan davanın görülmesine engel olup olmadığı konusunda 7 nci Daire ile 3, 4 ve 9 uncu Dairelerin kararlan arasında ortaya çı kan aykırılığın, uzlaşılan vergi ve cezanın mat rahının artırılması yolundaki vergi dairesi dava sının incelenemeyeceği yönünde birleştirilmesi suretiyle giderilmesi hakkında.
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KURULU KARARI
Takdir komisyonları tarafından takdir olunan matrah üzerinden tahakkuk etti rilen vergi ve vergi cezası hakkında uzlaşılmış olmasının, bu matrahın arttırılması dileğiyle Vergi Usul Kanununun 377 nci maddesi uyarınca vergi dairesi tarafından açılan davanın esasının incelenmesine engel olmadığı yolundaki Yedinci Dairenin 31/5/1982 günlü ve E : 1982-1073, K : 1982-1765 ve 9/4/1984 günlü ve E : 1983-438,
K : 1984-713 sayılı kararları İle aksi yöndeki Üçüncü Dairenin 15/1/1985 günlü ve
E : 1984-2220, K : 1985-121, Dördüncü Dairenin 11/11/1983 günlü ve E : 1983-951,
K : 1983 - 8837 ve 27/10/1982 günlü ve E : 1982-2595, K : 1982-3881, Dokuzuncu Dai- Yargı Bölümü Sayfa : 14 22 Aralık 1985 — Sayı: 18966
Sayfa: 19 renin 20/10/1981 günlü ve E : 1980-3583, K . 1981-4682 sayılı kararları arasındaki aykırılığın giderilmesi, Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun aynı konuya ilişkin 1984-30 sayılı dosyasında verdiği 22/3/1985 günlü kararıyla istenildiğinden, Başsavcının;
«Aynı döneme ve aynı gelir unsuru ile Gider Vergisi Kanununun 28 inci mad desi uyarınca nakten veya hesaben alınan paralara ilişkin olmak kaydı ile;
Takdir Komisyonları tarafından takdir olunan matrah üzerinden ikmalen veya re'san tahakkuk ettirilen vergi ve vergi cezası hakkında, mükellefin başvurusu ka bul edilerek uzlaşma vaki olduktan sonra 213 sayılı Vergi Usul Kanununun «uzlaş ma» başlığını taşıyan 3 üncü bölümdeki özellikle ek 6 ve 7 nci maddelere göre;
a — Takdir olunan matrahın azlığından bahisle takdir komisyonu kararı aley hine, vergi daireleri tarafından, vergi mahkemelerinde dava açılıp açılamayacağı veya daha önce açılmış olan davaların görülmesine devam edilip edilemeyeceği, b — Vergi Mahkemelerince, bir matrah farkının tesbit edilmesi halinde ise, bu matrah farkı üzerinden ikinci kez vergi ve vergi cezası tahakkuk ettirilip ettirilemiyeceği yolunda birbirine aykırı kararlar verildiği ileri sürülerek bu aykırılık veya uyuşmazlığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, gündemdeki bir davanın görüşülmesi sırasında ittihaz olunan 22/3/1985 günlü ve 1984-30 esas sayılı karar ile talep edilmiştir.
A — Yedinci Daire kararı ile Dört ve Dokuzuncu Daire kararları arasındaki aykırılık ve uyuşmazlığın büyük boyutlara ulaşmış olması gözönünde tutularak içti hatların birleştirilmesinin gerekli ve zorunlu olduğu görüşündeyiz. Ne varki, asıl gö revi vergi mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını incelemek olan Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun, gündemindeki bir dava dosyasının yetki dışı alınan «İç tihatları Birleştirme Kuruluna gönderme kararı ile inceleme dışı bırakılmasına 2575 sayılı Danıştay Kanununun 38, 39 ve 40 ıncı maddelerine göre imkan bulunma maktadır.
Vergi Daireleri Genel Kurulunun, içtihatların birleştirilmesi isteğinde buluna bilmesi, Dava Dairelerinin veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun kendi karar ları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık bulunması koşuluna bağlı dır. Oysa aynı konuda, vergi daireleri genel kurulunca verilmiş hiçbir karara tesadüf edilememiştir. Adı geçen kurulun 3, 4, 7, 9 uncu vergi daireleri kararları arasında uyuşmazlık oluştuğundan bahisle, içtihatların birleştirilmesini istemeye yetkisi yok tur. Başka bir anlatımla, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun içtihatların birleş tirilmesini isteyebilmesi için;
a — Aynı konu hakkında ayrı ayrı yasa kurallarını uygulamak veya bir yasa kuralım ayrı ayrı doğrultularda yorumlamak suretiyle birbirine aykırı kararlar ver mesi, b — Veya aynı konu hakkında verdiği kararlarla diğer vergi dairelerinin ka rarları arasında uyuşmazlık bulunması gerekmektedir.
Yukarıda da değinildiği gibi, koşulları gerçekleşmeden içtihatların birleştiril mesi yolunda yetki dışı yapılmış olan işbu isteğin, geçerli bir istek sayılıp sayılamıyacağını, yüce kurulun takdirlerine sunmakla yetiniyoruz.
B — Uzlaşma müessesesinin amacı, konusu, kapsamı ve genel ilkeleri üze rinde kısaca durulduktan sonra görüşlerimizi bu temel açıklamalar doğrultusunda özet olarak arzetmeye çalışacağız.
Vergi sistemimize 1963 yılında 205 sayılı Kanunla girmiş bulunan uzlaşma müessesesi, ikmalen veya re'sen salman vergiler ve bunların cezaları hakkında yargı yoluna başvurulmadan, mükellef ile vergi dairelerinin anlaşmalarını öngörmektedir.
Vargı Bölümü Sayfa: 15 Sayfa: 20
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 Bilindiği gibi, uzlaşma, bir bütün olup aynı döneme ilişkin olarak salınan vergi ve kesilen cezanın tümünü kapsaması gerekir. Salınan vergi ve kesilen cezanın bir bölümü hakkında uzlaşma ve diğer bölümü hakkında ise yargı yoluna gitme olanağı yoktur. Aksi görüşün, uzlaşmanın bütünlüğü ilkesine ters düşeceği kuşkusuzdur.
«Vergi uyuşmazlıklarının süratle halli ve böylece mükelleflerin tereddütlerinin bir an önce giderilmesi suretiyle onların huzura kavuşmalarının sağlanması mükel lefle idare arasında vergi yönünden ortaya çıkan ihtilafların yine kendi aralarında görüşülerek çözüme bağlanması» uyuşmazlık müessesesinin, amaçları arasında sayıl maktadır. (205 sayılı Yasanın gerekçesi-MMTD-sayı : 64-sh : 1) Demek oluyorki idare ve mükellef arasındaki ilişkilerin, karşılıklı güven ve anlayış ortamı içinde yürütülerek uyuşmazlıkların bu yolda çözülmesi :
— Tahsilatı hızlandıracak ve zaman süreci içinde kamu parasının değer yitirmesini önleyecektir.
— Gerek vergi dairelerinin ve gerekse mükellefin, yargılama masraflarıyla iş gücü kaybına uğramalarım engelleyecektir.
— Vergi mahkemelerine intikal edecek işlerin belirli bir ölçüde azalmasına imkan hazırlayacaktır.
O halde, bir döneme ilişkin tahakkuk ettirilen vergi ve kesilen ceza üzerinde yapılan uzlaşmanın, anlaşmazlığı tümüyle ve kökünden ortadan kaldıracağı ve aynı konu hakkında, artık yargı yoluna başvurulmasının kesinlikle önlenmiş olacağı ve böyle bir değerlendirmenin de kanun koyucunun amacına uygun düşeceği söylenebi lir.
Nitekim uzlaşma müessesesiyle ilgili yasa kurallarının da yukarıdaki açıkla malar doğrultusunda vaz edilmiş olduğu görülmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununa 205 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle eklenen 3 üncü bölümünün «uzlaşma komisyonu muamelelerinin kesinliği» başlığım taşıyan ek 6 ncı maddesinde «uzlaşma komisyonlarının ek 5 inci maddeye göre tutacakları uzlaşma tutanakları kesin olup gereği vergi dairesince derhal yerine getirilir.
Mükellef veya adına ceza kesilen; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olu nan hususlar hakkında dava açamaz ve hiç bir merci'e şikayette bulunamaz.> denil dikten sonra, ek 7 nci maddede süresi içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabının uzlaşma istediği vergi ve ceza için ancak uzlaşmanın vaki olmaması halinde dava yoluna gidilebileceği, mükellef veya ceza muhatabının aynı vergi ve ceza için uzlaşma talebinden önce dava açması halinde ise davanın, uzlaşma işleminin sonuca bağlanmasından önce, vergi mahkemelerince incelenemiyeceğl her hangi bir sebeple incelenip karara bağlanması halinde de bu kararın hükümsüz sayı lacağı, kuralına yer verilmiştir.
O halde uzlaşma tutanağı kesin olup, gereğini, vergi daireleri bir mahkeme ilamı gibi yerine getirmekle yükümlüdürler. Bu suretle uyuşmazlığın temelinden çö züldüğü kabul edilerek, mükellef veya adına ceza kesilenlerin üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında dava açamayacakları gibi hiç bir merci'e de başvuramıyacaklardır.
Görüldüğü üzere ek 6 ncı maddenin birinci fıkrası idareyi, ikinci fıkrası ise mükellefi veya ceza muhatabım ilgilendiren hükümleri içermektedir.
Yasa metninde mükellef veya ceza muhatabının tutanakla tespit olunan hu suslar hakkında dava açamıyacakları öngörüldüğüne ve sözü edilen metinde vergi dairesinin dava açmasını yasaklayan başkaca bir kuralada yer verilmemiş bulunma masına göre, onun takdir komisyonu kararları aleyhine yargı yoluna başvurabileceği ileri sürülebilir ise de, iş bu ek 6 ncı maddenin böyle bir yoruma elverişli olmadığı kanısındayız.
Yargı Bölümü Sayfa : 16 22 Aralık 1985 — Sayı.- 18966
Gerçekten, takdir komisyonunun takdir ettiği matrah üzerinden tahakkuk ettirilen vergi ve kesilen ceza üzerinde uzlaşmaya varılmış olması komisyonun üyesi durumundaki vergi dairesi müdürünün davasından vazgeçmiş olduğu, başka bir söy leyişle, ihtilafın sulh yolu ile çözümlendiği anlamım tazammun eder.
13 üncü Dairemizin 24/6/1976 günlü ve E : 1976-1143, K : 1976-2185 sayılı kararının gerekçe bölümünde bir an için uç kişilik uzlaşma komisyonlarının hazine yanlısı kişilerden oluştuğu ve bunlar arasında vergi dairesi müdürününde bulunduğu düşünülerek, eğer vergi dairesi müdürünün matrahın arttırılması için yargı yoluna başvurması söz konusu ise uzlaşmayı kabul etmemesi gerekir» denilmek suretiyle uz laşmanın tahakkuk etmesiyle yargı yolunun tümüyle kapanmış olduğu vurgulanmak istenmiştir.
Hemen değinmek yerinde olurki; takdir komisyonlarınca geliri oluşturan kimî kazanç ve iratlardan bir bölümünün matrah dışı bırakılması başka bir deyimle de ğerlendirmede nazarı dikkate alınmamış olması halinde hiç kuşku yoktur ki yapılan uzlaşma, matrah takdiri dışında kalmış olan kazanç ve iratları kapsamıyacaktır. Ne varkı takdir komisyonlarınca vergilendirme dönemine ilişkin tespit edilen matrah esas alınarak tahakkuk ettirilen vergi ve kesilen ceza üzerinde uzlaşmaya varılmış ve tu olgu bir tutanakla saptanmış ise, vergi dairesi, matrahın artırılması için artık yargı yerlerine başvuramıyacaktır. Bir an için vergi mahkemelerince bir matrah farkı tespit edilmiş olsa dahi, bu matrah farkı üzerinden ikinci kez vergi tahakkuk ettirilemiyecek ve ceza kesilemiyecektir. Aksi takdirde, uzlaşma müessesesinin amacına ters düşen ve kesin olarak sonuçlanmış bulunan aynı konuya ilişkin ihtilafı, yeniden canlandırmak gibi açıklanması güç bir çelişkiye düşülmüş olunacaktır.
Özetlemek gerekirse denilebilirki;
1 — Uzlaşma bir bütündür. Vergi ve cezadan birisi için uzlaşma istenip di ğeri için dava yoluna gidilemez.
2 — Uzlaşmanın, salınan vergi ve kesilen cezaların tümünü kapsaması esası, sadece takdir edilen matrah üzerinden salınan vergi ve cezalar için geçerlidir. Takdir edilmeyen gelir unsurları uzlaşma kapsamı dışında kalacaktır.
3 — Yasal süre içinde hem uzlaşma ve hemde yargı yoluna gidilebilir. An cak uzlaşma sağlandığı takdirde, uyuşmazlık sona erer.
4 — Uzlaşmanın amacı re'sen ve ikmalen tarh olunan vergi ve cezalardan doğan anlaşmazlıkların, taraflar arasında ve mahallinde kesin olarak çözümlenmesidir.
5 —Uzlaşmanın temin edilmiş olmasıyla anlaşmazlık sona ermiş olacağından aynı uyuşmazlığı vergi mahkemelerinde devam ettirmek, kanun koyucunun bu mües sese ile getirmek istediği amaca ters düşecektir.
6 — Uyuşmazlığa varılan konular kesindir. Aynı konuda her ne suretle olursa olsun sonradan ikinci bir tarhiyat yapılamaz.
7 — Takdir matrahı üzerinden salınan vergi ve kesilen cezada uzlaşma sağ landıktan sonra, vergi dairesi, matrahın azlığından bahisle yargı yoluna başvuramaz 8 — Hernekadar, Maliye Bakanlığının 134 sıra numaralı genel tebliğinde «vergi dairelerinin takdir komisyonu kararlarına, matrah artırmak için itiraz etmeler ve vergi mahkemelerinin takdir komisyonu yerine geçerek matrahın artırılmasına karar vermeleri halinde, yapılan ek tarhiyat nedeniyle vaki olan uzlaşma istekleri in celenebilir» denilmekte ise de görüleceği üzere, burada takdir komisyonunca takdir edilen matrah üzerinden salınan vergi ve kesilen ceza hakkında ihtilaf doğmamış v< önceden bir uzlaşma yapılmamıştır. Uzlaşma talebinin münhasıran ek tarhiyata iliş kin bulunması nedeniyle bu tebliğin, düşüncelerimizi doğrulayıcı bir nitelik taşıdığ görülmektedir.
Sayfa: 21 Yargı Bölümü Sayfa 17 Sayfa: 22
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 9 — Vergi Dairesinin, takdir komisyonları tarafından takdir olunan matrahlara karşı vergi mahkemelerinde dava açabileceklerine değin 213 sayılı Yasanın 377/2 maddesindeki hükmün uzlaşma hükümleriyle birlikte incelenmesi gerekir. Takdir Ko misyonunun takdir ettiği matrah üzerinden salınan vergi ve vergi cezası hakkında uzlaşmanın sağlanması, dolaylı olarak matrah üzerinde de anlaşmaya varıldığı sonu cunu doğurur. Bu bakımdan uzlaşmaya varılan durumlarda takdir komisyonunun ka rarına karşı vergi dairesinin dava açmasına artık olanak kalmaz. Aksi takdirde, ya saların verdiği yetkiye dayanarak, vergi dairesiyle mükelleften oluşan tarafların öz gür iradelerinin bir ürünü olan uzlaşmanın hükümleri dışına, tek yanlı olarak çıkıl mış olunur.
Bu nedenlerle içtihatların 9 uncu Dairenin 20/10/1981 günlü ve E: 1980-3583,
K : 1981-4682; 4 üncü Dairenin 27/10/1982 günlü ve
E : 1982-2595, K : 1982-3881 sayılı kararlarına egemen olan görüş doğrultusunda birleştirilmesinin yerinde ola cağı düşünülmektedir.» yolundaki düşüncesi alındıktan ve Raportör üyenin açıklama ları dinlendikten sonra, isteme konu olan kararlar ve ilgili mevzuat incelenerek ge reği görüşüldü :
2575 sayılı Danıştay Kanununun »İçtihatların Birleştirilmesini İstemeye Yetkili Olanlar» başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, «İçtihatların birleştirilmesi veya birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi, Danıştay Başkanı, konu ile ilgili daireler, idari ve vergi dava daireleri genel kurulları veya Başsavcı tarafından istenebilir.» denil mekle, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun içtihatların birleştirilmesini istemeye yetkili olduğu açıkça ifade edilmiştir. Vergi Mahkemelerinden verilen ısrar kararları hakkındaki temyiz istemlerini incelemekle görevli bu Kurulun, «Konu ile ilgili» olduğu da açıktır. Nitekim Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun bu istemine neden olan, gündemindeki 1984-30 esas sayılı dosya tamamen bu konuya ilişkindir. 2575 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinde yer alan, «İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairele rinin veya idari ve vergi dava daireleri genel kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü takdirde» ibaresi, içtihatların birleştirilmesine karar verebilmek için İçtihattan Birleştirme Ku rulunun arayacağı şartı göstermektedir. Maddede yer alan hükmün sözü, anlamı ve yeri, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun içtihatların birleştirilmesi yoluna başvu rabilmesi için o konuda verilmiş kararı bulunması şartının öngörüldüğü şeklinde bir yoruma imkan vermemektedir. Ayrıca isteme konu .olan kararlar arasında aykırılık bulunduğu ve içtihatların birleştirilmesinin gerekli olduğu görülmektedir.
Bu nedenlerle, görmekte olduğu bir temyiz isteminin konusu ile ilgili daire ka rarlan arasında aykrılık gören Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun İçtihatların birleştirilmesini istemeye yetkili olduğuna oyçokluğuyla, kararlar arasında 2575 sayılı Danıştay Kanununun 39 uncu maddesinde öngörülen şekilde aykırılık bulunduğuna ve içtihatların birleştirilmesi gerektiğine oybirliğiyle karar verildikten sonra konu ince lendi :
Vergi hukukunda «uzlaşma», vergilemeden dolayı yükümlü ile vergi idaresi ara sında ortaya çıkan uyuşmazlıkların, barışçı yollarla taraflar arasında anlaşma sağ lanarak çözümlenmesini ifade etmektedir. Hukukumuza 1963 yılında giren «uzlaşma» müessesesi, 205 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle Vergi Usul Kanununa eklenen 10 ek madde ile düzenlenmiştir. Kanunun gerekçesinde «uzlaşmadan amacın vergi uyuş mazlıklarının süratle halli ve böylece mükelleflerin tereddütlerinin bir an önce gide rilmesi suretiyle onların huzura kavuşmalarının sağlanması, mükellefle idare arasında vergi yönünden ortaya çıkan ihtilafların yine kendi aralarında görüşülerek çözüme bağlanması olduğu ifade edilmektedir.
Yargı Bölümü Sayfa 18 22 Aralık 1985 — Sayı: 18966
Sayfa-. 23 Kanunun amacı gözönünde tutulduğunda, takdir komisyonlarınca takdir olunan bir matrah üzerinden tahakkuk ettirilen vergi ve buna ilişkin olarak kesilen ceza üzerinde yapılan uzlaşmanın söz konusu matrahla ilgili anlaşmazlığı tümüyle kesin olarak ortadan kaldıracağı kabul edilmelidir. Uzlaşma ile yükümlünün salınan vergi ve kesilen ceza hakkında uyuşmazlık yaratamayacağı kabul edildiğine ve bu konuda açık kanun hükmü nedeniyle herhangi bir tereddüt bulunmadığına göre, bu uzlaşmada taraf olan idarenin uzlaşılan verginin matrahının miktarı konusunda açtığı -davanın görülebileceğinin kabulü, uzlaşma ile sağlanmak istenen amaca aykırı düşer.
Vergi Usul Kanununa 205 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle eklenen bölümde yer alan «Uzlaşma Komisyonu muamelelerinin kesinliği» başlığım taşıyan ek 6 ncı madde bu anlayışı doğrulamaktadır. Maddede, «Uzlaşma komisyonlarının ek 5 inci maddeye göre tutacakları uzlaşma tutanakları kesin olup gereği vergi dairelerince der hal yerine getirilir. Mükellef veya adına ceza kesilen; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında dava açamaz ve hiçbir mercie şikayette bulunamaz.»
denilmektedir. Maddede uzlaşmanın, vergi dairesinin matrahın miktarına ilişkin da vasının incelenmesini yasaklayan bir hükmün yer almaması, bu davaların incelene bileceği anlamına gelemez. Zira Takdir Komisyonunun takdir ettiği matrah üzerinden tahakkuk ettirilen vergi ve kesilen ceza hakkında uzlaşmaya varılmış olması, ida renin o matrahın miktarı konusundaki davadan vazgeçtiği, bu konudaki uyuşmazlığın da uzlaşma yoluyla son bulduğu anlamına gelir. Taraflar arasındaki uzlaşmanın, aynı konuda bir tarafın dava hakkını ortadan kaldırırken, diğer tarafın davaya devam ede bileceğini kabul etmek, hukuk mantığına aykırı bir sonuç olur. Davasının görülmesini isteyen idarenin, uzlaşmayı kabul etmemesi gerekir. Hem uzlaşmayı kabul etmek, hem de aynı konuda idarece yaratılan uyuşmazlığın incelenmesini istemek, uzlaşma müessesesinin amacına ters düşer ve kesin olarak sonuçlanmış bulunan aynı konuya ilişkin uyuşmazlığı yemden canlandırmak gibi açıklanamayacak bir çelişkiye yol açar.
Takdir komisyonlarınca takdir olunan matrah üzerinden salınan vergi ve ce zaya karşı yükümlülerce açılan dava ile aynı matrahın miktarı konusunda vergi dai resi tarafından açılan dava birbirinden ayrılamaz. Bu davalar aynı konuda taraflarca açılmış karşılıklı dava durumundadır. «Uzlaşmanın bütünlüğü» olarak ifade edilebile cek olan, ulaşmanın uyuşmazlığın tamamım kapsayacağı ilkesi de vergi ve cezada uzlaşılmış olması halinde, matrahın arttırılması dileğiyle vergi dairesince açılan da vanın son bulduğunun kabulünü gerektirir.
SONUÇ: Takdir komisyonları tarafından takdir olunan matrah üzerinden ta hakkuk ettirilen vergi ve vergi cezası hakkında uzlaşma sağlanması halinde takdir olunan matrahın azlığından söz edilerek arttırılması dileğiyle vergi dairesi tarafından açılan davanın incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.
Bu nedenle içtihadın, üçüncü, Dördüncü ve Dokuzuncu Dairelerin bu yöndeki kararları doğrultusunda birleştirilmesine, 25/6/1985 günündeki toplantıda karar ye ter sayısı sağlanamadığından, 2/7/1985 günlü ikinci toplantıda mevcudun oyçoklu ğuyla karar verildi.
O Y U X — Takdir komisyonlarınca takdir olunan matrah Üzerinden tahakkuk ettiri len vergi ve ceza için taraflar arasında uzlaşma sağlanması halinde, vergi dairesi mü dürlüğünce takdir komisyonu kararına itiraz edilerek matrahın artırılmasının istenilemeyeceğine ilişkin Afyon Vergi Mahkemesi tarafından verilen kararın, vergi daire since temyiz edilmesi üzerine uzlaşmanın vergi dairelerinin matrah artırımı yolundaki istemlerini engelleyemeyeceği gerekçesiyle Danıştay 7. Dairesince bozulması ve anılan mahkemenin kararında ısrar etmesi nedeniyle, Danıştay Kanununun 38. maddesi uya rınca uyuşmazlık Vergi Dava Daireleri Genel Kuruluna İntikal etmiştir.
Yargı Bolümü Sayfa : 19 Sayfa: 24
22 Aralık 1985 — Sayı: 18966 Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu işin esasının İncelenmesine geçmeden, bu ko nuda Danıştay vergi dava dairelerinin kararları arasında aykırılık bulunduğundan söz ederek içtihatların birleştirilmesi yolunda bir karar vermek üzere dosyayı İçtihattan Birleştirme Kuruluna sevketmiştir.
Danıştay Kanununun 38. maddesi «... Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, vergi mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını inceler» hükmünü getirmiştir. Madde met ni hiçbir yorumu gerektirmeyecek kadar açıktır : Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu önüne gelen bir ısrar kararını incelemek ve sonucuna göre bir karar vermek duru mundadır.
Yüksek Kurulun Danıştay'ın vergi dava dairelerinin kararları arasında aykınlık olduğundan söz ederek, kendisi karar vermeden, dosyayı içtihatları Birleştirme Kuruluna göndermesine 2575 sayılı Yasanın 38 ve 39 uncu maddeleri imkan vermemektedir.
Danıştay Kanununun 40 ıncı maddesine göre, Vergi Dava Daireleri Genel Kuru lunun içtihatların birleştirilmesini istemeye yetkili olduğu kuşkuya yer vermeyecek kadar açıktır. Ne var ki doğru sonuca ulaşmak için 40 ıncı maddenin tek başına de ğil, anılan yasanın 38 ve 39 uncu maddeleriyle birlikte ele alınması zorunludur. 2575 sayılı Yasanın açık ve kesin 38 inci maddesine göre, Vergi Dava Daireleri Genel Ku rulu, kendi görev alanına giren bir konuda karar vermekten kaçınamaz. Başka bir deyişle kendi varlık nedenini yadsıyamaz. Görevin kamu düzeni ile ilgili olduğu, kıyas ve yorum yolu ile genişletilip değiştirilemeyeceği bilinen bir keyfiyettir.
Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, önüne gelen ısrar kararını incelerken bir ön sorun (bekletici sorun) ile de karşılaşmamıştır. Bilindiği üzere, dava konusu bir is temi karara bağlamakla görevli olan bir mahkeme, dava dolayısıyla bir ön sorun (bekletici sorun) ortaya çıktığı ve bu on sorunun çözümlenmesi başka bir mahkeme nin görevinde bulunduğu takdirde, ön sorunun karara bağlanmasına kadar önündeki davayı erteleyebilir. Olayımızda böyle bir durum da mevcut değildir.
Anayasanın 147 nci maddesinin mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri ka nunla düzenlenir yolundaki emredici hükmüne ve Danıştay Kanununun 38. maddesine göre Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu ısrar kararının incelemekle görevli olup, kendi görev ve yetkisine giren bir konuyu başka bir mahkemeye (Kurula) devredemez.
Sonuç olarak, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun içtihatların birleştirilme sini isteyebilmesi, önüne gelen bir konuda verilmiş bir kararın bulunması koşuluna bağlıdır. îşin esasını incelemek ve nihai bir karara bağlamak zorunluluğunda bulunan Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, görüşünü öğrenmek amacıyla, dosyayı içtihattan Birleştirme Kuruluna gönderemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu ısrar kara rını inceleyip sonuca bağlamadan, bu konuda İçtihattan Birleştirme Kurulunun karar vermesine karşıyız.
O Y U XX — 19/2/1963 günlü ve 205 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle 213 sayılı Ka nuna eklenen 10 ek madde ile düzenlenen «uzlaşma müessesesi ile, vergi uyuşmazlıklannın süratle çözümlenmesi, kamu alacağının kısa sürelerde Hazineye intikali ve bu suretle yargı yerlerinin işyükü hafifletilerek onların uyuşmazlıklar üzerine daha titiz likle eğilebilmelerine imkan sağlamak istenmiştir. Nitekim 205 sayılı Kanunun ge rekçesinde de uzlaşma müessesesinin bu amaçla düzenlendiği ifade edilmiştir. Bununla beraber kanunda uzlaşmanın konusu (Ek madde 1), kapsamı (Ek madde 2) ve süresi nin (Ek madde 4/2) sınırlandırıldığı ve çok dar tutulduğu görülmektedir. İçtihatların birleştirilmesine konu olan olayın ve kararların, bu hükümler çerçevesinde incelenerek sonuca varılması gerektiğinde kuşku yoktur.
Yargı Bölümü Sayfa : 20 22 Aralık 1085 — Sayı: 18966
Sayfa: 25 213 sayılı Vergi Usul Kanununa 205 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle «uzlaşma» başlığı altında eklenen Bölümde yer alan Ek Birinci Maddede, uzlaşmanın konusu, re'sen veya ikmalen tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi cezalarının tahakkuk edecek miktarları mevzuunda, idare, aşağıda yazılı hususlarda bu bölümde yer alan hükümler dairesinde mükellefler veya cezaya muhatap olanlarla uzlaşabilir.» denilmek suretiyle belirlenmiştir. Böylece uzlaşmanın, «tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi cezalarının», «tahakkuk edecek miktarları mevzuunda» yapılabileceğini, Kanun açıklıkla ifade etmiş olmaktadır. Verginin tarhı, Vergi Usul Kanununun 20 nci mad desinde, «vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muame ledir.»; verginin tahakkuku ise aynı Kanunun 22 nci maddesinde, «tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.» denilmek suretiyle tarif edil miştir. Vergi dairesinin takdir olunan matraha karşı vergi mahkemesine açtığı davada talep ettiği matrah, henüz takdir edilmediğinden, bu tutar üzerinden vergi alacağının «miktar itibariyle tespiti» ve yükümlüye «tebliği» de sözkonusu olamayacağından, vergi dairesinin matraha ilişkin talebinin, taraflar arasında vergide sağlanan uzlaş manın konusu ve kapsamı içinde görülmesi mümkün olmamak gerekir. Vergi daire sinin açtığı dava sonunda matrah arttırılırsa, bu matrah bölümü üzerinden tarh ve tebliğ edilecek vergi ve kesilecek cezanın yeniden uzlaşma konusu yapılabileceğinde kuşku yoktur. Nitekim yargı yerlerinin ve idarenin görüşü de bu yöndedir. (13.D.
27/2/1981 günlü ve E : 1980 - 2031, K : 1981-373; 4.D. 10/5/1982 günlü ve E : 1981 - 2712, K : 1982 - 2008 sayılı kararları ile Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği Sıra No :
134 2 8/11/1977) Ek Birinci Maddede, İdarenin mükellefler ve vergi cezasına muhatap olanlarla uzlaşılabilecekleri hususlar, altı bent halinde sayılmıştır. Bu bentlerde, uzlaşmanın «tarhiyatta» vergilendirme hatası veya maddi hata bulunması, yükümlülerin yanılmış olması; «tarhiyatı veya ceza kesmeyi gerektiren sebeplerin» mahkemeler ve idare ta rafından, emsal olaylarda başka yönde mütalâa edilmesi gibi vergi veya cezanın kalk masını gerektiren durumlar uzlaşılabilecek haller olarak gösterilmiştir. «Uzlaşmanın konusu»nu belirleyen bu maddede, vergi dairesinin matrahın arttırılması talebinin uz laşmanın konusu ve kapsamı içinde mütalâasını gerektiren bir hükme yer verilmemiş tir. Bu bölümdeki diğer maddeler de, bu anlayış içinde düzenlenmiş olup, bu konuda herhangi bir duraksamaya ve uzlaşma ile, idarenin salınan vergi ve kesilen cezanın üzerinde bir miktarı talep etme hakkım ya da böyle bir talebin incelenmesi olanağım ortadan kaldıracağı yolunda bir yoruma olanak vermeyecek niteliktedir.
Vergi ve ceza üzerinde uzlaşma sağlanmış olması halinde, yükümlünün uzlaşma ile belirlenen vergi ve cezayı uyuşmazlık çıkarmadan ödemesi karşılığında, idarenin, üzerinde uzlaşılan miktarla ihbarnamelerde gösterilen miktar arasındaki meblağı talep hakkından vazgeçtiği kabul edilir. Uzlaşma ile Kanunun sağlamak istediği de budur.
Böylece, vergi ve cezadaki indirim karşılığında uzlaşılan miktarda vergi ve cezanın, konu yargı yerlerine intikal etmeden kısa sürede, Hazineye intikali sağlanmış ola caktır. Kanun koyucu uzlaşma sağlanmasının, idarenin matrahın tezyidini mahkeme den isteme hakkını da kaldırması amacında olsa idi, konu ve kapsam maddelerine bu konuda açıklık getirirdi. Kanunda uzlaşma sağlanmasının vergi dairesi davası üze rindeki etkisi konusunda herhangi bir hüküm yer almamıştır. Halbuki Ek 7 nci mad denin ikinci fıkrasında «Mükellef veya ceza muhatabı aynı vergi veya ceza için uz- Yargı Bölümü Sayfa : 21 134 II-2 8/11/1977) Sayfa: 26
22 Aralık 1985 — Sayı • 18966 lasına talebinden önce dava açmışsa dava, uzlaşma isteminin sonuca bağlanmasından önce vergi mahkemelerince incelenmez; herhangi bir sebeple incelenir ve karara bağ lanırsa bu karar hükümsüz sayılır.» denilmek suretiyle, uzlaşmanın yükümlü davası ve bunun sonucunda verilecek karar üzerindeki etkisi açıkça belirtilmiştir. Vergi dai resi davası hakkında buna benzer bir düzenleme yapılmamış olması, vergi ve ceza üzerindeki uzlaşmanın, vergi dairesinin matraha karşı açtığı davanın incelenmesine ve karara bağlanmasına engel olmadığını göstermeye yeterli sayılmalıdır. Bu anlayış ve yorum, kanunun konuya ilişkin hükümlerinin sözüne uygun olduğu gibi amacına da uygundur. Zira salınan vergide uzlaşmanın, vergi dairesinin takdir edilen matraha karşı açtığı davanın incelenmesi olanağını ortadan kaldıracağı yolundaki bir anlayış idarenin yükümlülerin uzlaşma talepleri karşısında daha başlangıçta olumsuz bir tu tum ve davranış içine girmeleri sonucunu doğuracaktır. Bu durumda İse, Kanunun vergi uyuşmazlıklarını önlemek ve vergi alacağının kısa süre içinde uzlaşılan miktar üzerinden tahsili ile kamu yararım sağlamak biçiminde özetlenebilecek amacının ger çekleşmesi mümkün olmayacaktır.
Ek 6 ncı maddede öngörülen, «Uzlaşma komisyonu muamelelerinin ve uzlaşma tutanaklarının kesinliğinin ne anlama geldiği, aynı maddede belirtilmiştir. Maddeye göre bunun anlamı, uzlaşma tutanaklarının gereğinin yerine getirilmesi, yani uzlaşı lan miktarda vergi ve cezanın vergi dairelerince derhal tahsili ve yükümlünün «üze rinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında» dava açamaması ve hiçbir mercie şikayette bulunamamasından ibarettir. Bu maddeye dayanılarak ve uz laşma muamelesinin kesinliğinden söz edilerek, vergi dairesinin matrahın miktarı ko nusundaki davasının uzlaşma ile kesin olarak son bulduğu kabul edilemez.
Vergi yargısında, yükümlü davası tarhedilen vergi ve kesilen ceza hakkındadır.
Takdir olunan matrahın miktarı hakkında ve bunun arttırılması istemine ilişkin ola bilecek vergi dairesi davası, yükümlü davası ile aynı konuda karşılık dava olarak ni telendirilemez. Uzlaşmanın bütünlüğü kuralı da, sağlanan uzlaşmanın, tarh edilen vergi ve buna ait cezanın tümüne ilişkin olması gereğim ifade eder. Bu kural ancak,, vergi ve cezanın bir bölümü için uzlaşma talep edip, fazlası için ya da vergi için uz laşma istenip, buna bağlı ceza için dava yoluna başvurmayı engeller. Ek 7 nci mad denin üçüncü fıkrasında da ilke böyle açıklanmış ve hükümlendirilmiştir. Uzlaşmanın bütünlüğü kuralına dayanılarak, salman vergi ve cezada uzlaşma sağlanmış olmasının, vergi dairesinin matrahın miktarına ilişkin davasının incelenmesini engellediğinin ka bulünde de isabet yoktur.
SONUÇ: 213 sayılı Vergi Usul Kanununa 205 sayılı Kanunun 22 nci madde siyle eklenen bölümde yer alan hükümlere göre, re'sen tarh edilen vergilerle bunlara ilişkin vergi cezalarının tahakkuk edecek miktarları mevzuunda idare ile yükümlüler arasında uzlaşma sağlanmış olması, vergi dairelerinin takdir olunan matraha karşı, Vergi Usul Kanununun 377 nci maddesi uyarınca açtıkları davaların incelenmesine engel değildir. Kanunun uzlaşma ile ilgili açık hükümleri, bu hükümlerin konuluşundaki amaç ve kanunun diğer maddeleriyle olar. bağlantısı gözönünde tutulduğunda, başka bir sonuca varmak mümkün görülmemektedir.
Bu nedenle, kararlar arasındaki aykırılığın, İçtihatların Yedinci Dairenin 31/5/1982 günlü ve E : 1982 -1073, K : 1982 -1765 sayılı ve 9/4/1984 günlü ve E :'
1983 - 438, K : 1984 - 715 sayılı kararları doğrultusunda birleştirilmesi suretiyle gide rilmesi gerektiği görüşüyle karara karşıyız.
Benzer kararlar
Benzerlik yalnız kurallarla hesaplanır: aynı daire, kurul ya da karar türü, ortak kanun maddesi atıfları ve ortak terimler. Yapay zekâ kullanılmaz.