Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E. 1985/4, K. 1985/5, T. 02.07.1985
Künye
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire ya da kurul
- İçtihatları Birleştirme Kurulu
- Esas numarası
- 1985/4
- Karar numarası
- 1985/5
- Karar tarihi
- 02.07.1985
İlgili kanun maddeleri
213 sayılı Vergi Usul Kanunu
- m. 377 karar tarihinden sonra değişti
Resmî metin (yeni sekmede açılır) Bu kanuna atıf yapan kararlar
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu
- m. 31 karar tarihinden sonra değişti
- m. 47 karar tarihinden sonra yürürlükten kaldırıldı
Resmî metin (yeni sekmede açılır) Bu kanuna atıf yapan kararlar
Maddeler karar metninden kurallarla okunmuş ve mevzuat dizinine bağlanmıştır; madde metni resmî kaynaktadır. Değişiklik notları 23.08.2026 tarihinde indirilen resmî metinden okunur.
Kararın tam metni
Kişisel veriler kurallarla çıkarılmıştır; köşeli ayraç içindeki işaretler çıkarılan bilginin yerini gösterir.
Esas No : 1985/4 Karar No -. 1985/5
ÖZÜ : Vergi davalarında temyiz sürelerinden sonra alınan Maliye Bakanlığı muvafakati nedeniyle, inceleme olanağı bulunmayan temyiz isteminin ehliyet yönünden leddi yolundaki Üçüncü Daire kararları ile bu hususun temyiz isteminin esastan incelenmesine en gel teşkil etmiyeceği yolundaki Üçuncu Daire karar ları arasındaki aykırılığın, temyiz süresinden sonra alı nan Maliye Bakanlığı muvafakatinin, temyiz istemi nin Danıştay'ca esastan incelenmesine engel teşkil et miyeceği yönünde içtihadın birleştirilmesi suretiyle gi derilmesi hakkında.
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KURULU KARARI
Danıştay Üçüncü Dairesinin 7/2/1985 gun ve E : 1984/5100, K : 1985/478 sayılı ve 27/12/1984 gün ve E : 1984/5101, K : 1984/3609 sayılı kararları arasında görülen aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesinin Danıştay Üçuncu Dairesinin 21/3/1985 ta rihli yazısıyla istenmesi üzerine isteme konu olan kararlar ve ilgili mevzuat incelenerek gereği görüşüldü:
A — Danıştay Üçuncu Dairesinin 7/2/1985 günlü ve E : 1984/5100, K : 1985/478 sa yılı kararında, "2575 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 31 inci maddesinde, dava ehli yeti bakımından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38 inci maddesinde "davaya ehliyet Kanunu Mede ni ile tayin olunmuştur" denilmek suretiyle gerçek kişiler açısından Medeni Kanunda ye- alan medeni hakları kullanma ehliyetini düzenleyen hükümlere atıf yapılmıştır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 39 uncu maddesinde, ehliyeti haiz hükmi şahıslar, kanuni uzuvları vasıtasıyla ve icap eden mezuniyeti istihsal ile hareket ederler.
Aksi halde hakim tayin edeceği müddet zarfında şeraitin ikmali için muhakemeyi talike mecbur olduğu gibi davanın her halinde taraflardan her biri de bunu talep edebilir. Ancak müstacel işlerde hakim davanın muvakkatan devamına karar verebilir. 40 ıncı maddesinde de, "hakimin tayin ettiği müddet zarfında şeraiti lazime ikmal olunmazsa yapılan muamele hü kümsüz addolunur. Şu kadarki kanunen davanın takibi bir makamın mezuniyetine mütevak kıf ise hakim bu makamı haberdar etmek şartıyle yeni bir mühlet de verebilir" hükümleri yer almıştır.
5655 Sayılı Maliye Bakanlığı Teşkilat Kanununun, vergi dairelerini, vergi itiraz ve tem yiz komisyonları ile Danıştay nezdinde vergi itiraz ve davalarında taraf olma görevi ile yü kümlü kılan 9 uncu maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun vergi dairelerinin vergi mah kemelerinde dava açabileceklerini hükme bağlayan 377 nci maddesi karşısında vergi daireleri nin hiçbir halde ehliyetsizliğinden söz etmeğe olanak bulunmamaktadır. Vergi Usul Kanunu nun yine 377 nci maddesinde yer alan ve vergi dairelerinin, Maliye Bakanlığından muvafakat alınmadan vergi mahkemesi kararlarını Danıştay nezdinde tem\ iz edemiyecekleri yolundaki hükmünde temyiz aşaması davanın devamı niteliğindf bulunduğundan vergi dairelerinin ehli yeti ile ilgili görmek doğru olmaz. Aksi halde bidayet mahkemesinde dava açmaya ehil olan aynı vergi dairesinin o mahkemenin kararını Danıştay'da temyiz ederken ehliyetsiz olduğu gi bi bir sonuç ortaya çıkar ki bu durumu tecviz etmek hukuken mümkün değildir. Şu halde Ver gi Usul Kanununun 377 nci maddesinde öngörülen Maliye Bakanlığı muvafakatinin Hukuk Yargı Bölümü Sayla I Sayfa : 10
26 Şubat 1986 — Sayı: 19031 Usulü Muhakemeleri Kanununun yukarıda değinilen hükümleri de gözönünde tutulmak sure tiyle davanın "temyizin" her safhasında yerine getirilebilecek bir usul şartı olduğunu kabul etmek gerekir, özellikle konuya idari yargı açısından bakıldığında; muvafakatin esasın ince lenmesine engel teşkil edebilecek bir usuli şart olduğu, başka bir anlatımla Maliye Bakanlığı muvafakati dosyaya ibraz edilmedikçe esasın incelenmesine geçifcmiyeceği dolayısıyle esasın incelenmesine kadar her zaman bu şartın yerine getirilebileceğini kabul etmek, aksi halde esa sın incelenmesine geçilememesi sebebiyle temyiz talebini reddetmek zorunlu ise de her halde talebin reddini ehliyetsizliğe bağlamak yukarıdaki açıklamalar karşısında hukuki isabet taşımıyacaktır.
Olayda da, Ayaş Malmüdurlüğünun, Ankara 5. Vergi Mahkemesinin 31/1/1984 gün ve K : 1984/105 sayılı kararına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine yapılan itirazın görev yönündenTeddedilerek dosyanın Danıştay Başkanlığına gönderilmesinden sonra Maliye ve Güm rük Bakanlığından muvafakat alınarak dosyaya ibraz edildiği ve böylece Vergi Usul Kanunu nun 377 nci maddesindeki usuli şartın yerine getirildiği anlaşıldığından temyiz incelemesinde ehliyet yönünden Kanuna aykırılık bulunmadığına oyçokluğuyla karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi." denilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
B — Danıştay Üçüncü Dairesinin 27/12/1984 gün ve E : 1984/5101, K : 1984/3609 sa yılı kararında;
"213 sayılı Vergi Usul Kanununun 2686 sayılı Kanunun 50 inci maddesiyle değişik 377 nci maddesinin son fıkrasında; Vergi Daireleri Maliye Bakanlığının (İl Özel İdareleri, Beledi yeler, Valilerin) muvafakatini almadan Vergi Mahkemelerinin kararları aleyhine Danıştay'da temyiz davası açamazlar hükmü yer almış olup, Ankara 5. Vergi Mahkemesinin 31/1/1984 gün ve E : 1982/228, K : 1984/104 sayılı kararının bozulması istemiyle Vergi Dairesi Müdür lüğünce Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde yapılan itirazın anılan mahkemenin 19/10/1984 gün ve E : 1984/636, K : 1984/1069 saydı kararıyla görev yönünden reddedilerek Danıştay'a gönderilen dosyanın incelenmesinden ise, temyiz isteminde bulunan Vergi Dairesi Müdürlüğünce yukarıda sözü edilen madde hükmü uyarınca, Maliye Bakanlığından muvafa kat alındığına dair belgenin eklenmediği görülerek, Dairemizin 22/11/1984 gün ve E : 1984/5101 sayılı ara kararı ile istenilmesi üzerine Vergi Dairesi Müdürlüğünce 31/12/1984 gün ve 938 sayılı cevap yazısına ekli olarak gönderilen muvafakat namenin, temyiz suresi geçirildikten soma, 24/12/1984 gününde alındığı anlaşıldığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15 inci maddesinin (1) fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca inceleme olanağı bulunmayan temyiz isteminin ehliyet yönünden reddine 27/12/1984 gününde oyçokluğuyla karar verildi."
C — Danıştay Başsavcısının konu hakkındaki düşüncesi, "Vergi Dairelerinin, Vergi Mahkemelerinin kararlarına karşı, Danıştay'a yaptıkları lemyiz istemleri nedeniyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 377 nci maddesi uyarınca, alınması öngörülen Maliye Bakanlığı mu vafakatinin, temyiz süresi geçirildikten sonra alınmış olması nedeniyle, bu isteklerden kimisi nin ehliyet yönünden reddedildiği ve kimisinin ise işin esasına girilerek sonuçlandırıldığı ve böylece 3 üncü Dairemizin, oyçokluğuyla birbirine aykırı kararlar verdiği saptanmış ve bu ka rarlara egemen olan aykırı görüşlerin içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesinin yerinde olacağı kanısına varılmıştır.
Bilindiği gibi, ehliyet; bir hukuk süjesinin haklara sahip olması, haklarını kullanması, vazife, mükellefiyet ve mesuliyetler üstlenmesidir.
Gerek 2996 sayılı Maliye Vekaleti Teşkilat ve Vazifeleri hakkında kanunun 5655 sayılı Kanunla değişik 23 üncü maddesi, gerekse 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 2686 sayılı Ka nunla değişik 377 nci maddesinin 2 inci fıkrası, Vergi Dairelerinin Vergi Mahkemelerinde da va açabileceklerini hükme bağlamış olduğuna ve temyiz aşaması davanın devamı niteliğinde bulunduğuna ve prensip olarakta temyiz yoluna ancak davanın taraflarının başvurabileceğine göre, vergi dairelerinin, Maliye Bakanlığından muvafakat almadan vergi mahkemesi kararla rına karşı Danıştay'da temyiz yoluna başvuramayacakları yolundaki kanun hükmünü, vergi Yargı Bolümü Sayfa 2 26 Şubat 1986 — Sayı : 19031
Sayfa: 11 dairelerinin ehliyeti ile ilgili görmek mümkün değildir. İlk derece mahkemelerinde dava ve ta raf ehliyeti bulunduğu kabul edilen Vergi Dairelerinin o mahkeme kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulurken ehliyetsiz olduklarını söylemeye hukuken olanak yoktur.
Esasen, vergi dairelerinin, Maliye Bakanlığının muvafakatini almaksızın, Vergi Mah kemeleri kararlarına karşı Danıştay'da temyiz davası açamayacaklarına ilişkin 213 sayılı Ver gi Usul Kanununun 377. maddesi "dava açmaya yetkili olanlar" başlığını taşımakta olduğu na ve yukarıda belirtildiği üzere, vergi dairelerininde dava ve taraf ehliyetini haiz olduklarına göre meselenin, ehliyet yönünden değil temyiz yetkisi, başka bir söyleyişle temyiz incelemesi yapma koşulu bakımından irdelenmesi gerekir.
Yetki (selahiyet); Kanundan veya akitten doğan hukuki bir iktidar olup, bu iktidarı ih raz eden kimsenin başkalarına ait haklan kullanabilmesidir.
Bir davayı bizzat takip edebilme veya vekille takip ettirebilme yetkisine dava takip yet kisi denir. Dava takip yetkisi, kural olarak, dava ehliyetini haiz olan kimselere aittir. Ancak, bazı hallerde, bir kimsenin taraf ve dava ehliyetini haiz olmasına rağmen, muayyen bazı dava ları takip edemiyeceği hükme bağlanmış olabilir. (Karının şahsi mallan, iflas masası, miras şirketi ve vergi dairelerinin temyiz yoluna başvurabilmesi gibi) Daha açık bir anlatımla dava, dava takip yetkisi olmayan biri tarafından açılır veya dava takip yetkisi olmayan biri aleyhine açılırsa mahkeme davayı red etmeyerek asıl davayı takip yetkisini haiz olan kişiye, işbu dava ya devam etmek isteyip istemediğini veya temyiz incelemesi için yapılan başvuruya icazet ve rip vermediğini bildirmesi için uygun bir mehil vermesi öğretide de benimsenen ilkelerdendir.
Aksi görüşlerin hak arama özgürlüğünün özüne ve kanun koyucunun (muvafakat) koşulunu aramadaki amacına ters düşeceği inancındayız. O halde vergi dairesi tarafından süresi içinde yapılmış olan temyiz başvurulannın, muvafakatin bu sürenin geçmesinden sonra alınmış ol ması halinde dahi, amaçsal bir yorumla, temyiz incelemesi yapılmasının yerinde olacağı söylenebilir.
Diğer taraftan, 2S77 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesi ile yollama yapılan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 39 uncu maddesi, "Ehliyeti haiz hükmi şa hıslar kanuni uzuvları vasıtasıyle ve icab eden mezuniyeti istihsal ile hareket ederler.
Aksi halde hakim tayin edeceği müddet zarfında şeraitin ikmali için muhakemeyi talike mecbur olduğu gibi davanın her halinde taraflardan her biri de bunu talep edebilir. Ancak müstacel işlerde hakim davanın muvakkaten devamına karar verebilir/' 40. maddesinde ise, "Hakimin tayin ettiği müddet zarfında şeraiti lazime ikmal olunmazsa yapılan muamele hü kümsüz addolunur. Şu kadarki kanunen davanın takibi bir makamın mezuniyetine mütevvakıf ise hakim bu makamı haberdar etmek şartıyle yeni bir mühlette verebilir" hükümleri yer almıştır.
Demek oluyorki, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 377 nci maddesinin son fıkrasına göre, Maliye Bakanlığından alınması gereken özel izin, temyiz inceleme koşullanndan biri olup, bu iznin temyiz süresinden önce veya sonra alınmış olması işin esasına girilerek varılacak so nuca göre bir karar verilmesine engel teşkil etmemelidir.
Bu açıklamaların ışığı altında İçtihatların, 3 üncü Dairenin 7/2/1985 günlü ve E :
1984/5100, K : 1985/478 sayılı karan doğrultusunda birleştirilmesinin yerinde olacağı düşünülmektedir" şeklindedir.
İNCELEME : 2996 sayılı Maliye Bakanlığı Teşkilat Kanununun 23 üncü maddesinde;
Vergi Dairelerinin Vergi Mahkemelerinde dava açabilecekleri, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu nun 377 nci maddesinde ise; vergi dairelerinin Danıştay'da temyiz yoluna başvurabilmeleri için Maliye Bakanlığının muvafakatim almaları gerektiği öngörülmüştür.
İçtihadın birleştirilmesine konu olan Danıştay Üçüncü Daire kararlannın bir kısmında;
Maliye Bakanlığı muvafakatinin temyiz süresi geçtikten sonra alınması halinde temyiz istemi ehliyetsizlik sebebi ile red edilmiş, bir kısım daire kararlarında ise konu bir ehliyet sorunu ola rak kabul edilmemiş ve temyiz istemleri esastan incelenmiştir. Vergi uyuşmazhklannı çözmekle görevli diğer Danıştay daireleri olan Dördüncü ve Yedinci Dairelerin uygulamalarında konu nun bir ehliyet sorunu olarak ele alınmadığı görülmektedir.
Vargı Bölümü Sayfa . 3 Sayfa : 12
26 Şubat 1986 — Sayı : 19031 Danıştay Üçüncü Dairesinin yukarıda açıklanan kararlan arasındaki aykırılık sebebi ile Danıştay Kanununun 39 uncu maddesi uyarınca içtihadın birleştirilmesinin gerekli olduğuna oyçokluğuyla karar verildikten sonra konu incelendi:
Konunun çözüme kavuşturulabilmesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince alınması gereken Maliye Bakanlığı muvafakatinin hukuki yapısı ile bu muvafakatin temyiz incelemesi üzerindeki etkilerinin açıklığa kavuşturulmasını gerektirmektedir.
Vergi Dairelerinin Danıştayda temyiz yoluna başvurmalarında Maliye Bakanlığından muvafakat alınması kanunla gösterilen usulün gereğidir. Kamu görevlileri kendilerine mevdu kamu hizmetlerini yerine getirirlerken heran bir takım idari kararlar alırlar ve idari işlemler yaparlar. Bu kararların alınmasında ve işlemlerin yapılmasında, varsa o konu ile ilgili kanun ve idari düzenlemelerde gösterilen usullere uyulur .Eğer yasalarda bir idari usul belirlenmemiş ise kamu görevlileri hizmetin icaplarına göre gerekli yöntemleri kendileri belirlerler. Maliye Bakanlığı muvafakati Danıştay yönünden yargılama usulüne ilişkin özel bir hükümdür. Bu sebebten de vergi diarelerince temyiz yoluna başvurulması halinde, bu usule riayet edilip edil mediği temyiz merciince gözönünde tutulacaktır. Bu durumda Maliye Bakanlığı muvafakati, yargılama usulü yönünden özel bir temyiz şartı veya temyiz safhasında gerekli özel bir ehliyet şartı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, buradaki ehliyet benzeri durum, gerek özel hukukta ki genel ehliyet, gerekse idari yargılama usulündeki özel dava ehliyeti anlamında değildir. Esasen yargılama safhalarından olan temyiz yolu davanın devamı mahiyetinde olduğundan ve temyiz yoluna ilke olarak ilk derecede taraf olanlar başvurabileceklerinden, davanın ilk derecede gö rülmesinde taraf olan vergi dairesinin temyiz safhasında ehliyetsizliği söz konusu edilemez. Olay, vergi dairesi yönünden dava ve taraf ehliyetsizliği değil, idari bir yetkinin kullanılmasında ka nunen belirlenen usule uyulup uyulmadığı sorunudur. Bu usule uyulmadan vergi dairesince temyiz başvurusu yapılırsa söz konusu muvafakat alınmadıkça bu özel temyiz şartına uyul maması nedeniyle temyiz istemi esastan incelenemeyecektir.
Temyiz süresi geçtikten sonra alınan Maliye Bakanlığı muvafakati sonuçları da yukarı daki açıklamalara göre değerlendirilmelidir.
İdarenin kanunen kendisine tanınmış olan bir yetkiyi kullanırken yapmış olduğu usul hatalarının makul bir süre içinde düzeltilmesini hukuki bir yol olarak kabul etmek gerekir, özellikle içtihadın birleştirilmesine konu olan olaydaki gibi hızlı bir iş akımı ve belirli sürelerle kayıtlı olarak çalışan idare organlarının idare yönünden hak kaybını önlemek için süratle ha reket etmeleri gereklidir.
Danıştayda temyiz yoluna başvurma idari yargılama usulü kanununa göre altmış gün lük süre ile tahdit edilmiş olmasına rağmen temyiz yoluna başvurma için gerekli olan muvafa katin alınmasında bir süre tahdidi söz konusu değildir. Doğal olanı, bu muvafakatin temyiz dilekçesine ekli olarak Danıştay'a gönderilmesidir. Ancak zamanın darlığı muvafakat merci ince yapılan incelemenin uzaması ve sair sebeplerle bu muvafakatin gecikmesi temyiz hakkı nın kullanılmasını etkilememeli ve temyiz incelemesi yapılıncaya kadar bir muvafakatin ibrazı kabul edilmelidir. Esasen temyiz başvurusu için verilen muvafakatin elde edilmesindeki za man farkının hak kaybına sebep olmaması hukuk düşüncesi gereğidir. Kanunlarımızda yer alan bazı hükümler ile hukuki düşüncemize yön veren temel hukuk kavramları ile ilgili tanım ve yorumlarda bu yöndeki düşünceyi teyit etmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 39 uncu maddesi "Ehliyeti haiz hükmü şahıs lar kanuni uzuvları vasıtasıyle ve icab eden mezuniyeti istihsal ile hareket ederler. Aksi halde hakim tayin edeceği müddet zarfında şeraitin ikmali için muhakemeyi talike mecbur olduğu gibi davanın her halinde taraflardan her biri de bunu talep edebilir". 40 ıncı maddesinde ise, "Hakimin tayin ettiği müddet zarfında şeraiti lazime ikmal olunmazsa yapılan muamele hü kümsüz addolunur. Şu kadarki kanunen davanın takibi bir makamın mezuniyetine mütevvakıf ise hakim bu makamı haberdar etmek şartıyle yeni bir mühlet de verebilir." hükümleri yer almıştır.
Diğer taraftan Roma Hukukunda ve eski hukukumuzda, icazetin vekalet hükmünde olacağı bir hukuk kuralı olarak benimsenmiştir. Bu kurallar bugün hukuk düşüncesi olarak geçerliliklerini korumaktadır.
Yargı Bolümü Sayla 4 26 Şubat 1986 — Sayı : 19031
Yukarıda açıklanan gerekçelerle vergi davalarında temyiz süresinden sonra alınan Ma liye Bakanlığı muvafakatinin, temyiz isteminin Danıştay'ca esastan incelenmesine engel teşkil etmeyeceğinden içtihadın Danıştay Üçüncü Dairesinin 7/2/1985 tarihli ve 1985/478 sayılı ka rarı yönünde birleştirilmesine 25/6/1985 günündeki toplantıda karar yeter sayısı sağlanama dığından 2/7/1985 günlü ikinci toplantıda mevcudun oyçokluğuyla karar verildL
X — Birleştirilmesi istenen kararlarla ilgili davaların her ikisi de tek hakimle verilmiş kararlara karşı açılan davalarla ilgilidir.
Bilindiği gibi 6/1/1982 gün ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu Üçüncü Bö lümünde Kararlara Karşı Başvuru Yollan gösterilirken bunlar arasında 45 inci maddede "İtiraz" yolu yer almıştır.
İtiraz yolu, tek hakimle çözümleneceği 6/1/1982 tarih ve 2576 sayılı Bölge İdare Mah kemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Ka nunun Tek Hakimle Çözümlenecek Davalar başlığım taşıyan 7 nci maddenin 2 nci fıkrasında sayılan, esas olarak 75.000,— TL. m geçmiyen tarhlara karşı açılan daha çok küçük meblağ lar ve basit sayılabilecek davalar için tanınmış bir yoldur.
Bu nedenle de Kanun Koyucu bunlar içîn temyiz yoluflal5aşvurmada aradığı (213 sayılı Vergi Usul Kanunu Madde 377-23/6/1982 gün ve 2686 sayılı Kanunla yapılan değişiklik) Ma liye Bakanlığının (İl özel idarelerine ve belediyeler için valilerin) muvafakatim aramamıştır.
İdari Yargılama Usulü Kanunu 47 nci maddesinde tek hakimle verilen kararların tem yiz edilemiyeceği hükme bağlanırken buna bazı istisnalar da getirilmiş "mükellefiyetin mev zuuna, esasına, şekline, muvafıyet ve istisna hükümlerine ilişkin vergi uyuşmazlıklarında tek hakimle verilen kararların Danıştayda temyiz edilebileceği" kabul edilmiştir.
İşte birleştirilmesi istenen kararlar temyiz yolunun yanına 2577 sayılı Kanunla getiril miş bu itiraz yolu sebebi ile vergi dairelerinin, birazda Kanunların ilk uygulama yılları olması nedeniyle, itiraz yolunu seçerek bölge idare mahkemelerine yaptıkları yanlış başvuruların, bu mahkemelerde reddedilmesi sonucu, Danıştaya intikal etmesinden oluşan davalar sonucu alın mış kararlardır.
örnek olarak alınan kararlardan birinde; dava Maliye Bakanlığından muvafakatin temyiz süresinin geçirilmesinden sonra alındığı için ehliyet yönünden reddedilmiş, diğerinde ise; mu vafakatin gönderilmiş olması süre düşünülmeden 377. maddedeki usuli şartın yerine getirildi ği anlaşıldığından temyiz incelenmesinde ehliyet yönünden kanuna aykırılık bulunmadığına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Aynı durumda davalar, konularının görevinde olması nedeniyle 9 uncu Dairemize de gelmiştir.
9 uncu Daire bu konuda 3 üncü Dairemizden bütünü ile farklı bir uygulamaya geçmiş;
ilk anda davayı ne red ve ne de kabul etmiş, önce itiraz yoluna başvurmuş olan ve niteliği itibariyle Danıştaya temyiz istemi ile gelmiş davalarda idareye başlangıçta 30 günlük bir süre vermiş (9. Daire Esas 1984/2098 sayılı dosyadaki ara kararında olduğu gibi), sonra bunu da yeterli bulmayarak itiraz yoluna başvuran vergi dairesi için temyize gelişi yeni bir durum olması ve İdari Yargılama Usulü Kanununun 46 ncı maddesinde altmış gün içinde Danıştay'da temyiz yoluna başvurulabileceği gösterildiğine göre muvafakat alma süresini kararın tebliğinden itiba ren altmış güne çıkarmıştır. (9 uncu Daire Esas 1985/866 sayılı dosyadaki ara kararında ol duğu gibi) Tanınan bu süreler içerisinde alınan muvafakatları yeterli görmüş davanın esasını incelemiş, aksi durumda muvafakat hiç gönderilememiş veya tanınan süreden sonra alınmış muvafakatlar olması hallerinde davayı ehliyetten reddetmiştir.
Görülüyor ki burada 9 uncu Dairenin 3 üncü Dairenin örnek ve birleştirilmesi istenen kararlarına göre farklı bir yorumu ve uygulaması vardır.
Aynı Daire, yani 9 uncu Daire temyiz istemi ile doğrudan Danıştaya yapılan başvuru larda 60 günlük temyiz yoluna başvurma süresi dışında alınmış muvafakatle yapılan temyiz istemlerini ehliyet yönünden reddetmektedir. (9 uncu Daire Esas 1964/721, Karar 1984/2725 sayılı kararda olduğu gibi) Yargı Bölümü Sayfa 5 Sayfa : 14
26 Şubat 1986 — Sayı : 19031 İçtihadın birleştirilmesi gibi, oluşturulması ve sonuca bağlanması büyük emek isteyen ve bağlayıcı nitelikte kararlara giderken bunun daha geniş miktarda aynı konudaki sorunu kapsıyacak şekilde tutulması ve varılacak kararın daha şümullü olması özellikle burada 9 un cu Daire uygulamasının da konu edilip, tartışmaya alınarak ondan sonra kararlar arasında birleştirilmeye gidilmesi, bu sebeple şu anda birleştirme isteminin esasına geçilmemesi gereke ceği kanısı ile çoğunluk kararına karşıyım.
X X — Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde çok eski tarihlerden beri "temel yasa" ka bul edilen ve pek çok değişikliğe rağmen halen bu niteliğini koruyan V.U.K'nun 377 nci mad desinde; "Vergi daireleri Maliye Bakanlığının muvafakatini almadan vergi mahkemeleri kararları aleyhine Danıştay'da temyiz davası açamazlar" hükmü yer almıştır.
İdari yargının özel bir bölümünü teşkil eden vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uygu lanacak usulleri içeren V.U.K'nun adli yargı ve 2577 sayılı yasa ile yapılan atıf gereği idari yargı yönünden uygulanması söz konusu usul hükümlerini muhtevi H.U.M.K'na göre özel bir yasa olduğunda şüphe yoktur. Bu husus 2577 sayılı yasanın 31 inci maddesinin 2 nci fıkra sı hükmü ile de sabittir. Bir konu hakkında özel ve genel yasalarda çelişik hükümler bulun ması diğer bir ifade ile özel ve genel yasa hükümlerinin çatışması halinde özel yasa hükümleri ne itibar edileceği hususu, hukukun temel kaidelerinden birini teşkil eder. Kaldıki, özel yasada yer alan hükmün çok özel bir konuyu kapsaması karşısında V.U.K. ile H.U.M.K. hükümleri . arasında bir çatışma olduğunu kabul etme imkanı dahi olmaması icabeder.
Diğer taraftan 213 sayılı V.U.K'nun 406 nci maddesinde yer alan "Vergi Daireleri Ma liye Bakanlığının....muvafakatini almadan Temyiz Komisyonunun kesin kararları aleyhine Danıştay'da temyiz davası açamazlar" hükmünün yürürlükten kaldırılması sonucu 2577 sayılı yasanın 31 inci maddesiyle yapılan atıf gereğince ehliyet yönünden H.U.M.K. hükümlerinin uygulanacağı kabul edilebilir ise de; 213 sayılı yasada yer alan özel nitelikteki ehliyet hükmü yerine H.U.M.K. hükümlerinin uygulanmasını yerinde bulmayan Maliye Bakanlığının başvu rusu sonucu söz konusu hüküm yeni duruma göre düzeltilerek 2686 sayılı yasa ile V.U.K'nun 377 nci maddesine yeniden eklenmiştir. Bu durumda 377* nci maddeye eklenen hüküm gerek H.U.M.K'nun hükmüne, gerekse H.U.M.K'na atıf yapan 2577 sayılı yasanın 31. maddesi hük müne nazaran muahhar bir hüküm olmaktadır. Muahhar yasa hükmünün içerdiği konuyla ilgili olarak yani Maliye Bakanlığı muvafakatinin alınmasına ilişkin olarak H.U.M.K'na atıf yapan 2577 sayılı yasanın 31 inci maddesi hükmünü tadil ettiğini kabul etmek zorunludur.
Diğer bir ifadeyle atfın iptal edilmesi nedeniyle artık Maliye Bakanlığından alınacak muva fakat hakkında H.U.M.K. hükümlerinin uygulanması imkanı ortadan kalkmıştır.
Bu nedenlerle olaya; vergi uyuşmazlıklarında öncelikle uygulanması gerekli V.U.K'da yer alan özel nitelikli ve muahhar hüküm yerine Maliye Bakanlığı muvafakati yönünden ge çerliliğini yitiren atıf gereği olarak H.U.M.K. hükmünün uygulanması yoluna gidilmesine ilişkin kararda hukuka uyarlık yoktur.
Diğer taraftan idari yargıda, hak düşürücü müddetler, hakimin uzatma ve kısaltma yetkisi olmayan ve hakimin hiç bir takdir hakkı bulunmayan müddetlerdir. İdare hukuku ile özel hu kuk arasındaki farklılıklardan birisini de bu husus teşkil eder ve idari yargı hakimi tarafından davanın her safhasında re'sen nazarı itibare alınır. Nitekim, zaman aşımı özel hukukta taraf ların bu konuda deride bulunmasına tabi olduğu taraflarca dePide bulunulmadığı takdirde ha kim tarafından re'sen gözönünde tutulamadığı halde, idare hukukunda zaman aşımı, haki min re'sen araştıracağı hususlardandır. Şahıslar kadar idare de kanunen belli edilen müddet lere uymak zorunluluğundadır. Kanunen belli edilen süre geçtikten sonra idarenin muvafa kat vermesi temyiz süresini durduramayacağından, temyiz isteminin süresi içinde yapıldığını kabule hukuken ve kanunen imkan yoktur.
Yukarıda açıkça izah edilen hukuki ve kanuni gerekçeler karşısında içtihadın çoğunluk kararında olduğu gibi birleştirilmesi yerinde olmadığından karara katılmıyoruz.