Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E. 1965/21, K. 1966/7, T. 09.07.1966
Sonuç: İçtihat birleştirildi
Künye
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire ya da kurul
- İçtihatları Birleştirme Kurulu
- Esas numarası
- 1965/21
- Karar numarası
- 1966/7
- Karar tarihi
- 09.07.1966
Sonuç, kararın hüküm bölümünden kuralla okunmuştur; bağlayıcı olan karar metnidir.
Kararın tam metni
Kişisel veriler kurallarla çıkarılmıştır; köşeli ayraç içindeki işaretler çıkarılan bilginin yerini gösterir.
nıştay Birinci Başkanlığına başvurması, Birinci Başkanlıkça da 521 sa yılı Danıştay Kanununun 46 nci maddesine göre işin İçtihatları Birleş tirme Kuruluna sevkedilmesi üzerine; Başkamın Sözcüsünün düşüncesi, raportör üyenin raporu ve konu ile ilgili mevzuat, İçtihatları Birleştir me Kurulunca incelenerek gereği görüşüldü :
1 — Sekizinci Dairenin 10/12/1963 gün ve esas 1963/7586, karar 1963/10408 sayılı kararında :
«Dâvâlı idarece yapılan inceleme neticesinde, otomatik rulet makınalarının kullanılmasının hiçbir maharet, mümarese ve teknik bil giyi icabettirecek mahiyette olmadığı; aletle oynanan oyundan hasıl olan kâr ve zararın baht ve talihe terkedilmiş olduğu, kahvehane ve eğlence yerlerinde kullanılmakta olan bu aletlerle daha ziyade tahsil çağındaki gençlerin oyun oynadıkları; oyunda bir tarafın alet sahibi, diğer tara fın aletle oynayan olması itibariyle daima çift taraflı kazanç ve kayıp söz konusu olduğu; mahiyeti bakımından oyunun Türk Ceza Kanununun 569 uncu maddesinde yazılı kumar tarifinin kapsamına girdiği tesbit olunarak adı geçen oyun aletinin kullanılmasının men'ine karar verildiği incelenen dâva dosyasından anlaşılmaktadır.
İstanbul Dördüncü Sulh Ceza Mahkemesinin kesinleşen 26/4/1962 tarih ve 254 sayılı Kararı ile de söz konusu aletlerin kumar aleti nite liğini taşıdığı hükme bağlandığına göre, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ile Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun vermiş olduğu yetkiye dayanı larak alınan dâva konusu kararda mevzuata aykırılık bulunmadığından dâvanın reddine» denilmek;
2 — Sekizinci Dairece aynı oyun makinaları konusunda verilen 24/11/1964 gün, esas 1964/2216, karar 1964/8122 ve aynı tarih esas 1964/2224, karar 1964/8121 sayılı kararlarda da :
«İdarenin, 2559 sayılı Yasanın sekizinci maddesine göre kapatıla cak (Bu olayda oynatılması menedilecek aletleri) yerleri, suç unsuru mevcutsa adlî yargı yerine vermeğe aksi takdirde üç ay müddetle k a patma yetkisi vardır.
Dâva konusu olayda, suç aleti olarak oynatılması menedilen alet lerin kumar aleti olmadığı bilirkişi raporlarından ve davacının A n k a r a Dördüncü Sulh Ceza Mahkemesinden aldığı kesinleşmiş beraat kararı nın incelenmesinden anlaşımıştır.
B u sebeple, iptali istenen dâva konusu İçişleri Bakanlığı kararının mesnedi ortadan kalktığı gibi, yerine getirilme yeteneği de kalmadığın dan iptaline karar verilmek suretiyle oyun makinalarının kumar aleti olup olmadıkları hususunda i k i aykırı hüküm tesis edilmiş bulunmak tadır.
Türk Ceza Kanununun 569 uncu maddesine göre, bu Kanunun uy gulanmasında kumar, kazanç kasdiyle icra kılınıp kâr ve zarar baht ve talihe bağlı bulunan oyunlardır.
Otomatik oyun makinaları hakkında mevzuatımızda ayrıca bir hükme yer verilmediğine göre, bu aletlerin niteliğinin Türk Ceza Kanunu hükümleri dairesinde tâyini zaruridir.
Oyun makinaları için düzenlenen bir kısım bilirkişi raporlarında, bu oyunlarda kazanç kastı güdülmediği; oyunun sonucunun şans kadar şahsi kabiliyet ve maharete de bağlı olduğu belirtilmekte ise de; makinaya atılan para, bir oyunun devam süresi, oynayanın elde edebileceği azamî kazanç ve makina sahibi için günlük hasıla gözönünde tutulunca tarafların kazanç kastı gütmedikleri söylenemiyeceği gibi; karşı görüş olarak, otomatik rulet makinalarının her çeşidinde, oyun oynayan şahıs ların mümarese maharet ve teknik bilgilerinin oyunun sonucu üzerinde hiç bir etkisi olmadığı ve aynı şekilde vâki harici müdahalelerin farklı sonuçlar verdiği; böylece kazanç veya kaynın tamamen baht ve talihe bağlı olduğunun makinalar üzerinde yapılan uygulamalarda anlaşıldığı nı açıklayan bilirkişi raporları da mevcuttur.
Diğer taraftan ceza mahkemelerinin, bu oyun makinalarını çalıştı ranlar hakkında Türk Ceza Kanununun 567* ve mütaakip maddelerine göre kumar oynatmaktan hükümlülüğe ve aletlerin de zor alımına dair verdikleri mütaaddit kararın Yargıtay'ca onandığı anlaşılmakta; bu arada Danıştay Sekizinci Dairesinin 1964/2216 ve 1964/2224 esas sayılı kararlarında bahse konu ettiği, A n k a r a Dördüncü Sulh Ceza Mahkeme sinin, bu makinaların kumar aleti olmadığına ve sahiplerinin kumar oynatmaktan beraatlarına dair kararları için de Adalet Bakanlığının ya zılı emirle bozma talebi üzerine Yargıtay İkinci Ceza Dairesi, 12/5/1966 gün 200/2706 sayılı ve aynı gün 272/2707 sayılı ilâmlarında : «Her ne kadar gerektiği anda düğmelerine basarak müdahale edilmek suretiyle suç aleti royal rulet makinalarında neticeyi değiştirebilmek imkânının da bulunduğundan söz edilerek, mümarese ve maharetin oyunda âmil olduğu cihetle kâr ve zararın baht ve talihle ilgili bulunmayacağından bu makinaların kumar aleti sayılamıyacaklarına bazı bilirkişi mütalâa larında yer verilmişse de; dosya mündeceratmdan ve bu konuda zıt görüş taşıyan diğer bilirkişi düşüncelerinin de genel olarak incelenmesinden, Sahile* 3 bahsedilen müdahalenin sadece mümarese ve maharete mütevakkıf olrmyarak, çok kimselerin sahip olamıyacağı derecede üstün refleks ve hareket kabiliyetlerinin vücudunu gerektirdiği anlaşılması itibariyle bu hal Turk Ceza Kanununun 569 uncu maddesinin kastettiği mânada oyu nu baht ve talihten tecrit edecek bir mahiyet göstermediğinden maki naların kumar aleti olarak kabulü gerekmekte» olduğu gerekçesi ile, makinalar hakkındaki mahalli mahkeme görüşüne katılmadığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır.
SONUÇ : Bilirkişi raporları ile Danıştay ve Yargıtay kararlarının bir arada mütalâası sonunda, otomatik oyun makinalarmm oynatılma sında kazanç kastı bulunduğu; oynayanların mümarese, maharet veya teknik bilgilerinin sonuç üzerinde rolü olmayıp, kâr ve zararın baht ve talihe bağlı kaldığı ve oyunun Türk Ceza Kanununun 569 uncu madde sinde yazılı kumar tarifinin kapsamına girdiği; bu itibarla 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu hü kümleri dairesinde İçişleri Bakanlığınca ve idare amirlerince kumar aleti olarak bu makinalar hakkında alman karar ve yapılan işlemlerde kanuna uymayan bir cihet bulunmadığı snucuna varıldığından, İçtihadm D a nıştay Sekizinci Dairesinin 10/12/1963 gün esas 1963/7586, karar 1963/- 10408 sayılı kararı dairesinde birleştirilmesine 24/6/1966 gününde oy birliği ile karar verildi.
Açmış oldukları dâvalar sonunda emeklilik işlemleri iptal edilmiş olan personelin emekli statüsünde geçirmiş oldukları sürelerin
E. N o : 1965/21 kıdemlerinde sayılacağı hakkında Danıştay Iç- K N o : 1966/ 7 tıhadı Birleştirme Kararı Millî Savunma Bakanlığının, 26 E k i m 1964 tarih ve H u k u k Müşa virliği 441-5/E.64 sayılı yazısiyle; çeşitli sebeplerle emekliye çıkarılıp açmış oldukları idari dâvalar sonunda emeklilik işlemleri iptal edilen personelden yeniden göreve tâyin olunanların emekliye çıkarılmak su retiyle memuriyetle ilgilerinin kesildiği tarihle iptal kararı üzerine gö reve başladıkları tarih arasında emekli statüsünde geçirdikleri sürenin memur statüsünde, bilfiil vazifede geçmiş gibi kıdemlerine eklenmesi talebiyle açmış oldukları dâvalar sonunda Danıştay'ın, Beşinci Daire since verilen 8/6/1961 gün, E : 1960-380 K : 1961 - 1668 sayılı ve 16/3/1964 gün, E : 1962 - 5398 K : 1964 - 1193 sayılı kararlarla Sekizinci Dairesince verilen 10/11/1961 gün, E : 1960 - 8352 K : 1961 - 3703 sayılı kararı ara sında aykırılık olduğundan bahsile içtihadı birleştirme yolu ile bu aykı rılığın çözümlenmesi için Danıştay Birinci Başkanlığına başvurulması ve Birinci Başkanlıkça da 521 sayılı Danıştay Kanununun 46 nci madde sine göre işin içtihatları Birleştirme Kuruluna sevkedilmesi üzerine, bahis konusu kararlar, Başkanunsözcüsünün düşüncesi, Raportör Üyenin raporu ve konu ile ilgili mevzuat İçtihatları Birleştirme Kurulunca ince lendi ve gereği görüşüldü :
1 — Beşinci Dairenin 8/6/1961 gün ve E : 1960 - 380, K : 1961 - 1668 sayılı kararında; «dâva dosyası ile celp ve tetkik edilen davacıya ait sicil dosyası münderecatına nazaran 30/8/1957 tarihinde ehliyeti kabul edilerek binbaşılığa terfi ettirilmiş olan adıgeçenin, bir yıllık sicil ver me süresi sonunda tanzim edilen 2/9/1958 tarihli 1958 yılı sicilinde «Bnb ta birlik K . yapar; Yb. lıkta Tb. K . ve A l . K . M . yapar» şeklinde müsbet sicil almasına göre, mezkûr tarihe kadar yetersizliği düşünülemiyeceğine ve bu tarihten sonrada 3/11/1958 tarihinden 24/1/1959 ta rihine kadar Çankırı Piyade Okulunda açılan 25 inci dönem tekamül kur suna iştirakle pekiyi derece ile mezun olduğu dosya meyanında mevcut 24/1/1959 tarihli ve bilâ sayılı yazıdan ve 1959 malî yılında da bağlı bulunduğu 8 inci Piyade Tümen Kumandanlığı tarafından, 5411 sayılı Ordu ikramiye Kanunu ve bununla ilgili nizamname hükümlerine göre eğitim ve ordu mallarına bakım hususunda ikramiye verilen subaylar arasında seçilmiş olduğu yine dosya meyanında mevcut 16/2/1960 tarih ve Op. 1891-1-60 sayılı yazıdan anlaşılmasına ve dâvâlı idare tarafın dan ileri sürülen, davacının muhtelif tarihlerde almış bulunduğu oda hapsi cezalarının kendisinin yetersizliğine bir delil teşkil edemiyeceğine binaen ehliyeti hususunda yukarıda zikredilen müspet deliller muvace hesinde davacının yine yukarıda kesin hüküm neticeleri bildirilen 1958 yılı sicil kâğıdına, çok kısa bir zaman zarfında başka sicil âmirleri ta rafından bu sicilin tamamiyle aksi mahiyette menfi sonuçlu olarak tan zim edilen 15/6/1959 tarihli sicile istinaden «yetersizlik» sebebiyle Ordu Sicil Talimatnamesinin 33 üncü maddesi delaletiyle 5434 sayılı kanunun 39 uncu maddesinin «E» fıkrası gereğince emekliye sevk edilmesi sure tiyle tesis edilen muamelenin mevzuat ve hukuk kaidelerine aykırılığı sebebiyle iptaline ve davacının tekrar vazifeye alınması hususu bu iptal (Resmî Gazete) Sahife: 4
kara.rı üzerine idaresince ittihaz edilecek yeni bir karara mütevakkıf bulunduğu cihetle bu yoldaki talebin fılhal tetkik kabiliyeti olmadığına ve bilfiil çalışılmayan müddet için maaş, tahsisat vesaire namı ile bir istihkak ödenmesine ve yine aynı sebeple bu sürenin fiilî hizmetten sayıl masına kanuni cevaz ve mesağ bulunamıyacağma binaen dâvanın bu hususlara taallûk eden kısmının reddine» ve yine aynı dairenin 16/3/1964 gün, E : 1962 - 5398 K : 1964 - 1193 sayılı kararında; «Harb Okulu H u kuk öğretmeni iken 24/8/1960 tarihli karar ile 5434 sayılı T. C Emekli Sandığı Kanununun değişik 39 uncu maddesinm «b» fıkrasına istinaden emekliye sevkedılen davacı, işbu işlemin iptali hakkındaki idari dâva sını 24/11/1962 tarihinde açmıştır.
5434 sayılı kanunun değişik 39 uncu maddesinin «b» fıkrasının son bendi Anayasa Mahkemesinin 30/1/1963 gün ve 21 sayılı karariyle iptal edilmiş olmasına göre dâvâlı idarenin, bu nevi tasarrufların kati olduğu ve aleyhine kaza mercilerine başvurulamıyacağı yolundaki defi varit görülmemiştir.
Yukarıda zikredilen 39 uncu maddenin, kurumlarınca tesis olunan emeklilik kararları aleyhine hiç bir surette kaza mercilerine başvurula mıyacağı yolundaki hükmü Anayasa Mahkemesinin, 11/3/1963 günlü ve 11352 sayılı Resmî Gazete'de neşredilen, 30/1/1963 tarih ve 21 sayılı karariyle iptal edilmiş bulunduğu ve Danıştaya dâva açma hakkı da 11/3/1963 tarihinden itibaren doğduğu ve dâva henüz karara bağlanma dığı cihetle hâdisede süre aşımı da bulunmamaktadır.
Diğer taraftan Anayasa'nın 152 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında, «iptal kararı geriye yürümez» denilmektedir. B u hüküm ile, iptal k a rarından evvel idarece tesis olunmuş işlemler sonunda üçüncü şahıslar için husule gelen sübjektif hakların ihlâline manı olunarak âmme inti zamının korunması maksadının istihdaf edildiği aşikârdır Kurucu Mec lis Anayasa Komisyonunun mucip sebepler mazbatası da bu görüşü teyit etmektedir. 152 nci maddenin 3 üncü fıkrasındaki hüküm mutlak mana da kabul edildiği takdirde, Anayasa'ya aykırı bir kanuna müsteniden tesis kılınan tasarruflar daima ve tabiî olarak iptal kararına tekaddüm edeceği için, verilecek iptal kararı davacının hukukuna sirayet edemlyecek ve binnetice iptal kararı hukuki neticeden yoksun kalacaktır k i bu görüşü kabule imkân yoktur. B u itibarla Anayasa'nın 152 nci mad desinin son fıkrası hükmünü ancak müktesep hakları mahfuz tutmaya matuf olarak kabul etmek iktiza eder. B u bakımlardan 5434 sayılı k a nunun 39 uncu maddesinin B fıkrasma göre 24/8/1960 tarihinde tesis olunan ihtilâf konusu emeklilik tasarrufunun Danıştay'da incelenmesine mani bir husus kalmamıştır.
5434 sayılı kanunun 40 mcı maddesinde (İştirakçi veya tevdiatçıların vazifeleriyle ilgilerinin kesilmesini gerektiren yaş haddi 65 yaşını doldurdukları tarihtir.) denmek suretiyle, umumiyet itibariyle, memur ların bu yaşa kadar hizmet edebilecekleri açıklandıktan sonra aynı mad denin (... .hizmet müddetleri ne olursa olsun 60 yaşını dolduranlar hak kında da kurumlarınca yaş haddi uygulanabilir.) hükmü ile idarenin 60 yaşmı dolduran memurlar hakkında, hizmet müddetine bakılmadan, yaş haddinin uygulanabileceği tasrih edilmiştir.
Yaş hadlerinden başka, adı geçen kanunun 39 uncu maddesinin muhtelif fıkra ve bentlerinde, muayyen hizmet müddetlerini dolduran ların istekleriyle askerî şahıslardan gayrı memurların da tüzüğüne gore sicilleri üzerine re'sen emekliye şevkleri hüküm altına alınmış ve mad denin «b» fıkrası ile de bunlardan ayrı olarak, diğer fıkralarda emekliye şevki icabettiren haller dışmda, 30 hizmet yılını tamamlamış olanların kurumlarınca (Lüzum) görüldüğünde re'sen emekliye sevk edilebilecek leri hükmü yer almıştır.
39 uncu maddenin «b» fıkrası ile idareye tanınmış olan takdir yet kisinin hizmetin icabettirdiği lüzum unsuru ile takyit edilmiş bulunması, bu yetkinin idareye mutlak olarak tanınmamış olduğunu açıkça gös termektedir. 39 uncu maddenin «b» fıkrasmdaki (Lüzum) unsurunun tâ yin ve tesbitinde, maddenin diğer fıkralarında emekliye şevki icabettiren hususların dışında sebepler aramak gerekir. B u sebeplerin başlıca me murun bedeni kudret ve kabiliyet ve fikri takatsızlıklar bakımından gö revini lâyikıyle ve muntazaman ifa edememesi dolayısiyle aksayan ve başarılamıyan ve binnetice i y i yürümüyen âmme hizmetinin muktedir ve daha verimli ellere tevdiini temin etmek ve hizmetin ifasında lüzum suz yere kadroların kabarmasına imkân vermemek gibi hususlar olması lâzım gelir.
Dâvâlı idare, davacının işini lâyıkı ile yapamıyacak surette bedeni ve fikri kabiliyetten mahrum olduğuna dair herhangi bir vesika ibraz etmemiş ve âmme hizmetinin aksadığına dair sebep de ileri sürmemiş olduğu gibi dâvacmın görevinin ehli bulunduğu ara kararı ile celp ve tetkik olunan davacıya ait sicU ve şahsi işlem dosyasının tetkikinden anlaşılmakta ve ara kararı ile emekliye şevkine ait lüzumun neden iba ret bulunduğu sorulmasına rağmen dâvâlı idare; kendisinin sadece, 5434 sayılı kanunun 39 uncu maddesinin «b» fıkrası gereğince emekliye sevk olunduğundan bahsetmek suretiyle binnetice re'sen emekliye şevkinde yukarda izah olunduğu veçhile mevcudiyeti gereken bir lüzumun bulun madığını kabul eylemiş bulunmaktadır Bu sebeplere binaen maksat yönünden kanun hükümlerine aykırı olarak davacı hakkında tesis edilen re'sen emekliye sevk tasarrufunun iptaline ve davacının yeniden vazifeye alınması hususu bu iptal kararı üzerine idaresince ittihaz olunacak yeni bir karara mütevakkıf bulun duğundan bu yoldaki talebin filhal tetkik kabiliyeti olmadığına ve mu maileyhin 1960 yılında emekliye sevk edilmesinden sonra geçirdiği müd det memuriyette geçmiş bir hizmet müddeti olmamasına göre barem ve emeklilik mevzuatı muvacehesinde bu müddetin terfi kıdem ve emek lilik müddetlerine sayılması mümkün bulunmadığından bu yoldaki tale bin ve cereyanı hale göre idareye ağır bir hizmet kusuru atfedilemiyeceği cihetle tazminata müteallik talebin de varit görülmemesine binaen dâvanın mezkûr hususlara taallûk eden kısmının reddine» denilmiş;
2 — Sekizinci Dairece verilen 10/11/1961 gün, E : 1960 - 8352
K : 1961 - 3703 sayılı kararla; «Danıştay Beşinci Dairesince verilen 28/9/1956 tarih ve 2322 sayılı karar ile davacı hakkında tesis olunan emeklilik muamelesinin iptal edildiğinin anlaşılmasına ve işbu iptal hükmü de makable şâmil ve müteveccih bulunduğu muamelenin vaki ol mamış telâkki edilmesini icap ettirdiği, idare hukukunun umumî pren sipleri iktizasından olmasına binaen, davacının emekliye sevk tarihi ile bu muamelenin iptali kararından sonra-tekrar vazifeye başladığı tarih arasında geçen müddetin rütbesine ait terfi müddetinde nazara alınması gerektiğinden ve celbolunan sicil dosyası münderecatından davacının di ğer terfi şartlarını da haiz bulunduğu anlaşıldığından 30/8/1957 tarihin den muteber olmak üzere binbaşılığa terfi ettirilmesi icabederken hilâ fına müttehaz muamelenin mevzuata aykırılığı sebebiyle iptaline ve mez kûr tarihten itibaren noksan tediye edilen maaş farklarının tazminat ola rak ödenmesine» karar verilmiştir Sekizinci Dairenin kararı yukarıda görüldüğü üzere i k i hüküm i h tiva etmektedir.
a - Emekli statüsünde geçen sürenin kıdemden sayılması, b - Ayrıca terfi şartlarını da haiz olan davacının terfiinin yapıl ması.
Beşinci Daire karariyle Sekizinci Daire kararı arasında mübayin olan husus, sadece emekli statüsünde geçen sürenin kıdemden sayılıp sayılamıyacağma taallûk etmesi itibariyle, birleştirilecek içtihadın yal nız kararların buna müteallik hükümlerine inhisar etmesi gerekir.
İptal kararlarının, kanunen belli çeşitli sebepler muvacehesinde idari tasarrufu yapıldığı tarihe kadar ortadan kaldıracağı için geçmişe şâmil olduğu idare hukukunun umumi prensiplerindendir.
B u itibarla iptal dâvasına konu olan idari bir işlem ve kararın Danıştayca iptal edildiği tarihten değil idarece verildiği andan itibaren ortadan kalkmış sayılması gerekeceğine binaen emeklilik işlemleri iptal edilen personelin emekliye çıkarıldıkları tarihle iptal kararı üzerine ye niden vazifeye başladıkları tarih arasında geçen sürenin kıdemlerinde nazara almması gerektiğinden içtihadın Sekizinci Dairenin 10/11/1961 tarih ve E ; 1960 - 8352 K : 1961 - 3703 sayılı kararının kıdeme taallûk eden hükmü veçhile birleştirilmesine 9/7/1966 gününde oy çokluğu ile karar verildi.
İptal kararlarının makable şâmil olduğu yolundaki idare hukuku prensibinin, hukuki ve kanuni sarahat ve imkânsızlıklar karşısında uygulanamıyacağı yine idar% hukuku esaslarından olmasma binaen k a nunda hüküm bulunan hallerde kanunu uygulamak zaruridir.
İçtihadı birleştirme kararının konusu da bu istisnai hâdiselerden birini ve en mühimini teşkil etmektedir.
Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sınm 132 nci mad desinde, hâkimlerin Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlarma göre hüküm verecekleri belirtilmiştir. Binaenaleyh Anayasamızın sırasıyle koyduğu bu esaslara göre kanunda hüküm varken bunun i h mal edilip hukuk prensiplerinin uygulanması Anayasa'ya aykırı olur.
İçtihadı birleştirme kararının konusu ile ilgili mevzuata gelince :
4273 sayılı Subaylar Heyetine Mahsus Terfi Kanununun 3 üncü maddesiyle subayların terfileri için i k i şart konulmuştur. B u şartlardan biri kıdem, diğeri ehliyettir.
Aynı kanunun 5611 sayılı kanunla değişik 10 ve 6743 sayılı kanunla değişik 11 inci maddeleri her rütbede ve kıta hizmetinde fiilen geçiril-
(Resmî Gazete) Sahif*^5 mesi mecburi en az süreyi tesbit etmiş ve kanunun İS inci maddesi de ehliyet için gerekli şartları belirtmiştir.
3656 sayılı Devlet Memurları Aylıklarının Tevhit ve Teadülüne dair Kanunun 4598 sayılı kanunla değişik 7 nci maddesi, yukarı dereceye terfi için en az üç sene bir derecede bulunmuş ve bu kadar müddet o derece maaşını fiilen almış ve üst dereceye terfie ehliyet kazanmış ol mayı şart koymuş ve ehliyetin tesbitinde aranacak şartları da açıkla mıştır.
B u maddelerden açıkça anlaşılacağı üzere kıdem hakkı bilfiil va zife yapmakla kazanılabileceğinden memuriyetle ilgileri kesilmiş bulu nanların emekli statüsünde geçirmiş oldukları sürelerin kıdemlerine sa yılması kanunen mümkün bulunmamaktadır.
Kaldıki emekliye sevk tasarrufu a3ker ve sivil personeli dahil ol duğu statüden çıkaran bir şart tasarruf olup ilgilileri emekli statüsüne dahil eder. Kıdem hükümleri ise memur ve subay statülerinde yer almış > olduğundan bu statülerden ayrılan kimselerin emekli olarak geçirmiş I bulundukları süreleri kıdemlerinden saymak idare hukuku esasları ba- 1 kımmdan da isabetsiz olur.
1 Diğer taraftan 5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununun 31 inci i maddesi, emeklilik fiilî hizmet süresini iştirakçi ve tevdiatçının tam ke- I senek vermek suretiyle geçirdiği müddet olarak tarif ettiğine ve emekli ı statüsündeki personel emekli aidatı ödeyecek personelden olmadığına göre bahis konusu sürenin ayrıca emeklilik kıdeminden de sayılmasına kanuni imkân olamıyacaktır.
B u sebeplerle emeklilik işlemleri iptal edilmiş olan personelin ' emekli statüsünde geçirmiş oldukları sürelerin kıdemlerine eklenmesi kanuna aykırı görüldüğü ve bu konuda verilecek iptal kararlarının k a nunun açık hükümleri karşısında ancak tazminat hakkı doğuracağı k a nisiyle çokluk kararına karşıyız ve içtihadın Beşinci Daire kararlarına göre birleştirilmesinin kanuna uygun olacağına inanıyoruz.
Dışticaret İşlerine Dair Sirküler İthalât: (66/42) 4 Temmuz 1966 tarihli 12339 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1966 yılı İkinci Altı Aylık Tahsisli İthal Malları Listesinin 391 sıra nu- ••• marasında yer alan «yalnız kamyon, kamyonet, (Minibüs, Station W a gon, pikap, panel, arazi binek, otobüs şasisi ve çekicileri dâhil) montajı için ithali lüzumlu maddeler (Madenî ve ahşap kasalar hariç)» kotası nın ibaresi «yalnız kamyon, kamyonet, minibüs, arazi binek ve çekici tablalı (5'th Wheel) treyler çekicileri montajı için ithali lüzumlu mad deler (Madenî ve ahşap kasalar hariç) (Yalnız Montaj Sanayii Talimatı Bölüm III, madde : 1 gereğince imali için müsaade alınmış bulunan marka ve neviler için)» şeklinde değiştirilmiştir.
Türk Parası Kıymetini Koruma hakkında 17 sayılı karara ilişkin tebliğ İthalât:
Seri V I I Bedelsiz : No : 30 Seri III N o : 3 bedelsiz ithalât tebliğinin 22, 23, 24, 25, 26, 30, 31 ve 33 üncü maddelerine aşağıdaki değişiklik ve ilâveler yapılmıştır.
Madde 1 —• Tebliğin birinci fıkrasındaki «Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı firma, müessese ve mütaahhitliklerin > ibaresinden son r a «Yeni tesis kurmak veya mevcut tesislerini tevsi etmek ve yenile mek maksatları dışında,» ibaresi eklenmiş, aynı fıkranın sonundaki «Taahhütname alınmak suretiyle izin verilir» ibaresi «Taahhütname alın mak ve 24 üncü madde esaslarına uyulmak şartiyle izin verilebilir» şek linde düzeltilmiştir.
Madde 2 —• Tebliğin 23 ühcü maddesinin başlangıç kısmı «Yaban cı sermayenin iştirakiyle Türk kanunlarına göre kurulan şirketlere ha riçteki ortak veya ortakları tarafından gönderilecek» şeklinde değiştiril miştir.
Madde 3 — Tebliğin 24 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştiril miştir :
22 ve 23 üncü maddeler gereğince yapılacak bedelsiz ithal taleple rinden yıllık tutarı : 100.000,— lirayı geçmeyenler kambiyo müdürlük lerince, bu haddi aşanlar Maliye Bakanlığınca tetkik ve intaç olunur.
Ancak, bu husustaki müracaatların, malların gümrüklere getirilmesin den önce yapılması lâzımdır.
Bedelsiz ithal taleplerinin takibi bakımından firma ve müessese ler, yapacakları müracaatlarda o yıl içersinde kendilerine verilen bedel siz ithal müsaadeleri yekûnunu ve her bedelsiz ithal izni ile yurda fiilen ithal ettikleri malların cins ve miktarını, ithalâtın yapıldığı memleketi de belirterek, bir liste halinde beyan ederler.
Yukardaki maddelerde yazılı hususların tevsiki için lüzumlu görü lecek vesaikin ibrazı istenebilir.
Madde 4 — Tebliğin 25 ve 26 ncı maddelerinde bedelsiz ithal izni vermeye yetkili merci olarak zikredilen «gümrük başmüdürlükleri vc müstakil gümrük müdüılükleri», «kambiyo müdürlükleri» olarak değiş tirilmiştir.
Madde 5 — Tebliğin 30 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştiril miştir.
A —• 5383 sayılı Gümrük Kanununun 18 inci maddesi gereğince dip lomasi muaflıklarından faydalanan hakikî ve hükmi şahıslar tarafından zat ve aile ihtiyacında kullanılmak üzere muafen yurda sokulmuş olan otomobil ve benzeri nakil vasıtaları ile mal ve eşyaların, muafiyeti haiz olan diğer hakikî ve hükmi şahıslara satılması, devir, rehin, hibe ve tem lik edilmesi ve bunların istifadelerine bırakılması serbesttir.
Ancak, bu esaslar dairesinde muafen yurda ithal edilip, gene muafi yetten faydalanan hakikî ve hükmi şahıslara satılacak, rehin, hibe, ve temlik edilecek veya başka usullerle bunların istifadelerine bırakılacak otomobil ve benzeri nakil vasıtalarının, trafik makamlarınca yeni sahip leri adına tescili ve Gümrük ve Teken Bakanlığındaki kayıtların düzeltil mesi için bu şahısların muafiyetten istifade ettiklerinin, Dışişleri Bakan lığından alınacak belgelerle tevsiki mecburidir.
B — Münhasıran 6375 sayılı Kanunla onaylanan sözleşmelerde ve protokolda tarifi yapılan şahısların ve 6427 sayılı Kanunla tasdik olunan i k i taraflı anlaşma hükümlerinden faydalanan şahısların muafen yurda ithal ettikleri otomobil ve benzeri nakil vasıtaları ile mal ve eşyaların muafiyetten istifade eden bir başka şahsa satılması, devir, rehin, hibe ve temlik edilmesi veya bunların istifadelerine bırakılması serbesttir.
Ancak, bu esaslar dairesinde muafen ithal edilip, gene muafiyetten faydalanan bir başka şahsa satılacak, rehin, hibe ve temlik edilecek veya başka usullerle bunların istifadelerine bırakılacak otomobil ve benzeri nakil vasıtalarının trafik makamlarınca yeni sahipleri adına tescil edi lebilmesi için bu şahısların muafiyetten istifade ettiğinin Dışişleri B a kanlığının iş'arı üzerine Gümrük ve Tekel Bakanlığının vereceği bir belge ile tevsiki mecburidir.
Madde 6 — Tebliğin 31 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştiril miştir A — 5383 sayılı Gümrük Kanununun 18 inci maddesi gereğince dip lomasi muaflıklarından faydalanan hakiki ve hükmi şahısların muafen yurda soktukları otomobil ve benzeri nakil vasıtaları ile mal ve eşyaların, muafiyeti haiz olmayan hakikî ve hükmi şahıslara satılması, devir, rehin, hibe ve temlik edilmesi veya başka usullerle bunların istifadelerine bıra kılması mütekabiliyet kaydiyle serbesttir,
Benzer kararlar
Benzerlik yalnız kurallarla hesaplanır: aynı daire, kurul ya da karar türü, ortak kanun maddesi atıfları ve ortak terimler. Yapay zekâ kullanılmaz.