İçeriğe atla
Mire Hukuk

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E. 1986/2, K. 1986/2, T. 23.10.1986

Sonuç: İçtihat birleştirildi

Künye

Mahkeme
Danıştay
Daire ya da kurul
İçtihatları Birleştirme Kurulu
Esas numarası
1986/2
Karar numarası
1986/2
Karar tarihi
23.10.1986

Sonuç, kararın hüküm bölümünden kuralla okunmuştur; bağlayıcı olan karar metnidir.

İlgili kanun maddeleri

Maddeler karar metninden kurallarla okunmuş ve mevzuat dizinine bağlanmıştır; madde metni resmî kaynaktadır.

Kararın tam metni

Kişisel veriler kurallarla çıkarılmıştır; köşeli ayraç içindeki işaretler çıkarılan bilginin yerini gösterir.

6 Ocak 1987 — Sayı : 19333

RESMÎ G A Z E T E

Sayfa : 5

YARGI BÖLÜMÜ :

DANIŞTAY KARARI

Esas No : 1986-2 Karar No : 1986 2 O Z U : 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun "Uzlaşma" müessesesini düzenleyen hükümleri arasında yer alan Ek, 7 nci maddenin birinci fıkrasında "Müddeti için­ de uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza mu­ hatabı uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gi­ debilir." denilmiş olmasının, Ek 5 inci maddede uz­ laşmanın temin edilememesi halleri olarak sayılan durumlarda dava açına yoluna gidilmesini engelleyip engellemediği konusunda Danıştay Dokuzuncu Dairesi kararlan ile Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu Kararları arasında ortaya çı­ kan aykırılığın; daha önce dava açılmamışsa, Ek 5 in­ ci maddede uzlaşmanın temin edilememesi halleri olarak sayılan durumlarda da Ek 7 nci maddede belli edilen koşullarla dava açılabileceği yönünde birleştirilmesi suretiyle giderilmesi hakkında.

İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME K U R U L U

K A R A R I

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma müessese­ sini düzenleyen hükümleri arasında yer alan Ek 7 nci maddenin birinci fıkrasında "Müddeti içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabı uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gidebilir." denilmiş olma­ sının, Ek 5 inci maddede uzlaşmanın temin edilememesi halleri olarak sayılan durumlarda, Ek 7 nci maddenin 4 uncu fıkrasında yazılı koşullarla dava açma yoluna gidilmesini engelledi­ ği yolundaki 2/2/1983 günlü ve E: 1981/3092, K : 1983/435 sayılı kararı ile Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 24/1/1986 günlü ve E: 1986/1, K: 1986/4 Sayılı, Danıştay Üçüncü Dairesinin; 31/1/1985 günlü ve E: 1984/1310, K: 1985/362 sayılı 2/7/1985 günlü ve E: 1985/451, K: 1985/2299 sayılı, Danıştay Dördüncü Dairesinin; 25/10/1983 günlü ve E:

1983/2430, K: 1983/8268 sayılı, 6/4/1984 günlü ve E: 1984/444, K: 1984/1457 sayılı, 3/5/1984 sayılı, I5/I/I985 günlü ve E: 1984/2013, K: 1985/84 sayılı, 6/3/1985 günlü ve E : 1984/2594, K: 1985/613 sayılı, Danıştay Yedinci Dairesinin 12/3/1985 günlü ve E: 1984/3785, K: 1985/786 sayılı aksi yöndeki kararlan arasında ortaya çıkan aykırılığın giderilmesi, Danıştay Vergi Da­ va Daireleri Genel Kurulunun 1986/1 esas sayılı dosyasında verdiği 24/1/1986 günlü kararla istenildiğinden Danıştay Başsavcısının;

"Uzlaşmanın temin edilememiş olması halinde mükellef veya ceza muhatabının tarhedilen vergiye veya kesilen cezaya, uzlaşmanın temin edilemediğine dair tutanağın kendilerine tebliğinden itibaren genel hükümler dairesinde ve yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açıp açamayacağı yolunda Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Dai­ re kararları ile Dokuzuncu Daire kararları arasında aykırılık bulunduğu ileri sürülerek bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesi istenmektedir.

Yargı Bolumu Sayfa 1 va Daireleri Genel Kurulunun 1986/1 esas sayılı dosyasında verdiği 24/1/1986 günlü kararla istenildiğinden Danıştay Başsavcısının;

RESMÎ GAZETE

6 Ocak 1987 — Sayı : 19333 1 — Dosyalar üzerinde yapılan inceleme sonucunda, Vergi Dava Daireleri Genel Kuru­ lu, Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Daire kararları ile Dokuzuncu Daire kararı arasında aykırı­ lık bulunduğu anlaşıldığından, bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesinin yerinde olacağı kanısına varılmıştır.

2 — 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Ek 5 inci maddesinde; uzlaşma isteminin nasıl ve hangi yöntemle inceleneceği hükme bağlanırken "Bu şekilde yapılacak müzakereler sonun­ da uzlaşma vâki olduğu takdirde . . . " ibaresi kullanıldıktan sonra aynı madde menti içinde yukarıdaki ibarenin karşıt anlatım biçimi olarak da "Uzlaşma temin edilemediği takdirde . . . " ibaresi kullanılmıştır. Aslında her iki ibare bir cümlenin veya bir amacı anlatım biçiminin de­ vamı niteliğindedir. Bu son ibareden sonra parantez içinde öngörülen hususlar, uzlaşmanın vaki olmadığı hallere somut olarak verilmiş örnek olayları ifade etmekte olup, uzlaşmanın te­ min edilememesi kavramının tanımı ve kapsamı niteliğinde değildir. Eğer yasa koyucunun amacı bu olsaydı, parantez içinde sayılan hususları parantez içinde göstermez, açık metin biçiminde yasalaştırırdı. Parantez içinde gösterilen hususlar, uzlaşmanın vaki olmaması halinin değişik olaylar biçiminde oluşabileceği olasılığını göstermek için getirilmiştir.

Ayrıca "uzlaşmanın vaki olmaması" ibaresi yerine takip eden cümlede "uzlaşmanın temin edilememesi" ibaresinin kullanılmasıyla yasa koyucu, birbirini izleyen iki cümlede aynı ibareyi kullanma gibi bir yinelemeden kaçınmak istemiştir.

Nitekim anılan maddede, "... yapılacak müzakereler sonunda uzlaşma vâki olduğu takdir­ de keyfiyetin bir tutanakla tesbit ..." olunacağı, " ... uzlaşma temin edilemediği takdirde ... ko­ misyonca bu hususu belirtmek üzere düzenlenecek tutanağın birer örneğinin üç gün içinde vergi dairesine ve ilgiliye tebliğ olunacağı, uzlaşmanın vâki olmaması veya temin edilememesi hallerinde, aynı vergi veya ceza için yeniden uzlaşma isteminde bulunulamıyacağı ..." belirtilmiştir.

Bu hükmün amaçsal biçimde yorumlanmasından, müzakereler sonunda, anlaşmaya va­ rılamayan hallerde, uzlaşmanın vaki olmamış veya temin edilememiş sayılacağı sonucuna va­ rılır. Burada sözü edilen "müzakere" deyiminin; yükümlünün veya adına ceza kesilenin uzlaşma komisyonunun davetine icabet etmemesi, komisyona geldiği halde uzlaşma tutanağının imza­ lamaması veya bu tutanağı ihtirazi kayıtla imzalamak istemesi hallerinin saptanmış olmasını da içereceği kabul edilmelidir. Bir başka anlatımla uzlaşma müzakerelerinin yapılması fakat ödenmesi gereken vergi veya ceza tutarında anlaşılamaması ile ilgilinin tutanağı imza etmeme­ si, ihtirazi kayıtla imza etmek istemesi veya uzlaşma toplantısına katılmaması arasında sonuç itibariyle bir fark bulunmamaktadır.

Aslında, uzlaşmanın vergi idaresi ile yükümlüyü uyuşmazlık çıkarmadan önce bir kez düşündürmek ve mümkün olursa anlaşabilmelerini sağlamak amacıyla yasaya konulduğu gözönünde bulundurulduğunda, yasa koyucunun, uzlaşma çağrısına uyan ancak uzlaşmayan yükümlü ile davete icabet etmeyen ya da tutanağı imzalamayan yükümlü arasında dava yoluna başvurmak bakımından bir farklılık yaratmak istediği düşünülemez.

Vergi Usul Kanununun Ek 7 nci maddesinin ilk fıkrasında, vergi ve cezaya muhatap olan yükümlünün ancak, "uzlaşmanın vâki olmaması" halinde dava açabileceği kuralının ge­ tirilmiş olması, uzlaşmanın vâki olduğu hallerde yargı yerlerine buşvurulamıyacağı hususuna açıklık kazandırmak amacına yöneliktir. Bu kuralın, uzlaşmanın temin edilemediği haller ola­ rak kabul edilen durumlarda dava açılmasını engelleyici bir yanı da bulunmamaktadır.

Ayrıca, Ek 7 nci maddede, yükümlü ya da ceza muhatabının uzlaşmanın vâki olmadı­ ğına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren, genel hükümler dairesinde dava açabileceği belirtilmiştir. Ek 5 inci maddede ise uzlaşmanın vâki olduğu hal dışında, tutanak düzenlenip ilgiliye tebliğ edilmesi, sadece uzlaşmanın temin edilememesi durumu için öngörülmüştür. Uz­ laşmanın vâki olmaması halinde tutanak düzenleneceği hususunda, başka bir hüküm de bu­ lunmamaktadır. Bu da göstermektedir ki, "temin edilememe" ve "vâki olmama" deyimleri, ilgilinin dava hakkının tesbiti yönünden eş anlamda kullanılmıştır. Kaldı ki uzlaşmanın temin edilememesi halinde dava açma olanağı olmasaydı tutanak düzenlenip ilgiliye tebliğ edilmesi­ ne gerek de kalmazdı.

Yargı B o l u m u Sayfa 2 Sayfa : 6

RESMİ GAZETE

6 Ocak 1987 — Sayı : 19333 6 Ocak 1987 — Sayı : 19333

RESMÎ GAZETE

Sayfa : 7 Açıklanan bu durumlar karşısında uzlaşmanın temin edilememesi halinde de, ilgilinin Ek 7 nci maddede öngörülen süre içinde dava açma hakkının bulunduğunu kabul etmek ge­ rekmektedir.

Ters bir yorumun, Anayasanın 36 ncı maddesinde öngörülen hak arama hürriyetini or­ tadan kaldıracak nitelikte bir sonuç doğuracağı söylenebilir.

Varılan bu sonuca göre içtihatların Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun E: 1986/1, K: 1986/4 sayılı kararı ile Dördüncü, Üçüncü ve Yedinci Dairelerin benzeri kararlarına ege­ men olan görüş doğrultusunda birleştirilmesinin yerinde olacağı" yolundaki düşüncesi alın­ dıktan ve raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra, isteme konu olan kararlar ve ilgili mevzuat hükümleri de incelenerek gereği görüşüldü:

Uzlaşma; vergi idaresi ile mükellefler ya da adlarına ceza kesilenler arasında, vergi ka­ nunlarının uygulanması nedeniyle doğan uyuşmazlıkların; tarafların karşılıklı görüşmeleri yolu ile, daha başlangıçta, ödenecek olan vergi ve ceza miktarı üzerinde mutabakat sağlanarak or­ tadan kaldırılması, yargısal yol ve usullerin uygulanmasına gerek bırakılmaksızın çözüme ka­ vuşturulması olduğundan, uzlaşma ile; kamu alacağının zaman içinde değer kaybına uğramadan hazineye ödenmesinin, vergi yargı yerlerinin iş yoğunluğunun azaltılmasının, yükümlülerin yargı yerlerine başvurarak zaman, emek ve gider kaybına uğramamalarının amaçlandığı kuşkusuzdur.

Bu bakımdan uzlaşma müessesesinin özünde, uzlaşma için başvurdukları halde uzlaş­ manın şu ya da bu nedenle gerçekleşememesi hallerinde ilgililerin yargı yoluna başvurma hak­ larını kısıtlamak veya ortadan kaldırmak gibi bir anlayış bulunmamaktadır.

Uzlaşma müessesesinin amacı ve niteliği dikkate alındığında; uzlaşma görüşmelerinin, tarafların uzlaşmaları ya da uzlaşamamaları dışında bir sonuca bağlanması mümkün olmamak gerekir. Başka bir anlatımla, taraflar ya uzlaşacaklar ve uyuşmazlığı ortadan kaldıracaklar ya da uzlaşamayacaklar ve uyuşmazlık da Kanunun belli ettiği koşullar içinde vergi yargı yer­ lerine intikal edecektir.

Vergi hukukumuza 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Dördüncü Kitabının sonuna 19/2/1963 günlü ve 205 sayılı Kanunun 22 nci maddesi ile ve Üçüncü Bölüm olarak eklenmek suretiyle girmiş olan "Uzlaşma müessesesi" hükümleri de bu anlayış içinde düzenlenmiş ve tarafların uzlaşmaları hali "uzlaşmanın vaki olması" kavramı ile, tarafların uzlaşamamaları hali de "Uzlaşmanın vaki olmaması" kavramı ile ifade edilmiştir. Nitekim Bölümün Ek 7 nci maddesinde, tarafların uzlaşmaları ve tarafların uzlaşamamaları hallerinin doğuracağı hukuki sonuç­ lar açıklanırken ve Bölümün Ek 8 inci maddesinde, uzlaşma konusu yapılan vergi ve cezaların ödeme zamanları belirlenirken, başkaca bir ayırıma ve kavrama yer verilmeksizin "uzlaşma­ nın vaki olması" ve "uzlaşmanın vaki olmaması" kavramları ele alınarak düzenlemeler yapıl­ mış olması da bu anlayışı doğrulamaktadır.

Her ne kadar kanunkoyucu uzlaşma müessesesini "uzlaşmanın vaki olması" ve "uz­ laşmanın vaki olmaması" kavramlarını esas alarak düzenlemiş olmasına rağmen Ek 5 inci mad­ denin dördüncü fıkrası başında, mükellefin veya adına ceza kesilenin uzlaşma komisyonunun davetine icabet etmemesi, komisyona geldiği halde uzlaşma tutanağını imzalamaması veya bu tutanağı ihtirazi kayıtla imzalamak istemesi hallerini anlatmak üzere bir de "uzlaşmanın te­ min edilememesi" kavramına yer vermiş ise de; uzlaşmanın temin edilememiş sayılacağı belir­ tilen bu hallerde doğacak olan hukuki sonuçların açıklanmamış olması ve Kanun Koyucunun Ek 5 inci maddede "uzlaşmanın vaki olması" halini açıkladıktan hemen sonra "uzlaşmanın temin edilememesi" kavramına yer vermiş olması karşısında; bu kavramın, "uzlaşmanın vaki olması" kavramının karşıtı olarak "uzlaşmanın vaki olmaması" anlamında kullanıldığının, ancak bu kavrama "uzlaşmanın vaki olmaması" kavramına nazaran daha dar bir kapsam atfedi­ lerek bu kavramın özellik arzeden bu üç hali anlatmakta kullanıldığının, bu üç hal için durak­ samayı gidermek ve bu hallerde de "uzlaşma vaki olmamış sayılır" denilmek amacıyla kullanıldığının kabulü gerekir.

Yargı Bölümü Sayfa . 3 Sayfa : 8

RESMÎ GAZETE

6 Ocak 1987 — Sayı : 19333 Esasen ilgililerin vergi mahkemesinde dava açma süresi olan 30 gün içinde hem uzlaş­ ma yoluna hem de dava yoluna başvurabilmelerini mümkün kılan, bu süre içinde uzlaşma yo­ luna başvurmakla yetinerek dava açmayanlara, uzlaşmaya varılamaması halinde dava açma süresi geçmiş bile olsa, dava açma imkânı tanıyan Kanunkoyucunun, uzlaşmaya Ek 5 inci maddede sayılan bu üç halden biri sebebi ile varılamamış olmasını bu ana ilkelerden ayrık tuttuğu­ nu ve bu hallerde Ek 7 nci maddede yer alan koşullarla dava açma imkânı tanımadığını söyleyebilmek için açık hüküm bulunması zorunludur ve bu yolda açık bir hüküm de yoktur.

Öteyanden Ek 7 nci maddenin "müddeti içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabı uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı tak­ dirde dava açma yoluna gidebilir." diyen birinci fıkrası hükmünün lafzına dayanarak, uz­ laşmanın temin edilememesi halleri olarak belirtilen durumlarda bu fıkra hükmü uyarınca dava açma yoluna gidilemeyeceği sonucuna varmak; aynı yorum şeklinin kullanılması halinde, Ek 6 nci maddenin "mükellef veya adına ceza kesilen; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tesbit olunan hususlar hakkında dava açamaz ve hiçbir mercie şikayette bulunamaz" diyen ikinci fıkra­ sı hükmünün ve Ek 7 nci maddenin "uzlaşmanın vaki olması halinde mükellef, üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaya (bunlardan birisi üzerinde uzlaşılmış olsa dahi her ikisine); adına sade­ ce ceza kesilmiş bulunan üzerinde uzlaşılan işbu cezaya karşı dava açamaz." diyen üçüncü fıkrası hükmünün lafızlarına dayanarak, uzlaşmanın temin edilememesi hallerinde dava aç­ ma yoluna gidilebileceği sonucuna varmayı da gerektirecektir. Bunun gibi, Ek 7 nci maddenin birinci fıkrasındaki "müddeti içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabı uzlaşma talep ettiği vergi veya ceza için, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gidebilir" hükmünü, uzlaşmanın vaki olmaması haline hasren uygulamak, aynı mad­ denin son fıkrasındaki "Uzlaşmanın vaki olmaması halinde, yukarıdaki ikinci fıkra uyarınca durdurulmuş olan davanın görülmesine, keyfiyetin vergi dairesince işarı üzerine vergi mahke­ mesinde devam olunur." hükmünü de uzlaşmanın vaki olmaması haline hasren uygulamayı gerekli kılacak, böyle olunca ise; Ek 7 nci maddenin ikinci fıkrası hükmü nedeniyle uzlaşma talebinden önce dava açılması da mümkün olduğundan, uzlaşma talebinden önce dava da aç­ mış, ancak uzlaşma talebi "uzlaşmanın temin edilemediği" yolunda sonuçlanmış olanın bu davasının bile görülemeyeceği sonucuna da varılacaktır.

Bu sonuçlar, Kanunkoyucunun açık iradesine aykırılık oluşturacağı ve Anayasa'nın 36 nci maddesi ile tanınan "hak arama hürriyeti"nin, Ek 7 nci maddenin ilk fıkrası hükmü ile sınırlandırıldığını kabul etmeyi gerektireceği cihetle benimsenemezler.

Ek 5 nci maddenin üçüncü fıkrasındaki "...yapılacak müzakereler sonunda uzlaşma vaki olduğu takdirde..." ifadesi ile bağlantı kurulmak suretiyle, o halde "uzlaşmanın vaki olmaması"nın da, yapılacak müzakereler sonunda ortaya çıkmış olması gerektiği, oysa "uz­ laşmanın temin edilememesi" hallerinde yükümlü ya da ceza muhatabının ya da vekillerinin uzlaşma toplantısına katılmaları suretiyle yapılmış bir müzakere olmadığından, "uzlaşmanın temin edilememesi"nin, "uzlaşmanın vaki olmaması"ndan farklı bir durum olduğu düşünce­ si doğru kabul edilse bile, bu düşünce sadece "uzlaşma komisyonunun davetine icabet etmeme" hali için dava açma yoluna gidilebilmesini engelleyecek, diğer iki halde, yani komisyona gelin­ diği halde uzlaşma tutanağını imzalamama ve bu tutanağı ihtirazi kayıtla imzalamak isteme hallerinde dava açma yoluna gidilebilmesini engellemeyecektir. Çünkü; bu son iki halde yü­ kümlü, ceza muhatabı ya da vekilleri uzlaşma toplantısına katılmakta ve müzakerede bulun­ makta ancak tutanağı imzalamamakta veya ihtirazi kayıtla imzalamak istemektedirler.

Bütün bu nedenler ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun üçüncü maddesinin ikinci fık­ rasında yer alan "Vergi Kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin Kanunun yapısın­ daki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanır." hükmü birlikte düşünüldüğünde; Ek 7 nci maddenin birinci fıkrasında yer alan "uzlaşmanın vaki olmaması" kavramının; "uzlaşmanın temin edilememesi" kavramı ile ifade edilmiş olan halleri de kapsa­ yacak şekilde kullanılmış genel bir kavram olarak anlaşılması gerekir.

Yargı Bolumu Sayfa 4 6 Ocak 1987 — Sayı : 19333

RESMÎ

G A Z E T E

Sayfa : 9

SONUÇ : "Uzlaşmanın vaki olmaması" kavramı, Ek 5 inci maddede "Uzlaşmanın te­ min edilememesi" halleri olarak belirtilmiş olan hususları da kapsadığından, daha önce dava açılmamış ise, uzlaşmanın temin edilememesi hallerinde de Ek 7 nci maddede belli edilen ko­ şullarla dava açma yoluna gidilebilir.

Bu nedenle içtihadın Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, Danıştay Üçüncü, Dördüncü ve Yedinci Dairelerinin bu yöndeki kararları doğrultusunda birleştirilmesine 23/10/1986 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

A Z L I K O Y U

X — İçtihatları birleştirme konusu çoğunluk kararında ayrıntılı olarak anlatılmış bu­ lunmaktadır.

Duraksama; özet olarak 205 sayılı 19/2/1963 günlü Vergi Usul Kanununu Değiştiren ve Ona Bazı Hükümler Ekleyen Kanunun 22 nci maddesi ile getirilen Ek Madde 5'de "Uzlaş­ manın vaki olması" ve "uzlaşmanın vaki olmamasının" yanında yer alan "uzlaşmanın temin edilememesi" halinin niteliğinin saptanmasından doğmuştur.

Uzlaşmanın temin edilemediği hallerin neler olduğu bahis konusu maddenin 4 uncü fıkrasında parantez içerisinde gösterilmiştir.

Bunların her biri içerisinden çıkılamayacak ve kişinin uzlaşma niyetinin ciddiyetinden şüpheye düşürecek hallerdir.

Bu durumlarda kişinin tutumunda Yasa Koyucunun bir uzlaşmada olmasını düşündüğü esas koşullardan ikisinin, ciddiyet ve iyi niyetin bulunmadığı açıktır.

Gerçekten, uzlaşma için başvurduğu halde uzlaşma komisyonu davetine katılmıyan kişinin, eğer bir özrü yoksa, bu tutumu, iyi niyetli olmama dışında nasıl açıklanabilir.

Uzlaşma tutanağını imza etmiyen yükümlünün durumu da böyledir. Bir konu uzun tar­ tışmalar sonunda bir noktaya getirilmiştir. Tutanak, söylenen sözlerin olduğu gibi yazılması anlamını taşır. Sonuçta uzlaşmaya varılsın veya varılmasın bu değişmez, aynıdır. Bu tutanak bir durumu gösterdiği ve olduğu gibi yansıttığı için imza edilecektir. İmza edilmemesinin hiç bir anlamı yoktur ve yoklukla sakatlanmış bir davranıştır.

Yükümlünün tutanağı ihtirazi kayıtla imzalamak istemesi haline gelince: İhtiraz; sakınma, çekinme, ihtira/i kayıt ise; belli hakları kullanmak hususunda serbestisini saklamak isteyen ta­ ralın bu konudaki beyanı anlamına geldiğine göre bir konu üzerinde uzlaşmaya varılıp varıl­ madığı hakkında kesin bir durumu anlatmadığından Yasa Koyucu için gayeye uygun bir sonuç olarak görülmemiştir.

İşte bu sayılan durumlarda ne uzlaşmaya varılmıştır ve ne de uzlaşmaya varılmamıştır.

Bunlar üçüncü bir haldir ve bu durum da bir gerçeği yansıtmaktadır. Bu nedenle de Yasa Ko­ yucu onu "uzlaşmanın temin edilememesi" diye başka bir deyimle anlatmıştır.

Yasa Koyucu "uzlaşmanın vaki olması" ve "uzlaşmanın vaki olmaması" durumlarını bir girişim sonunda yaratılan yeni bir durum olarak kabul ettiği için bunların sonuçlarını dü­ zenleyen hükümler getirmiş iken "uzlaşmanın temin edilememesi" halini değeri hiç olmayan, kişinin bir girişimde bulunmadığı hal ile eşit tutmuş ve o durum için ek düzenleyici hükümler getirmemiştir. Bu üçüncü durum için uygulanacak hükümler genel hükümlerdir. Bu nedenle de bununla ilgili özel hükümlerin bulunmaması bir eksiklik değil; durumun gereğidir.

18/10/1982 gün 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 nci maddesinde yer alan "Hak arama hürriyeti" ile olayın herhangi bir ilişkisi yoktur.

Suresinde dava açmıyan bir kişinin dava hakkının düşmesinde de Anayasamızın 36 nci maddesi hükmünün hiç bir ilişkisi olmadığı gibi.

Bütün bu nedenlerle hakkın kötü kullanımını önliyen ve bu durumları açıkça ortaya koyan yasa hükümlerinin ihmali sonucunu doğuracağına inandığımız çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Yargı Bölümü Sayfa 5